FETÖ’cüler Hristiyanlığa sığınıyor: Yeni Sabetayistler
Almanya ve Türkiye arasında son zamanların en önemli gündem maddesi FETÖ’cülerin iadesi. Örgüt mensuplarını Türkiye’ye iade etmeyen, darbenin planlayıcılarından Adil Öksüz, Zekeriya Öz, Şerif Ali…
***
FETÖ’cüler bukalemun gibi Taha Gergerlioğlu Avrupa ülkelerinde kilise, eğitim alanı, sağlık alanı, hapishaneler gibi alanlarla altyapıya yerleştirilmiştir. Sistemin içerisindedir. Devlette ne kadar laiklikten bahsedilse de normalde din, sosyal hizmetler adı altında zaten Batı’da kurumlarda vardır. Hizmet yapısı buyken, olağanüstü bir durum oluyor, faraza Müslümanlar göç ediyorlar, bunların ihtiyacı sivil toplum kuruluşlarınca karşılanıyor. Hükümetlerinin politikalarına dayanarak bir hedef koyuyorlar. Zaten yönetmelikleri de buna göre. Böyle olunca toplumun her sahasındalar ve her an zorluk çekilince bunlara gidiliyor. İmtiyazlıdırlar. Katolik olsun, Protestan olsun, Evanjelist olsun, Ortodoks olsun fark etmez. Bir adam mülteci olarak geldiğinde, “Müslüman olmasan sana bu imkânları da sunarız” dendiğinde hissettirmeden, fark etmeden, mecbur bırakarak bir misyonerlik faaliyeti başlar. Almanya’da mahkûmların televizyonu yoktur, televizyonu kim verir biliyor musunuz? Kilise. Hapishanede televizyonu mahkûm odalarına kilise koyar. Bir mahkûmun en büyük ihtiyacı toplumu izleyebilmektir. Bu da televizyonla mümkün. Televizyonu da kilise veriyor. Sizi detaylı şekilde inceler. Size her türlü kitabı tarif eder. Sizin normal yaşamınız içinde kilisenin hizmet alanı çok büyüktür. Bu alanlardan birinde karşılaştığınızda sizden bilgi istersen, din hanesine “Hıristiyan yazıver” diyebilir. Veyahut “Senin ne olduğunu biz anlayamadık, buradaki seçeneklerden birini de seçebilirsin, Müslüman olarak yazman şart değil” diye empoze edilebilir. Mağdur insanların bir kısmı bunu kabul eder. Faşistlere de solculara da sızdılar Bu, tablonun bir kısmı. Bir de tersi var. Adam buna hazır. FETÖ örgütü geçmişten itibaren bu konuda çalışma yaptı. Her köşeye, her yere dinli dinsiz demeden her alana insan yetiştirdi ve koydu. Faşist partiye de sol partiye de adam yetiştirdi Avrupa’da. Bu örgüt üyeleri yükselebilmek için kiliseleri zemin olarak görür, Hıristiyanlığı kullanır. O yüzden buralarda “Biz Hristiyanız” mesajını rahatlıkla veriyorlar. Avrupalılarda gelen mültecileri Hristiyanlaştırmak, onları etkilemek zaten vardı, FETÖ de buna gönüllü oldu. Almanya’yı üs seçtikleri için, sivil toplum, kamu, belediyeler ve siyasi partilerin tüm organlarında bunu kullanıyorlar. Geçmişte bu çalışmayı yapmışlardı, zeminleri de hazır. Medyaya da sızdılar. Ticari ve endüstriyel alanlara da sıçradılar. Hıristiyanlaştırmayı bizzat FETÖ yapıyor Türkiye’de çok bilinmiyor, hapishanelerdeki intiharlar ve ailedeki çocuklar. 16 yaşına kadar çocuk devletin malıdır. On binlerce Türk evladına, Suriye’den gelen çocuklara el koydular. Almanlar bundan beslenir. Devşirme çocukları yetiştirme metotları gelişti, FETÖ ekibi FEX QGekibi bunlarla da teşriki mesai içinde, Türk ailelerin aleyhine şahitlik yapıyorlar. Buradaki kiliseleri bile ifsat edeceklerini düşünüyorum. Müthiş bir Hristiyanlaştırma politikası vardı, bu şimdi bizzat FETÖ elemanlarınca yapılıyor. Kendileri de giderek Hristiyan oluyorlar. Kiliselere yapılan müracaatlara, eyalet istihbarat verilerine bakılabilir, Almanya’da eyalet kayıtları açıktır, baktığınızda görürsünüz. Geçen senenin ilk günlerinde 470 müracaat vardı. Bunları incelediğinizde FETÖ’cü olduklarını görürsünüz. Belli düzeydekiler yukarıdaki yöneticiler tedbir için bunu yaptılar. Türkiye’de devleti, batıda dini ele geçirmek için çalışıyorlar. Türkiye’de bu konuda yeterli uzman yok. Bizim çocuklarımız da orada yaşıyor. Diyaneti, DİTİB’i, Almanya’da faaliyet gösteren Türkiye’yle ilgili tüm kurumları inceliyorlar. Almanlar radikalleşmeye müsait Yeni bir Protestan dini oluşturacaklar. Luther’in yaptığı şeyi yine Almanlar üzerinden deneyecekler. Dolayısıyla çok farklı gibi görünen şeyler ilerde birleşecek. Türkiye kendi kurumlarıyla ilgili ciddi tedbirler almalı. Türkiye’deki siyasi söylemler siyasete ayrı, devlete ayrı, Alman halkına ayrı olmalı. Almanlarda İslamlaşma yayılmaya başlamıştı ve Alman Müslümanlar radikal olmaya da çok uygundu, Almanya’da İslamiyet son yıllarda hızla yayılmaya başladı, içlerinde DEAŞ’a katılanlar oldu. Almanlar radikalleşmeye müsait bir halk, DEAŞ’ın Hitlerinin de bu halktan çıkması ihtimali vardı. Almanya da bu yakınlaşmayı biraz bunu önlemek için sigorta olarak gördü. Bukalemun dediğimiz bir mahlûk var. FETÖ bu tabiatta. Bunların tabiatı takiye ve bukalemun. Bunların bozamayacağı hiçbir ilke yok. İslam coğrafyasında fesadı yayma politikası izliyorlar. Sabetayistler gibiler.***
Türkiyeli yapılara baskı var Muhterem Dilbirliği Toplumun kendisine sirayet ettiler. Ev ödevlerıne yardım kursları adı altında, öğrencilere yardım kuruluşları gibi kuruluşlar şehirlerde farklı örgütler altında çalışmaya devam ediyor. Öğrenciler çekilse bile faaliyetler sürüyor. Öte yandan Diyanet’in Almanya’ya imam göndermesi gibi konular, suni yaratılan ajan tartışmaları ile yurtdışından imam getirme yasağı çağrıları gibi konuları gündeme taşımaya yönelik., Pek çok defa ifade edildiği gibi Almanya, “kendi Müslümanını dizayn etme” politikasının bir parçası olarak her fırsatı değerlendirmeye çalışıyor. Türkiye kökenli cemaatlerin üzerinde “Türkiye’yle bağlarınızı koparın” baskısı var. Özellikle Diyanet üzerinde böyle bir baskı var. Türkiye’yle bağı koparma, Türkiye’den imam getirtmeme, Türkiye Diyanet’inin Almanya’dan etkisini çekmesi yönünde baskısı var. Tüm bunlar FETÖ tipi yapılanmaların ekmeğine yağ sürüyor. Almanya’daki örgütlenmeler dağınık ve küçük cemiyetler üzerinde çok etkili. Düzenli takip edilmesi de zor. DİTİB imamlarına yönelik 2016 Aralık ayında başlatılan “ajan” suçlamalarının hiçbiri davaya dönüşmedi. Ekim ayı itibariyle hepsine takipsizlik kararı verildi. O esnada imamlar Türkiye’ye döndüler zaten. Aralık 2017 ayında yönetim değişikliği oldu, tüzük değişikliği yapıldı. Eyaletler düzeyinde yürütlen faaliyetlerden olan Veliler Birliği gibi faaliyetler merkeze bağlandı. Bu da iyi bir gelişme. Sosyal faaliyet yürüten dernekleri biraz daha kontrol altına almayı amaçlıyor. Almanya’nın baskısı ne kadar devam edecek onu kimse bilmiyor. Diyanet’in üzerinde Almanya hükümetinin baskısı çok.***
Sabetayistler kimdir? 1626’da doğan Sabetay Sevi, 17. yüzyılın ikinci yarısında İzmir’de ortaya çıktı. İspanya’dan Osmanlı topraklarına sığınan Yahudileri Filistin’e götürecek mehdi olduğunu iddia eden Sevi’nin ünü kısa zamanda dünyaya yayıldı. Yahudi hahamlarının defalarca Padişah Dördüncü Mehmed’e şikâyet ettikleri sahte mesih Yahudilere göç emri verip ortalığı karıştırınca tutuklandı. Dördüncü Mehmed, Edirne’ye getirilen Sabetay Sevi’den iddia ettiği gibi mucize göstermesini istedi. Sevi gömleğini çıkaracak, okçuların karşısında duracak, okçuların hedefi olacaktır. Yahudiler Mesih’in oklardan, ateşten, kılıçtan etkilenmediğine inanmaktadır. Sabetay Sevi, bu durum karşısında tövbe eder, basit bir haham olduğunu, mehdilik iddiasının bulunmadığını söyler. Tercümanlığını yapan, Yahudi iken Müslüman olmuş Hayatizâde isimli bir hekimin “tek kurtuluş yolunun Müslüman olmasıyla mümkün olacağı” tavsiyesiyle Kelime-i Şahadet getirerek Müslüman olur. Mehmed adını alan ve ismine Aziz’i ekleyen Sevi, Müslüman olarak Filistin’e gitmeyi bekleyen Yahudileri büyük hayal kırıklığına uğratır. Kendini kurtarmak için “Firavun sarayında kalan Hazreti Musa gibiyim” örneğini verir. Bir süre sonra yine çevresinde toplananlarla İstanbul Kuruçeşme’de ayinler yapar. Bunun üzerine 1673’te Adriyatik kıyılarındaki Ülgün’e sürülür. Bir süre sonra taraftarları da Selanik’te toplanır. Sevi’ye inanan Yahudiler, liderleri gibi Müslüman olur ama kabala ayinlerine devam ederler. 1689’da ikiye, 1720’de de Karakaşlar, Kapanîler ve Yakubîler olmak üzere üçe bölünürler. Grup sonradan “Dönme” ismini alır.