Pazar günü ‘yabancı’sı
İnsan pazar günleri kimliksiz uyanır. O, bütün ölmüşlerin zevkle kendini hatırlattığı ve bizi dünyanın bir mezarlık olduğuna inandırdıkları zafer günüdür. Daha gözlerinizi açar açmaz, ezeli ve ebedi…
İnsan pazar günleri kimliksiz uyanır. O, bütün ölmüşlerin zevkle kendini hatırlattığı ve bizi dünyanın bir mezarlık olduğuna inandırdıkları zafer günüdür. Daha gözlerinizi açar açmaz, ezeli ve ebedi…
Biz Türklerin tezgâha koyup pazarlayacağı, pazarlamaktan kâr umduğu hiçbir ideolojisi yoktur. Böyle olduğu için de pazarlamacılar çoğaldığında hemen endişeye kapılırız. Nedir bu endişemizin sebebi?…
14 Aralık 2016. Gece yarısı. Ne geçmiş ne de gelecekle ilgisi var bu yazının. Tam şu anla, gecenin şu saatiyle ilgili. Sürekli yeni haberler geliyor, görüntülü ve görüntüsüz yardım çığlıkları. Eski…
İyi okurlar bazı kitapları kıskanır, onları hiç değilse bir süreliğine kimseye tavsiye etmezler. Rus yazar Bulgakov’un “Üstat ve Margarita”sı da bu kıskançlıktan nasiplenmiş bir kitaptır. Bir…
Biz Aladağ diye bir yer olduğunu hiç bilmiyorduk; meğer varmış. Ve Aladağ diye bir yerde, bir öğrenci yurdunda 34 kız çocuğu yaşıyormuş. Hepsi de köylü kızlarıymış bunların; üstlerine çimenlerin…
Şilteler, kötü kanepeler ve yer minderleri. Ekranı karınca kaynayan televizyonların karşısında, Levent Kırca’nın ucuz esprilerine atılan kahkahalar. Kimse tam olarak görünmüyor ama sesler muntazam…
Tıpkı insanlar gibi toplumların da korkuları vardır. Bazıları zayıflamaktan, bazıları geri kalmaktan, bazıları düşmanları karşısında yenik düşmekten korkar. Oysa biz Türkler, korkumuzu bir adım daha…
Abdullah: Biz ona Apo Bey diyoruz. Bıyıklı. Bıyıkları dudaklarının üstüne sarkıyor. Sürekli takım elbise giyiyor ama kravat taktığına hiç şahit değiliz. Otuz yıldır at yarışlarını takip ediyor. Bu…
“Agamben, Il Fuoco e il racconto’nun (Ateş ve Öykü) girişinde, daha önce Shumel Yosef Agnon, Gersom Scholem, Elie Wisel ve diğerleri tarafından aktarılmış ateş hakkında bir öykü anlatır. Hasidik…
Bir gün işleri yoluna koyduğumuzda ziyaretine gitmeye söz verdiğimiz arkadaşların sayısı gittikçe artıyor. Bizi ziyarete gelecek olanların sayısı da öyle. Telefonda konuşurken ya da ayaküstü…
“Sen” diye geçirdim içimden, “Bazen öyle çok konuşuyorsun ki, kendi içini yağmalayıp başkalarına dağıttığının farkına varmıyorsun. Gün içinde başından geçenleri anlatıyorsun insanlara: Sabahleyin…
André Malraux’un, Çin’in Şanghay kentinde, 1927 yılındaki devrimci direnişi anlattığı romanı “İnsanlık Durumu”nda, kahramanların zaman zaman huzuruna girip çıktıkları bir adam vardır: Gisors. Yazar…
Rahat zamanlarında geçmişle ilgili anlatılanlar bir hikâye gibi gelir sana. 93 Harbi mesela, artık çok eskilerde kalmış bir savaşın adıdır; Balkan Savaşları da öyle. Çanakkale ya da İstiklal Harbi…
Adını Osmanlılar kadar sık anmıyoruz. Biraz artık çok uzaklarda kaldıkları için, biraz da ‘piyasaları’ olmadığından. Oysa Anadolu coğrafyasında inşa ettiğimiz büyük tarihi Selçuklulara borçluyuz…
Şehirde bir ya da birkaç mevsim geçirdikten sonra yolunu kırlara, ormanlara ya da dağ yamaçlarına düşürenler tuhaf bir huzur hissederler. Bu huzurda doluluktan, gürültüden, hızdan ve telaştan hiç…
Romancılar geçmişe gitmeyi sever, sinemacılar da öyle. Geçmiş, irili ufaklı sayısız hikâyenin yaşandığı yerdir. Bu hikâyelerden pek çoğunun üzeri zaman tarafından örtülmüştür. Kimse bir zamanlar…