Dilimizde olanlar amelimizde neden yok?
Halkımız arasında güzel bir alışkanlık vardır; birisiyle karşılaştığında, bir işyerine girdiğinde, eve girdiğinde “Selamün Aleyküm” denilir genellikle. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gibi 4 büyük…
***
Çeçen direniş öncülerinden şehid Aslan Mashadov 1995 yılı Mayıs ayı sonlarında ve Haziran ayı başlarında, Çeçenistan’ın Videno şehrinde, Rus bombardıman uçaklarının bombaları altında görüştüğüm yiğit bir insan: Aslan Mashadov. 8 Mart 2005 tarihinde, Çeçenistan’ın Tolstoy-Yurt şehrinde yapılacak barış görüşmesinde, kurulan bir tuzakla şehid edildi. Son dönem Çeçen liderleri içerisinde Dudayev’den sonra en basiretli, en ileri görüşlü gördüğüm mütevazı bir insan Aslan Mashadov. “Çeçen Direnişi” isimli kitabımda, Aslan Mashadov ile görüşmemizin yer aldığı bölümü, siz okuyucularımla paylaşmak istiyorum: Bu minval üzere, Şamil Basayev ile biraz daha konuştuk. Biz böyle, 45 dakika bir saat kadar sohbet ettik. Sohbetimiz devam ederken, Genelkurmay Başkanı Aslan Mashadov; ön kaputu kaldırılmış, beyaz Lada marka bir ciple geldi. Cipten inip yanımıza doğru gelirken, biz de kendisine yöneldik. Kendisi bize, biz kendisine hoş geldiniz diyerek tokalaştık. Bizden sonra askerlerle kucaklaşıp, tokalaştı. Askerlerle olan ilişkisi, gerçekten gıpta edilecek kadar vardı. Kendilerine bizim geleceğimiz, daha önceden telsizle haber verildiğini söylediğinde, doğrusu biraz memnun oldum. Bu, mücahitlerin koordineli olarak ve muntazam çalıştıklarının, bir belirtisiydi. Beni sevindiren bir diğer önemli husus; Aslan Mashadov’un konumu ve görevine göre, çok mütevazı ve alçak gönüllü davranışıydı. Mashadov’a Türkiye’de haftalık olarak yayınlanan Selam Gazetesi’nden geldiğimizi ve Çeçenistan’ın işgalinin hemen sonrasından itibaren, gazetemizin olaya gösterdiği alâkayı belgeleyen sayılarımızı, kendisine gösterdik. Mashadov’la Röportaj yapmak için, meydanda bulunan ağaçların arasında, biraz genişçe bir yere, tabureler getirdik. Bir tanesinin üzerine, Şeyh Şamil’in posterini bastığımız Selam Gazetesi’ni, fon olarak yerleştirdik. Röportaj yaparken, bir taraftan da video çekimi yapmayı düşünüyorduk. Ben kamerayı yerleştireceğim sehpayı hazırlarken (çünkü kamera ayağını, zorluk çıkarıyor diye Azerbaycan’da bırakmıştık), Talip de fotoğraf makinesini ve teybini hazırlıyordu. Mashadov’la yaklaşık bir saat boyunca konuştuk. Yapılan katliamları anlatırken hüzünlenen, başarılarından bahsederken utangaç bir tavır takınan, sonuna kadar savaşacaklarını; bu savaşı Allah için, bağımsızlıklarını kazanmak için yaptıklarını anlatırken, kararlı bir yüzü vardı Mashadov’un... Mütevazı, vakur; protokole alışkın olmadığı, her hâlinden anlaşılan, sade bir insan... Röportajın bitiminde, beraberimizde getirdiğimiz; Türkiye’deki bazı kardeşlerimizin bize emanet edip, ulaştırmamızı istedikleri parayı kendisine vermek istediğimizi söyledik. Mashadov’un isteğiyle Süfyan Abdullah ve Abdülmalik Bey’e teslim ediyoruz. Röportaj ve para teslimatını müteakip, Vedeno’yu on günden beri bombardımana tutan Rusların, marifetlerini tespit etmek ve gözlemlemek için dolaşmaya çıkıyoruz. Bu arada Azerbaycan’dan savaşmak için birlikte geldiğimiz, Türkiyeli, Suudi Arabistanlı, Ürdünlü ve Azerbaycanlı mücahitler, başka tarafa götürüleceklerini söylediler. Hepsiyle tek tek kucaklaşarak, vedalaşıp ayrılıyoruz. Vedeno’yu dolaşırken ilk dikkatimizi çeken, sokakların ıssızlığı oluyor. Sivil halkın tamamına yakını tahliye edilmiş. Çok az sayıda (çoğu yaşlı), sivile rastlıyoruz. Etrafta gördüklerimizin hemen hemen hepsi, asker kimseler. İki tane Rus esiri gösteriyorlar. Şaşırıyoruz. Çünkü sokakta serbestçe dolaşıyorlardı. Kaçıp-kaçmayacaklarını soruyoruz “Kaçmazlar. Çünkü Ruslara dönerlerse vurulurlar. Onun için bizimle birlikte yiyip-içiyorlar, silahlarımızın temizliğini ve bakımını yapıyorlar.” Esirlerin keyfi gıcır. Adeta Çeçenler ’in misafirleri…