Mason tehlikesi
Gerçek Hayat devlet belgelerini ifşa ediyor. İlki, 1960’da hazırlanan iki adet masonluk raporu. 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından Millî Birlik Komitesi, Genelkurmay Başkanlığı’na hitaben Millî Birlik…
------ 0 ------
EMNİYET DE RAPOR GÖNDERİYOR Millî Birlik Komitesi’nin masonlarla ilgili bilgi istediği kurumlardan birinin de Emniyet Umum Müdürlüğü olduğunu belirtmiştik. Bugünkü adıyla Emniyet Genel Müdürlüğü raporunu tamamlayarak gönderdiği tarih ise 14 Eylül 1960. Raporun altında İçişleri Bakanı Yardımcısı Müsteşar Hilmi İncesulu’nun imzası yer alıyor. Ancak onun da altında iki gün sonraya ait Kurmay Albay Süreyya’nın ‘olur’ imzası da görülüyor. “Başbakanlık Yüksek Makamına” diye başlayan 102054 sayıda kayıtlı “gizli” damgalı metin şöyle başlıyor: “Memleketimizde Cemiyetler kanunu hükümlerine göre kurulmuş ve halen faaliyet halindeki Mason Cemiyetler ile bunların şubeleri hakkındaki malumatı gösterir not ilişikte takdim kılınmıştır. Masonluğun mahiyeti hakkında servislerince elde edilerek Yüksek Başbakanlığa sunulacak malumattan bakanlığımızın da haberdar edilmesine müsaadelerini saygı ile arz ve rica ederim.” İKİ MASON CEMİYETİ VAR Elbette çok sayıda mason locası mevcut. Ancak bunların iki çatı kuruluşu var ve raporda “Masonlara ait hâlen Memleketimizde faaliyet hâlinde olan iki cemiyet mevcut bulunmakta olup bunların merkez ve şubeleri hakkında mevcut malumat aşağıya çıkarılmıştır” deniyor ve bunlar genel merkezi Ankara olan “Türk Yükseltme Cemiyeti (Türkiye Büyük Meşriki) ve genel merkezi İstanbul olan Türkiye Mason Derneği şeklinde listeleniyor. Her ikisi içinde resmi tüzüklerinde formaliteyi tamamlamak için yazan amaçları “gâyesi” başlığı altında olduğu gibi aktarılıyor. İçişleri Bakanı Yardımcısı Müsteşar Mehmet Hilmi İncesulu’nun imzasını taşıyan ve gariptir resmi evrakta adı yerine isminin ilk bölümüne yer vermeyen müsteşar, “Bu Mason Cemiyetleri Cemiyetler kanunu hükümlerine göre kurulmuş ve faaliyetlerine bu kanun çerçeve dâhilinde devam etmektedir. Hariçteki Cemiyetlerle alakaları bulunmamaktadır. Gizli tarafları hakkında herhangi bir mâlumat dosyalarında mevcut bulunmamaktadır” şeklindeki notu ödülünü alacak ve kısa bir süre sonra mensubu olduğu masonlar yani mason İsmet İnönü sayesinde Milli Eğitim Bakanlığı’na getirilecektir. ‘KİLİT NOKTALARI İŞGAL ETMİŞLER’ Zamanın Emniyet Umum Müdürlüğü’nce hazırlanarak İçişleri Bakanlığına gönderilen “Mason Tehlikesi” başlıklı raporda masonlarla ilgili ciddi değerlendirmelere yer verilerek Türkiye tarihinin özeti mahiyetindeki şu sarsıcı tespit yapılıyor: “Vekâletlerde (Bakanlıklarda), İktisadi Devlet Teşekkülleri (KİT)’nde ve diğer devlet müesseselerinde, kanunsuz ve yolsuz birçok işlerin müsebbipleri ve suçluları olarak tanınanlar halen kilit noktalarını işgal etmekte ve İnkılabın ilk günlerinde uzaklaştırılmış olanlarda perde arkasında çalışanların tavsiye ve himayeler ile maalesef gene sinsi sinsi diğer kilit noktalarını işgale çalışmakta ve muvaffak olmaktadırlar.” KİM BU SİNSİ İŞGALCİLER? Başlıktaki suâl, raporun ikinci paragrafında şöyle cevaplanıyor: “Bu sinsi ve gizli faaliyetlerin en tehlikelisi olarak beliren MASON cereyanıdır. Dünya MASON teşkilatının tanımadığı ve reddettiği “Türkiye Mason Cemiyeti”, daha doğru bir deyimle bu dejenere olmuş klik, 27 Mayıs İnkılabından evvel’ meşrîkî azamları Ahmet Salih Korur tarafından sevk ve idare edilmekte idi. Bugünkü üstadı azam'larının kim olduğu henüz mâlum değildir.” ‘SİYONİZMİN ALETİ OLMAKTA VE MAŞA GİBİ KULLANILMAKTA’ “Milliyetperver ve vatansever olarak bilinen şahsiyetlerin ifadelerine göre, her türlü vasfını kaybeden bu soysuzlaşmış klik, Siyonizm’in aleti olmakta ve bir maşa gibi kullanılmaktadır. Klik mensuplarına birbirlerini son derece tutmakta ve himaye etmektedirler. Halen kilit noktalarını ellerinde bulunduran bu teşkilatın yolsuz işlerde ün yapmış mensupları ve nasıl tayin edildikleri her gün hayretle müşahede edilmekte olan diğer emsalleri dikkat ve hassasiyetle kovuşturmayı icap ettiren sinsi ve tehlikeli bir cereyanın en yeni ve en canlı örnekleridir. Bu cereyan hemen hemen her vekâlet ve müesseseye nüfuz etmiş ve bazı vekâletlerde de kesâfet tesis etmiştir. Tasvip edilmeyen, üzüntü ve endişe ile karşılanan tayinlerde ve bazı lâyık olmayanların hâlen işgal etmekte oldukları kilit noktalarını tahkim etmelerinde, destek olan gizli elleri tespit etmek ve milli İnkılabımızı zaafa uğratma temayülü sezinlenen bu sinsi cereyana son vermek için en ciddi aktif tedbirlerin alınması zamanının geldiğine katiyetle inanılmaktadır.” BELGE İTİRAFNAME GİBİDİR Raporun devamında yer alan ve bir nevi itiraf mahiyetindeki metin, iki mason teşkilatı artasındaki kavganın göstergesidir. Bundan daha önemli olan ise, CHP’li (27 Mayısçı) masonların DP’de yuvalanan masonlara karşı gösterdikleri kin, aynı zamanda kime hizmet ettiklerinin de açık bir itirafnamesidir. Bir nevi şecaatlerini arz ederken sirkatlerini söylemektedirler. Dejenere olmakla itham edilen ve adı geçen Türkiye Mason Cemiyeti meşrîkî azamı Ahmet Salih Korur, İnönü iktidarında 1945'te Tapu ve Kadastro Genel Müdür Yardımcılığı ve ardından da Toprak İskân İşleri Genel Müdürlüğüne getirilmiş, Demokrat Parti iktidarında ise mason Celal Bayar tarafından 31 Temmuz 1950’de Başbakanlık Müsteşarlığı’na atanmış. 1955-1960 yılları arasında Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası üstatlığı yapmış ve çeşitli Bakanlıklarda müsteşarlık görevlerinde de bulunmuş olan Korur, aynı zamanda 1957’de Başvekâlet Millî Emniyet Hizmetleri Reis Vekilliği yani mezkur raporu hazırlayan teşkilatın genel müdürlüğünü yürütmüş, ardından da yeniden Başbakanlık Müsteşarlığı’na atanmış, darbe sonrasında da tutuklanarak Yassı Adaya gönderilmiştir. MASONLAR ARASI KAVGA Masonların kirli çamaşırları ve hizmet ettikleri yahut da maşalık ettikleri yapıları ifşa eden bilgi ve belgeler, Millî Birlik Komitesi’nin amacının masonları tespit etmek olmadığını; aksine DP’li, DP’nin tayin ettiği ve özellikle de CHP’li ve İnönü’cü olmadıkları için “dejenere” olmakla suçlanan masonları tespit etmek olduğunu gösteriyor. Demokrat Partililer bir nevi Mustafa Kemalci sayılırken, diğerleri yani o dönemki adıyla “Türk Yükseltme Cemiyeti (Türkiye Büyük Meşrik)’nin ise İnönücü olduğu anlaşılıyor. MAH Raporunda olduğu üzere İnönü’yü korumak için, Mustafa Kemal Paşa’ya sığınılıyor. Daha açık ifadesiyle günümüzde de hep yapıldığı üzere, Mustafa Kemal Paşa’yı ortadan kaldıranlar onu kullanıyor. MASONLAR MASONLARI TASFİYE EDİYOR Raporun “alınacak tedbirler” başlığında kliğin yani DP’yi desteklemiş olan ve adı geçen Türkiye Mason Cemiyeti’nin toplantı ve faaliyetlerine muayyen bir zaman içinde son verilmesi, Ankara, İstanbul, İzmir vilayetlerindeki merkezlerinin aynı zamanda koordineli bir baskın tertip edilerek tüm evrak ve mallarına el konulması, eski iktidar zamanında yolsuz ve kanunsuz icraat ile tanınmış kliğin (Türkiye Mason Cemiyeti) mensuplarının kilit noktalarından uzaklaştırılmalarının sağlanması, yeni yapılan tayinlerde Türkiye Mason Cemiyeti’nin mensuplarının kimler tarafından himaye gördüklerinin ve desteklendiklerinin meydana çıkarılması ve bu durumun … alınmasında bulundurulması…” isteniyor. El yazısı ile eklenen 20.7.1960 tarihli not ise raporun, talimatın hemen ardından hazırlandığı isim tespiti yapıldıktan sonra üst makama gönderildiğini gösteriyor. Notta ise, “yerlerinin belli olduğu” yani eski iktidar zamanındakiler olduğu” yazılıyor. ATLANTİKÇİ PASİFİKÇİ MASONLAR Günümüzde masonların da yekpare olmadığı, farklı güç merkezlerine bağlı yapılardan oluştuğu, zaman zaman da kavgalar ettikleri bir gerçek. 27 Mayıs 1960’da yaşananlar bugünden farklı değil ise de masonların ortak hedeflerine ulaşmadaki rekabetten başka bir şey değil. TÜRKİYE’DE KAÇ MASON VAR? 2010 yılında Fatih Altaylı’ya konuşan mason reisi Remzi Sanver, o tarih itibariyle Türkiye’de 218 mason locasının ve 15 bin civarında yaşayan mason olduğunu belirtiyor. “Ritüellerimiz 15 günde birdir” diyen Sanver, “Masonluk ritüelleri olan ve ritüelleri sistemin temelinde olan bir sistemdir. Bir tiyatro sahnesi var ama bizim seyircimiz yok. Masonluğun temeli bir ülkü mabedi inşa etme, sevgi mabedi inşa etme görevi olarak görür. Süleyman Mâbedi'nin inşası tanımı da bunu temsil eder. Buradan yola çıkarak masonluğu Siyonizm ile bağdaştırmak çok yanlıştır” diyor. Ancak Süleyman Mâbedini yeniden inşa iddiasındakilerin Kudüs-ü Şerifteki bugün neyi yıkmaya çalıştıkları ortada. Öte yandan “mason localarında “Süleyman Mâbedi İnşaatını” gösteren “çalışma tablosu” vardır ve bu tablolar çırak, kalfa ve ustalarının derecelerinin “çalışma tabloları” farklıdır. Masonun derecesi yükseldikçe, o derecenin çalışma tablosunda da “mâbed inşaatının” daha da ilerlemiş görüntüsü bulunur. O yapı, Siyonistlerin Mecid-i Aksâ’nın yerine yapmaya çalıştığı Yahudi Tapınağından başkası değildir.” Bu cümleleri kuran kişinin de eski bir mason olduğunu belirtip devam edelim. “Masonlarla din ilişkisi çok merak edilen bir şey, masonluk bir din midir” sorusuna “Masonluk sembollük ve ritüelleri kullanarak daha iyi insan olma yolculuğudur. Tanrıya inanmalarını şart koşarlar mensuplarından” diye cevap veriyor Sanver. “Tek Tanrı mı” suâline karşılık ise “Hayır bir yüceliğe inanma. Yüce varlığa inanmaları esastır. Evrenin ulu mimarı deriz biz ona” diyor, ama o Tanrı’nın Müslümanların ilahı olan tek ilah yani Allah olmadığını da açıkça itiraf ediyor. ASKERLERİN ADLARI NEDEN YOK? Söz konusu raporlarda hiçbir askerin listelerde yer almaması dikkatlerden kaçmıyor. Bunun temel bir nedeni var. Bilgi Locası eski genel sekreteri Yüce Katırcıoğlu, 18 Mart 2015 tarihinde Ankara Askerî Yüksek İdare Mahkemesi’ne masonlarla ilgili yaptığı suç duyurusunda, bazı mason askerlerin adlarını zikrediyor. Türkiye’de ifşa olmalarından korkan subaylar, NATO’nun merkezi Fransa’da iken “Grand Orient de France” ve “ Grand Lodge de France” isimli mason localarına üye olurken, NATO karargâhının Belçika’ya taşınmasından sonra Brüksel RAMSAY locasına üye olmaya başlamışlardır. Yüce Katırcıoğlu’nun dilekçesinde mason olduğunu yazdığı askerler: “Kenan Evren, Semih Sancar, Bülent Ulusu, Gıyas Aran, Hilmi Özkök, Yaşar Büyükanıt, Saim Bostancıoğlu, Cemal Engin, İrfan Özaydınlı, Nejat Tümer, Tahsin Şahinkaya, M. Fahri Ağaoğlu…” MASON TEHLİKESİ GEÇTİ Mİ? Son zamanlarda masonlara ait bilgilerin abartıldığını dile getiren bazı çevrelerin masonları küçümsediği görülür. Aslında meselenin özü şudur: Siyonizm, masonlar ve hepsinin hizmet ettikleri yapıların İslam ümmeti, Türkiye ve insanlığa yönelik tehlikeleri kıyamete dek sürecektir ve geçmiş gitmiş bir şey de söz konusu değildir. Masonlar başta eski Tıp Fakülteleri olmak üzere üniversiteler, bürokrasi, ‘zengin kulübü’ olarak anılan, çoğunluğu dönmelerden oluşan örgütler, sivil ve askerî bürokrasi, siyaset, finans, medya, enerji sektörleri ve dinî yapılanmalar içinde oldukça aktifler. Pek çok dikkatli gazeteci ve kişi bir çırpıda etkili yerlerdeki pek çok masonun adını sayabilir. Fakat nedense kendine kurşun sıkma şeklindeki bu küçümseme ve sıradanlaştırma devam ediyor. BİLGİ KAYNAĞIMIZ NE? Neşrettiğimiz evrakların tümü FETÖ’nün kurucularından, CHP eski Genel Sekreteri şöhretli mason Kasım Gülek tarafından, devlet mekanizmalarından toplanmış orijinal belgelerdir. Belgeler yayınlanmadan önce, devlette onlarca yıldır evrak ve belgelerin sahte olup olmadığını tayin eden uzman bilirkişinin kontrolünden geçirildi. Dolayısıyla bu belgeler ve bundan sonra neşredebileceğimiz belgeler, Devlet kayıtlarında yer alan ve sağlamlığı hiçbir zaman tartışma konusu yapılamayacak orijinal vesikalardır.