Sevim Köylü için bir yurt
Küçücük kızlar, bir meslek sahibi olup da ailelerine daha iyi bir gelecek sağlama umuduyla ayrılmışlardı köylerinden. O yurt dışında bir seçenekleri yokmuş. Adı “yurt”, esenlik hissettirmesi gereken…
* * *
İnşaat sektörü alanında, çevre ülkelerdeki önemli projelere de uzanan bir tecrübeye sahibiz. Beri taraftan, betondan gecekondularla kaplanıyor ülke. Akla bir sürü soru geliyor: Bir yurt binası gerçekten yurt olmanın kurallarına uygun bir şekilde mi yapılıyor? “Ruhsat”ın güvenli olmak anlamına gelmeyişi bu yurt örneğinde istisnai bir durum mudur? Eğitimimi sürdürmek için ilkokuldan sonra altı yıl yatılı okulda yaşadım, yatılı okul da bir tür “yurt”tu. Özellikle yatakhane binaları çok eskiydi Köy Enstitüsü olarak yapılmış olan okulumuzun, bununla birlikte bakımlı olduğu açıktı. Yurt yangınının ardından yatılı okul arkadaşlarımızla birbirimizi arayıp kendi yaşadığımız şartları hatırlamaya çalıştık. Orta kısım öğrencilerinin kaldığı yatakhane, rengi kararmış, çatısı ve tavanı delik deşik ahşap bir binaydı. 1971-1977 yılları arası. Ne soba ne kalorifer; herhangi bir ısıtıcı yoktu. Tersine, üzerimize kar serpiştirdiğini bilirim, tavanın aralıklarından. Hani, ılıman da geçmezdi kışlar; Karadeniz’in kıyısı. Yeni bir yatakhane yapılacağı söylenirdi; biz mezun olmadan bu yatakhanenin inşasına başlandı. Sadece yatılı 600-700 öğrencisi olan kalabalık bir okuldu. Ellişer kişilik koğuşlarda kalırdık. Üşürdük, elbette. Ancak bir elektrik kontağı yangını yaşamadık. Bitlendik, uyuza ve romatizmal hastalıklara yakalandık; ama sağ çıktık altı yılın sonunda o yatakhaneden. Okulun yöneticileri ve öğretmenleri gibi, müstahdemleri de bizleri o şartlar altında rahat ettirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Yorganlarımızın, battaniyelerimizin altına hırkalar ve kalın çoraplarla girerdik. Özveri gerektiren yokluk yıllarının süreğinde bizim payımıza düşen üşümek olmuştu.* * *
Talihsiz Cennet’in babası Mehmet Karataş ayrıca, “Herkes işini iyi yapsın” demiş. Acısını yazgıya bağlamadan en çarpıcı problemin altını çizmesi bizlere bir ders olabilse keşke! Elbette ailelerin bağrı yanmaya devam edecek. Cennet’i ve diri diri yanan bütün çocukları gündemde tutmak düşüyor bize de, başka çocuklar da aynı felaketi yaşamasın diye. Aksi takdirde emaneti ehline verme konusunda yine işleri oluruna bırakabiliriz. Mekan yoksulluğu yanı sıra eğitimci sorunu da aşikar halde zorunlu eğitimin 2-3 yaşlarına kadar indirilmesi tasarısı üzerine yeniden düşünülmeli. O yaş grubuna aile dışında eğitim alanları açmak bir seçenek halinde anlaşılır olsa da zorunluluk hiç anlamlı değil. Felaketin yaşandığı bina hangi ölçüde bir yurt binasının sahip olması gereken şartları haiz? Yangın merdivenini çıkışsız kılma uygulamasının dayanakları nelerdir? Yurt işletmesi nizamnameleri neler söylüyor, inceleyelim. Adana’nın merkezinde bir kız yurdunda da yangın çıkmıştı, 22 Ekim 2016 tarihli haberlerde okunabilir. O yangın hangi nedenle teyakkuz sebebi olmadı? Yangın konusunda alınan tedbirlerin hangisine riayet edildi? Kız yurtlarında yangın merdiveni, çıkışı zorlaştırılan bir tehlike kapısı gibi algılanıyor. Niye güvenlik için bir veya iki eleman istihdam edilmiyor? Bu yazı veya başka yazılar mevcut algı ve kabulleri ne ölçüde değiştirebilir, bilmiyorum. Biraz olsun bahsi her şehircilik toplantısında geçen Turgut Cansever’e kulak verilebilseydi, yurt denilen bina yatay inşa edilseydi mesela, yangın böylesine ağır bir kayıpla sonuçlanmayabilirdi. “Sevincimi kaybettim” diyor, Hayriye Köylü. Birbirimize hiç unutturmamamız gereken bir cümle bu. Kızı Sevim’e ait biricik fotoğraf, yangında ölenler arasında olan hocasındaymış. İnşaat sektörüne de, eğitim sistemine de sürekli hatırlatmamız gerekiyor, kül olan o biricik fotoğrafı. Şehirli akranları sosyal medyada sürekli fotoğraf paylaşımı yapmaktayken, Sevim biricik fotoğrafını belki de kayıt işlemleri için mecburen çektirdi. Hayriye Köylü’ye borcumuz olsun, kızının adını taşıyan bir yurt kampanyası. Ufkî şehir idealine saygılı, dolayısıyla ferah, güvenilir bekçileri olan bir yurt. Biz hep hatırlayalım, aileler de bir parça teselli bulsun diye yaşasın adı Sevim’in, Cennet’in, öteki çocukların.