Döviz düşüyor, kâğıt düşmüyor
Dövizdeki yükseliş yayıncılık sektörünü hayli etkiledi. Bazı dergiler yayın arası verdi, bazıları kapanmak zorunda kaldı. Birçoğu da ekonomideki mevcut durumdan dolayı beklemedikleri maliyet artışı…
***
Yedi İklim dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ali Haydar Haksal: Gençler dergi okumuyor 31 senedir yayın hayatına devam eden Yedi İklim dergisinin Genel Yayın Yönetmeni Ali Haydar Haksal’la konuyla ilgili konuştuğumuzda, geleneklerini, Muallim’den Mavera’ya, Sebilürreaşad’tan Büyük Doğu’ya dayandırdıklarını ifade etti. Yedi İklim dergisini çıkardıkları ilk günden beri çeşitli sorunlar yaşadıklarını ve bu sorunların bugüne özgü olmadığını söyleyen Haksal açıklamalarına şöyle devam etti: “Yedi İklim dergisini çıkaralı 31 yıl oldu, daha önce de bir takım krizler yaşadık. Fakat bugünkü kriz oldukça etkileyici. Çünkü şu an karşı karşıya olduğumuz sorunlar çok yönlü, yayın dünyasını doğrudan etkileyen sorunlar. Bütün yayın dünyasının özünü oluşturan kâğıt ve selüloz ithal olarak geliyor. Ve bu anlamda ek yabancı para birimlerine bağımlı kaldığımız için krizlerde en çok etkilenen sektörler içerisinde yayıncılık sektörü yer alıyor. Tabii, dergiler, kitaplar, kitlelerin öncelikli ihtiyaçları değil. Bu da ister istemez satışı azaltıyor. Bugün Ankara’da bir yayıncı ile konuştum. Bir kitap için bandrol almaya gittiğini ve hiç kimseyi görmediğini söyledi. Hatta kurumdan ayak öylesine kesilmiş ki hiç kimse yayın için, yeni bir bandrol talebinde bulunmuyormuş. Bunun da göstergesi şu, toplumun başka öncelikleri var, bu önceliklerde yayın, dergicilik, kitap gibi nesneler geri plana itilmiş oluyor. Zaten geri plandaydı, hepten öyle oldu.” 112 SAYFADAN 88 SAYFAYA Mavera’da yazmaya başladığı zamanlarda Mavera’nın 5 bin ile 10 bin arasında bir baskı adedi bulunduğunu, Yedi İklim’i ilk çıkarttıkları zamanlar 2500 adet bastıklarını ifade eden Haksal, şimdiyse bu rakamın 1500 adet olduğunu açıkladı. “Derginin sayfası 112 sayfa iken 88 sayfaya, hatta 80 sayfaya düşürmek niyetindeyiz. Çünkü maliyetler çok arttı. 112 sayfalık eski kâğıt giderimiz ile şimdiki 80 sayfalık kâğıt giderimizi kıyasladığımızda, hamuru da inceltmemize rağmen 80 sayfalık kâğıt giderinin daha fazla olduğunu görüyoruz. Tabi kargo giderleri vesaireyi de hesaplayınca iş hayli zorlaşıyor. Erzurum’da biz öğrenciyken Türk Talebe Birliği’nin kitap kulübü vardı. Buraya her ay 300 tane Mavera 300 tane Edebiyat 300 tane Diriliş gelirdi. Bir hafta içerisinde dergiler tükenirdi. Yedi İklim Dergisinin ikinci döneminde 114 abonemiz vardı edebiyat ve fen fakültesinde. Sivas’ta 64 abonemiz vardı. Şimdi Erzurum’a giden toplam dergi sayısı 15-16 adet. Bizim zamanımızda öğrenci sayısı da azdı. Şu an 70 bin öğrencisi var üniversitenin. Dolayısıyla rahatlıkla gençlik dergi okumuyor, kitap okumuyor diyebiliriz.”***
ESKİ GÜÇLERİNDE DEĞİLLER Edebiyata ve sanata ilginin giderek azaldığını ifade eden Ali Haydar Haksal, şu açıklamalarda bulundu: “Akif İnan’ın Hicret kitabının ilk baskısı 5 bin adetti. O zaman biz Yedi İklim yayınlarında Akif İnan’ın Tenha Sözler kitabını 2 bin adet bastık ve tükettik. Şimdi şiir kitabı baskıları 5 yüz ila azami bin adet arasında. Yani satılıyor mu derseniz, çok zor. Mavera dergisinin sadece İstanbul’daki satışı bin adetti. Bir rekabet vardı o zamanlar. 1980 darbesi solun üzerinden silindir gibi geçti. Solun idealist olan şairleri ve yazarları, hemen hepsi sermaye dergilerine eser vermeye başladılar. Bir taraftan telif aldılar bir taraftan da o amatör ruhlarını kaybettikleri için dergi çıkaramadılar. Mehmet Fuat gibi, Cemal Süreya gibi, Ataol Behramoğlu veya İsmet Özel gibi isimler, amatör çabayla, ruhla, bir taraftan insan yetiştirerek dergi çıkartıyorlardı. O tarafın şimdi de dergileri var ama eski güçlerinde değiller. Geçmiş dönemde ideolojiler vardı, sağ vardı, sol vardı, İslamcılar vardı. Çatışma vardı ama bir de düşünce rekabeti vardı. Diyelim ki birileri Nazım Hikmet’i, Cemal Süreya’yı, Tomris Uyar’ı söylüyorsa birileri de Necip Fazıl’dan, Sezai Karakoç’tan söz ediyordu. Bu isimler çevrelerin sığınakları olurdu. Onlar da kendilerini geliştirmek için daha çok okuma ihtiyacı duyarlardı. Şimdi böyle bir ideolojik rekabet ortamı da yok. Görüntüler insanları yanıltmasın. İnsanlar ciddi anlamda sekülerleştiler. Muhafazakârlar da böyledir, Marksist ya da Sosyalist olan çevreler de böyledir.”