Sırri bir seyahat ve hayatın esrarı
Letzte Worte, Cüceler de Başta Küçüktü, Fata Morgana, Aguirre, Nosferatu, Fitzcarraldo, Yeşil Karıncaların Düş Gördüğü Yer, En İyi Düşmanım, Grizzily Man ve Çöl Kraliçesi… Yeni Alman Sineması’nın en…
***
Tadımlık niyetine:
“Gece uyandığımda bir hayvan bacaklarımın üzerinde uyuyordu. Kıpırdadığımda benden daha çok korktu. Galiba bir kediydi. Fırtına o kadar şiddetlendi ki hatırlayabildiğim kadarıyla daha önce yaşadığım hiçbir şeye benzemiyordu. Kara bir sabah; sabah kendisini böyle kapalı ve soğuk bir şekilde ancak bir felâketten, bir salgından sonra tarlalara yayar. Kulübenin rüzgâra maruz kalan tarafına kar yığılmış; karın beyaz hatlar çizdiği simsiyah tarlalar. Fırtına o kadar güçlüydü ki kar evleklerin içine hiç girmemiş. Derin, takip eden bulutlar. (…) Rottenacker’de Tuna Nehri’ne ulaştım; köprü gözüme öyle çarpıcı geldi ki uzun süre aşağıya, suya baktım. Akıntıya karşı savaşan boz benekli bir kuğu vardı ama olduğu yerde kalakaldı çünkü akıntıdan daha hızlı gidemiyordu. Arkasında bir değirmen çarkı; önünde aşağı doğru hızla akan su, yani sadece ufak bir hareket alanına sahipti. Bir süre tepindikten sonra bulunduğu yerden kıyıya geri dönmek zorunda kaldı. İnşaat araçları, traktör lâstiklerinin pisliği, alçak bulutlar. Birdenbire okul çocuklarının arasındayım – okul çıkışı. Köyün bitiminde onlar beni süzüyor, ben onları.” *** Superman, Batman’la kapışırsa Wittgenstein’ın kütüphanesini görme bahtına erenlerin bir kısmının şaşırdığı konu şuydu: Mantık, matematik ve dil felsefesi alanlarında çalışan yirminci yüzyılın en büyük filozoflarından birinin kütüphanesi, nasıl oluyordu da bunca polisiyeyi bünyesinde barındırabiliyordu? Polisiye, evet. Şu alt tür yani. Modern zihne özgü, o zihnin ürettiği ve yine aynı zihin tarafından ‘tüketilen’ bu tür, nedense çoğun küçümsenerek ıskalanır. Tıpkı çizgi roman gibi. Tuhaftır, ülkemizde tıpkı çizgi film gibi çizgi roman da çocuklara hasredilmiştir. Ne yaman yanılgıdır bu hâlbuki. Çünkü en az roman kadar çizgi roman da kendine mahsus bir ifade türüdür en azından. Edebiyattan, resimden, fotoğraftan, tiyatrodan ve sinemadan pay alabilen başka bir sanat türü söyleyebilir misiniz? O yüzden çizgi romanı da, çizgi romanların sinema uyarlamalarını da ciddi bir keyifle takip ederim. Ne bundan önceki Superman uyarlamalarını kaçırmışımdır, ne de herhangi bir Batman filmini. İki ayrı karakter, iki ayrı dünya İlkin 1938’de DC Comics tarafından çizgi roman konseptiyle yayımlanan Superman, çok geçmeden Amerikan kültürünün temel kültlerinden biri hâline gelir. 1978 yılında çekilen ve Christopher Reeve ve Gene Hackman ile Marlon Brando’nun başrollerini paylaştığı Richard Donner imzalı ilk Superman, bu uzun soluklu sinema dizisinin tartışmasız en iyi örneği. Belli ki bu başarıda Baba serisinin yazarı Mario Puzo’nun senaristliğinin katkısı büyük. Dünyaya çok uzak Kripton Gezegeni’nden geldiği için olağanüstü güçlere kavuşur Superman. Bu güçlerini adaletin emrine amade kılar. Tanınmamak için sakar gazeteci Clark Kent kılığına bürünür. Sonraki Supermanlar da, Batman serisi de, yalnızca çizgi romanseverlerin ve çocukların değil, belli bir miktar farklılıklarını yitirmeyenlerin ilgilerini şu veya bu oranda çekmeyi başarmıştır. Özellikle Christopher Nolan imzalı 2005 tarihli Batman Begins/Batman Başlıyor gibi çizgiüstü başarıları ayrıca anmak şart. Süper güçsüz süper kahraman Batman da 1939’da Detective Comics’in 27. sayısında, elbette DC Comics bünyesinde ilk kez yayımlanır. Öbür kahramanların zıddına hiçbir doğaüstü gücü yoktur. Gücünü, bizzat tasarladığı yarasa kostümünden ve aynı temadaki teçhizatından alır. Gotham adlı hayali şehirde yaşayan ve gizli kimliğiyle kötülere karşı amansızca savaşan Batman, aslında bir milyarderden başkası değildir. Evet, gene gizli kimlik. Psikanalitik okumaya açık birçok öğe, her iki çizgi karakterde de bolca bulunabilmekte. Hafife almak, hafiflik demek yani. Televizyon yapımları, televizyon dizileri ve televizyon için yapılmış çizgi filmler… Hem Superman, hem Batman, 80 yılı aşkın ömürleri boyunca inişli-çıkışlı ama istikrarlı bir performans sergileyegeldiler. Çizgi romanlarda birden fazla macerada aynı karelerde yeraldılar. Bazen birlikte savaştılar, bazen birbirlerine karşı. İki dostun düşmanlığı Batman v Superman: Dawn of Justice/Batman Superman’a Karşı: Adaletin Şafağı adlı 2016 tarihli THY destekli filmde ikili, şimdilerde sinemada da aynı karede görünmekte. Zack Snyder imzalı filmin başrol oyuncuları Ben Affleck, Henry Cavill ve Amy Adams. Filmin birçok ilginç hususiyeti var. Belki de en başta anılması gerekeni süresi. Film, bu tür yapımlarda pek göremediğimiz, iki buçuk saat gibi bir süreye sahip. Peki sıkmıyor mu? imdb’deki (şimdilik) 7,0’lık puana rağmen açıkça söyleyelim: fazlasıyla! Niçin? Aynı açıklıkla devam edelim: Oyunculuk, yönetmenlik, hikâye, en iyi ihtimalle vasat düzeyde. Özellikle hikâyede kimi yananlamlar veya altmetinler aramak boşuna. Karakterler de, olay örgüsü de sığ ve tekdüze ele alınmış. Ayrıca, iyi bir çizgi roman uyarlaması, sanıldığının aksine ilk bakışta çizgi romanı andırmamalı. Evet, kısmen çizgi roman estetiğinden izler taşımalı ama çizgi romanın iki boyutlu dünyasına kendisini hapsetmemeli. Film boyunca eksikliği en çok hissedilen husus, sanırım bu tekboyutluluğa gömülme meselesi. Hem de bunca uzun sürede araya sıkıştırılan onca ayrıntıya rağmen. Gerek olayların ayrıntılarında, gerekse karakterlerin gelişiminde boyutsuzluk hissi peşinizi hiç bırakmıyor. Junkie Xl ve ünlü Hans Zimmer imzalı müzik, bunca zayıf bir karakter ve olay yumağına ne oranda bir derinlik katabilirdi ki. DC Comics’in Adalet Ligi esprisine zemin teşkil etmesi istenen yapımın arkası gelecek, belli. Her iki hayali karakterin de daha iyisini hakettiğini belirtmekle yetinelim. Galiba James Bond karakteri gibi Superman da, Batman da zamanın çarkları arasına sıkışmış durumda. Belli ki ya yenilenerek çıkacaklar bu çarkların arasından yahut da yalnızca bir avuç ilgilisinin merakına seslenebilecekler ancak.