Kediler ve köpekler şehri İstanbul
Hayvanlara yapılan eziyetlerin sosyal medyada sıkça gündeme gelmesi, Sakarya’da ayakları ve kuyruğu kesilmiş halde bulunan yavru köpeğin kamuoyunda büyük öfke uyandırması hayvan hakları yasasının…
***
Osmanlı nizamında hayvan hakları Ali Şükrü Çoruk Son günlerde maalesef fayton atları ve işkence edilen köpekler dolayısıyla tekrar gündemimize gelen hayvan hakları meselesi aslında moderniteyle birlikte değişen insan tabiat ilişkisinin olumsuz bir sonucudur. Modern zamanlarda değişen insan-tabiat ilişkisi tabiat aleyhine bir süreç izlemiş, her şeyi kontrol altına alma anlayışı hayvanların yaşam alanlarını iyice daraltmıştır. Hayvan hakları temelinde geleneksel Osmanlı yaşantısına baktığımızda bugünkünden çok farklı bir durumla karşılaşmaktayız. Osmanlı’da başta kedi, köpek ve kuşlar olmak üzere şehirlerin doğal sakinleri kabul edilen hayvanlara insaf ve merhamet hissiyle yaklaşıldığını görüyoruz. İstanbul’da bazı cami ve medrese duvarlarına iliştirilen ve her biri ayrı bir sanat eseri kabul edilen kuş evleri bunun en somut göstergesidir. Buna bağlı olarak hayvanlara kötü muamelenin ayıplandığı, hatta ceza verildiği Osmanlı toplumunda ve hukuk düzeninde konuyla ilgili pek çok örnek vak’a ile karşılaşmak mümkündür. Bunlardan birisi 16. yüzyılda Kanuni döneminde İstanbul’a gelen Alman Elçisi Busbecq’in hatıralarında yer almaktadır. Busbecq Türk Mektupları başlığıyla yayınlanan hatıralarında Osmanlıların hayvan sevgisi karşısında şaşkınlığını gizleyemez. Türkiye’de hayvanlara kötü muamele edenlere ceza verildiğini söyleyen elçi kendisinin bizzat şahit olduğu bir olayı anlatır. Busbecq’in ifadesine göre Galata’da kuyumculukla uğraşan Venedikli bir tüccar eğlence olsun diye bir guguk kuşunu kanatlarından gerip evinin duvarına asar. Kuşun ağzına da devamlı açık kalması için bir çubuk yerleştirir. Bunu gören Osmanlılar hemen mahkemeye başvurup tüccarı tutuklatır. Hâkim tarafından cezaya çarptırılan Venedikli tüccar Venedik elçisinin araya girmesi sonucu serbest bırakılır. Merkep sahibine merkeplik cezası Osmanlının hayvanlara yaklaşımı sadece 16. yüzyılla sınırlı değildir. Şimdi vereceğimiz ikinci örnek 19. yüzyıla aittir. Sultan Mahmut, Aziz ve Mecit dönemlerinde İstanbul’da İhtisap Ağalığı ve Şehreminliği (Belediye Başkanlığı) görevlerinde bulunan Hüseyin Bey’in yük hayvanına eziyet eden birisine verdiği ceza oldukça ilginçtir: Hüseyin Bey görevi icabı çarşı pazarı teftiş ettiği sırada Edirnekapı civarında gezerken sırtında iki çuval yükle birlikte ağaca bağlanmış bir merkep görür. Ararlar sorarlar merkep sahibini kahvehanede bulurlar, kaldırıp Hüseyin Bey’in huzuruna getirirler. Merkep sahibi sorgu sırasında yarım saat önce Sur haricindeki köylerin birinden geldiğini, tütün içmek ve biraz da yorgunluk atmak için hayvanı bağlayıp kahvehaneye girdiğini söyler. Bu duruma kızan Hüseyin Bey’in verdiği emir üzerine derhâl hayvanın sırtından çuvallar alınır ve boynuna bir torba yem takılır. Daha sonra hayvanın üzerindeki çuvallar sahibinin sırtına yüklenir ve ağaca bağlanır. Merkebin taşıyabileceği yükü bir insanın taşıması zor olduğundan adam yalvarmaya başlar. Ağlar, sızlar, bağırır, feryat eder, kimse kulak asmaz. Hayvan torbadaki yemi bitirinceye kadar çuvallar herifin sırtında bağlı kalır. Gerçi bugünkü anlayışımızla Hüseyin Bey’in merkep sahibine verdiği cezanın biraz ağır olduğunu kabul etmek gerekiyor. Ancak bu durum Osmanlıda hayvan hakları konusunda var olan titizliği göstermesi bakımından önemlidir. Modernleşmenin hız kazandığı dönemlerde ise batıdaki gelişmelere paralel olarak hayvanlara yaklaşım değişecektir. Öncelikli hedef yüzyıllardır İstanbul’un sakinleri arasında yer alan sokak köpekleridir. Başta Şinasi gibi modernleşmeci aydınlar sokak köpeklerinin İstanbul’a yakışmadığını düşünerek bunların şehirden uzaklaştırılmaları gerektiğini savunan yazılar yazacaktır. Modern şehir örneği olarak Avrupa şehirlerini gören Şinasi’nin bu arzusu ise II. Meşrutiyet’ten sonra gerçekleşecek ve 1910 yılında İstanbul’un sokak köpekleri toplanarak Hayırsızada’ya sürgüne gönderilecektir.