Zen'gin müzik
Onlar başkalarının ayak izine basarak yol alacak insanlar değillerdi. Hele ağabeyleri gibi Türkiye’yi kurtarmak adına, birilerine savaş açmaya gereksinimleri yoktu kendilerini ifade için. O yüzden…
***
İslâmi edebiyat diye bir şey var mı? İslâm ve edebiyat kavramları kaç türlü yanyana getirilebilir? Önce yalın hâl: İslâm, edebiyat. Ardından öbür olasılıklar: İslâm edebiyatı, edebiyat İslâmı, İslâm’da edebiyat, edebiyatta İslâm, edebi İslâm... Daha fazla absürde kaymamak için bir yerde bitirmeliyiz, İslâmi edebiyat. İşte bizim ilgileneceğimiz bu sonuncusu. İslâmi Edebiyat... İslâm ve edebiyat, hangi ölçekte ve ne amaçla birlikte zikredilebilir? İlk ânda aklınıza getirdiğiniz ve benim de kimi örneklerini sıralamaktan çekinmediğim gibi bir kombinasyon ya da permutasyon sorunu değil bu; bir zihniyet sorunu. Bu zihniyet sorunu üzerinde durmaya ne dersiniz? Hangi etmenlerin veya ne tür kaygıların dürtüklemeleri sonrasında insanlar birilerinin yaptığı edebiyattan ya da bizzat yaptıkları edebiyattan söz ederken, ortaya koyduklarını bir başına kendi adıyla anmayı seçmektense, ona yapıştırılan sıfatın barındırdığı kimi niteliklerden medet umarlar? Hemen ayırdına varılacağı gibi burada amaçlanan, İslâm Bilimi ya da İslâmi bilim veya İslâm tarihi ya da tarihi İslâm kavramlandırmalarında olduğu türden bir tamlamada bulunmak değil. Buradaki niyeti sorgulamaksa öküz altında buzağı aramaya hiç benzemiyor. İsterseniz yakından bakmayı deneyelim. İslâm’da Şu-Bu Muhakkak çekmiştir dikkatinizi; gerek medyada, gerekse her şeye karşın kendilerini o dine izafe etmekte sakınca görmeyen kimselerde, son yıllarda İslâm’ın adı bir biçimiyle ne zaman anılırsa anılsın, illâ ki bir şeye izafe edilmekte. Bizzat kendisi üzerine konuşulmaktansa sanki o konuşuluyormuş gibi yapılarak, İslâm’ın herhangi bir uzantısı, belki o ‘bizzat kendisi’ olmadan yanlış anlaşılabilecek bir ayrıntısı gündem edilmekte: İslâmi sermaye, İslâmi ekonomi, İslâmi eğitim, İslâmi basın filân. Bunun şöyle 20-25 yıl önceki çeşidiyse, Müslümanların köpürttüğü bir yığın, çoğu zayıf metinlerde gözlenmişti: İslâm’a göre kadın, İslâm’a göre eğitim, İslâm’a göre toplum, İslâm’a göre şu-bu... Bazen bu adlandırmada ismin ‘de hâli’ tercih edilmiş ve ortaya yine aynı kıratta, İslâm’da Kadın, İslâm’da Eğitim, İslâm’da Toplum, İslâm'da Ekonomi ve hatta İslâm'da İktisat gibi başlıklar altında yığınla kitap üretilmişti. ‘İslâmi edebiyat’ masaya yatırılıyor Bu yaklaşımların tümünde de, bir türlü sağlıklı bir tanıma kavuşturulmayan ‘İslâm’dan yola çıkarak, birbiriyle ilintisi kurulamayacak; bir biçimiyle ilintisi kurulduğunda da ayrı ayrı atölyelerde imal edilmiş bir koltuğun parçacıklarının bir araya getirilmesiyle ortaya çıkacak farklı çap ve ebattaki parçalar gibi çeşitlilik arzeden ‘izafet sorunu’ vardı. Tam da bu acıklı yaklaşımdan kurtulduk derken, aynı yaklaşımın bir örneği, tekrar ısıtılıp gündeme taşınıyor: İslâmi edebiyat! İlkin bir hatırlatma: Bir şeye izafe edilen, izafe edildiği şeyin önüne geçen durumunda değildir. O olmadan ‘kendi’ olamayan, en azından 'öyleliğini' izafe edildiğine borçlu konumunda demektir. Hâlbuki lokomotifin lokomotifliğini sağlayan nitelik, arkasına bağlanan vagonun niteliğine göre değişmez ki. Bir lokomotif, bizatihi lokomotif ise ona lokomotif derler. Vagona da, zaten vagon olduğu için vagon derler. Yani beheri, öbürüne ihtiyaç hissettiği için kendi adını hakketmiş değildir. Şimdi buradan konuya bir kez daha bakalım. İslâmi edebiyat da ne ola? Nedir İslâmi edebiyat? Müslüman bir dünyada yaşayan insanların kotardığı edebiyat ürünleri mi, kendisini İslâm’a izafe eden ve konusunu İslâm’ın konularının açımlanması diye sınırlayan bir yaklaşımın ürünleri mi? Dikkatinizden kaçtığını sanmıyorum; “Müslümanların yaptığı edebiyat” gibi bir yakıştırmayı anmıyorum bile. Çünkü bir kültür dairesi içindeki bir bireyin yaptığı, inançları ne olursa olsun, o kültür ya da medeniyet ailesinin içerisinde değerlendirilir. Tıpkı geçmişte bir Ermeni’nin, bir Rum’un veya bir Yahudi’nin ortaya koyduğu bir kültür ürününün İslâm kültürünün malı olması gibi. Günümüzden şöyle örnekleyebiliriz: NASA’da çalışan bir Müslümanın ortaya koyduğu başarı, İslâm kültürünün değil, Amerikan kültürünün malıdır. Değil mi? Peki o Müslümanın NASA'daki çalışmalarına Amerikalılar, Hristiyan Bilimi veya Hristiyan Tekniği yahut Hristiyan Mühendisliği mi diyor? Üstelik bu açıdan bakmadığımızda bile ortada ciddi bir sorun var yine de. Çünkü bir Hristiyan’ın yaptığı edebiyat, örneğin Thomas Mann’ın yazdıkları, T. S. Eliot’ın şiirleri, Tolstoy’un romanları ya da Montaigne’ın denemeleri ‘Hristiyani edebiyat’ başlığı altında değerlendirilmiyor da, yakın dönemde ürün veren bir Müslümanın eseri niçin İslâmi edebiyat diye adlandırılabiliyor? Edebiyatın Kendisi Varken Dahası, dışarıdan bakıldığında, çok özel amaçlarla o dışarılara çevrilmiş isimleri, örneğin Orhan Pamuk’u, dahası Yaşar Kemal’i ya da Aziz Nesin’i bu kategoriye yerleştirerek değerlendirmiyor mu dışarıdakiler? Andığım yazarların ürünleri, ne denli o dinin niteliklerine uymazsa uymasın, bu isimler Müslüman bir dünyanın kalem örnekleri olarak değerlendirilmiyor mu sonuçta? Demem o ki halkı Müslümanlıkla özdeşleştirilen bir ülkenin edebiyatında zaten İslâm mündemiç iken, hangi akla hizmet için, o halktan birinin yaptığı edebiyatın adlandırılmasında o inancın adı anılma zorunluluğu hissedilsin? Zaten işin en başında ve dolayısıyla en sonunda ‘lâyık olan’a edebiyat denmiyor mu? Bir şeyin sahici edebiyat olması için onun İslâm’a ihtiyaç hissetmesi niye? Aynı şekilde, bir şeyin sahici edebiyat olması için İslâm’ı dışarıda bırakması niçin gereksin? Bu ikisi bir başlarına, birbirleriyle ilintilenmeksizin de kendi niteliklerini koruduklarına göre, bunları bir araya getirmek için gerekli olan kaynaştırma, ne diye İslâm’ın sıfat durumuna indirgendiğinde gerçekleşsin? İşte bütün bu kavram kargaşalıkları ve anlam bulanıklıkları, modern akımları yanlış anlamaktan kaynaklanan bir dünyevileşmenin çarpık uzantısı; sahici olmayan, sahte, kof ve geçici zeminler üzerine kurulmaya çalışılan küçük dünyacıklar... Bu İslâmi edebiyat adlandırmasında köylülük yoksa başka bir tuhaflık var.