MAZLUMDER Cezaevi Söyleşileri (2)
Geçen sayıdaki yazımda, 25 Kasım Cumartesi günü İstanbul MAZLUMDER Genel Merkezinde yaptığım konuşmanın “Tevhid Selam Terör Örgütü kumpası” bölümünde kalmıştık. 2000 yılı Mayıs ayı başından Temmuz…
* * *
Allah var problem yok 11 Aralık 1994 günü Ruslar, yüz bin kişilik bir orduyla Çeçenistan’a saldırdılar. Savaşın ilk safhası, 1996 Ağustos’una kadar sürdü. Her türlü dengesizliğe rağmen, Çeçenler Rus ordularını ülkelerinden kovmayı başardılar. Bu savaş döneminde Çeçenistanlı kardeşlerimizin direniş mücadelelerini, ülkemiz insanına ve dünyaya birinci elden bilgi vermek gayesiyle iki kere Çeçenistan’a gittim. İkinci gidişimde Rus askerleri tarafından tutuklanıp, 8 ay esaretten sonra ülkeme dönebilmiştim. Bu dönemde tanıdığım ender şahsiyetlerden birisi de Çeçen İstiklal Marşı’nın söz ve müziğini kaleme alan İmam Alim Sultan’dı. İmam Alim Sultan ile ilk defa 1 Kasım 1995’te, Azerbaycan’ın Bakü şehrinde, Azerbaycanlı dostum Timur Kuliev’in bürosunda tanıştım. Timur, İmam Alim Sultan’ı tanıtırken “Bu kardeşimiz sizin bildiğiniz müzisyenlerden değil, bu savaşçı bir müzisyendir; bunun silahı da gitarıdır” dediğinde; doğrusu savaşçılık yönünü abarttığını zannetmiştim. Alim Sultan’la tanıştığımız günün akşamı, bir evde sohbet etmek ve eserlerini dinlemek üzere ayrıldık. Akşam olduğunda randevulaştığımız yere, kendisi ve yanında bir kaç tane arkadaşıyla geldi. Bu arkadaşlarının, kendisiyle cephede ve sahnede beraber olduklarını söyledi. Ertesi sabah, Ankara temsilcimiz Talip Özçelik ve tercümanımız Samir Abbasov ile Çeçenistan’a gitmek üzere yola çıktık. Azerbaycan-Dağıstan sınırını Sadaka nehrinden geçerken Rus askerleri tarafından yakalandık. Cezaevlerindeki 8 ay 3 günlük mecburi ikametimiz, 5 Temmuz 1996 günü noktalandı. Tahliye olduktan sonra Mohaçkale’ye gittim. İlk akşam bir otelde kaldım. Ertesi gün, Türkiye’den bizim işlerimizi takip için gelen kardeşim Halit otele gelip İmam Alim Sultan’ın evinde kaldığını ve evinin otelin hemen yanında olduğunu bahsettiğinde çok sevinmiştim. Saat 11.00 gibi kardeşim Halit’le beraber İmam Alim Sultan’ın evine gittik. Kendisiyle karşılaşır karşılaşmaz hasretle kucaklaştık. İmam Alim Sultan’a yeni bıraktığı sakal çok yakışmıştı. İmam Alim Sultan, bizden cezaevindeki davranışlarımızdan dolayı övgüyle bahsediyordu. Geriye dönüş işlemlerimizle ilgili olarak, herhangi bir problemle karşılaştığımızda sürekli olarak “Allah var problem yok!” diyerek, her şeyin düzeleceğini söylemek istiyordu. İmam Alim ile Türkiye’ye dönüşüme kadar, burada birkaç gün beraber olduk. Çeçenistan cihadı ve Kafkasya Müslümanları için ileriye dönük neler yapılabileceğini uzun uzun konuştuk. Bu sohbetlerden birisinde, kendisinin Almanya’da da konserler vermesi gerektiğini söylediğimde; bu konuda Türkiye’de iken arkadaşlarla konuştuğunu ve bir projesi olduğunu söyledi. Ben ısrarla bunu bir an evvel gerçekleştirmesinin ehemmiyetini anlattım. Bana “Sen Türkiye’ye git, bir iki ay içerisinde işlerini ayarla, ben de Türkiye’ye geleyim; seninle beraber Avrupa’ya gidelim. Seninle beraber gitmek daha bir başka olur” dedi. 3-4 ay sonra mutlaka gitmek üzere sözleştik. Vedalaşırken İmam “Seninle ilgili bestelerimi, seninle beraber Avrupa’yı gezerken okumak benim için başka bir zevk olacak” diyordu. 1996 Aralık ayının ilk günlerinde, Ukrayna’nın Odessa şehrinden telefonla beni aradı ve on beş yirmi güne kadar geliyorum, hazır ol dedi. 16 Aralık günü şehadet haberi ulaştı İmam Alim Sultan’ın. Rus gizli servis elemanlarınca, Odessa’da şehid edilmişti. Cennette buluşmak üzere sevgili İmam Alim… Allah var problem yok…