Şahinler Beyaz Saray’a çöktü
Trump yönetimi, yayınladığı savaş belgelerine paralel olarak bir savaş kabinesi oluşturuyor. İranofobik ve İsrail yanlısı Mike Pompeo'nun dışişleri bakanlığına getirilmesi ilk adım olarak…
***
Savaş belgeleri Trump yönetimi geçen yıl Aralık ayından bugüne üç 'savaş belgesi' yayınladı. Başkan Trump'ın Ulusal Güvenlik Belgesi, ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) Ulusal Savunma Belgesi ve Ulusal Güvenlik Teşkilatı'nın küresel tehdit değerlendirme belgelerinin ortak noktası, Rusya, Çin ve İran gibi devletleri hedef almasıydı. Pentagon belgesinde, terörle küresel savaş döneminin sona erdiği ve uluslararası sistemde yeniden devletlerarası mücadele döneminin başladığı savunuluyordu. Başkan Trump ve Pentagon'un yayınladığı belgeler "Yeni Soğuk Savaş başladı" değerlendirmelerine neden olmuştu. Trump’ın gerçekleştirdiği görev değişikliklerinin de sert gücü öne çıkaran söz konusu belgelerle paralellik içerdiği dikkati çekiyor. Hem Pompeo, hem Haspel hem de John Bolton’un Beyaz Saray’da görev alma ihtimali, belgelerin eyleme geçirileceğinin işareti olarak değerlendiriliyor.***
BAE çıbanı işbaşında Savaş lobisinin Ortadoğu’daki ayağında ise Birleşik Arap Emirlikleri ve onun son dönemdeki yandaşı Suudi Arabistan’ın da, Trump yönetiminin özellikle Ortadoğu ve İran politikalarına etki etmek amacıyla Jared Kushner üzerinden lobi faaliyetleri yürüttüğü biliniyordu. Trump’ın danışmanı ve damadı olan Jared Kushner’in yönetim içinde adeta “gölge dışişleri bakanı” gibi hareket ettiği ve bu durumun Rex Tillerson’u rahatsız ettiği ABD medyasına yansımıştı. BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zeyd ve Washington Büyükelçisi Yusuf el-Uteybe’nin, Jared Kushner’in deneyimsizliğinden yararlanarak Tillerson’un görevden alınması için yoğun çaba sarf ettiği ve ABD’nin İran ve Katar’a yönelik daha sert politikalar uygulamasını sağlamaya çalıştığı biliniyordu. Rex Tillerson’un Trump tarafından kovulmasına yönelik söz konusu taraflardan gelen “bayram havası” misali tepkiler, lobinin amacına ulaştığını gösterdi. Riyad’a yakın Arab News’in, Trump’ın popüler TV şovundaki meşhur “Kovuldun” sözünü manşete çekmesi, yine BAE mahreçli The National gazetesinin “Trump Tillerson’u kovdu” manşetini coşkuyla vermesi, kimlerin Mike Pompeo seçiminden mutlu olduğunu gösteriyordu. Twıtter’dan itiraf Körfez’in Trump yönetimi dış politikası üzerindeki etkisine yönelik en çarpıcı örnek ise Twitter’dan geldi. Veliaht Prens Muhammed bin Zayed'e yakın olarak bilinen BAE vatandaşı Abdulkhaleq Abdulla isimli bir profesör, Tillerson'un görevine son verilmesinin ardından attığı bir tweette "Tarih, bir Körfez ülkesinin (BAE) bir süper gücün dışişleri bakanını göndermede oynadığı rolü yazacak" ifadelerini kullandı. BAE'li profesörün tweeti, son haftalarda ABD basınında yer alan ve Muhammed bin Zayed'e danışmanlık görevi yürüten Elliot Broidy ve George Nader gibi isimlerin Beyaz Saray'daki lobi faaliyetlerini yeniden gündeme taşıdı. Elliot Broidy'nin Beyaz Saray ile yazışmalarını ele geçiren BBC, Amerikalı işadamının Tillerson için "zayıf" "jöle kutusu" ve "iyice fırçalanması lazım" gibi hakaretler ettiğini ortaya çıkarmıştı.***
Nükleer anlaşma mucizelere kaldı Trump’ın bir tweetle kovduğu Rex Tillerson, Beyaz Saray’da İran ile nükleer anlaşmayı savunan ve bu konuda Trump’la karşı karşıya gelmeyi göze alan bir isimdi. Mike Pompeo’nun Dışişleri Bakanlığı’na önerilmesiyle, anlaşmanın yaşama şansı mucizelere kaldı. İranofobik Pompeo’nun Tahran’a karşı Trump’tan daha sert ve şahin görüşlere sahip olduğu biliniyor. Aynı zamanda bir İslamofobik olan Pompeo, İsrail’in aşırı sağcı kanadına da yakın bir isim. Bu anlamda, geçtiğimiz yıl en son Ekim ayında gerilimli bir beklemenin ardından, anlaşmanın geleceğini Kongre’ye havale eden Trump’ın, yaz aylarına kalmadan nükleer anlaşmayı yırtıp çöpe atması kimseyi şaşırtmamalı. 2015'te varılan anlaşma uyarınca, İran'ın nükleer programını dondurması karşılığında, ambargoların kısmen kaldırılması öngörülüyordu.***
Kore’de sopa havucu döver Mike Pompeo, Trump tarafından Dışişleri Bakanlığı görevine önerilmeden birkaç gün önce Amerikan Fox News kanalındaki söyleşide, Kuzey Kore’ye yönelik, “görüşmelerden önce herhangi bir tavizde bulunulmayacağını” açıklamıştı. Pompeo, programda Başkan Trump’ı her gün Pyongyang’ın aktivitelerine dönük bilgilendirdiğini de belirterek, “Başkan’ın Kim Jong-un’la görüşmek için doğru zaman kararını verdiğini” ve bu çerçevede Kuzey Kore lideri ile görüşmeyi kabul ettiğini açıkladı. Hatırlanacağı üzere, Rex Tillerson, geçen yıl Kore yarımadasındaki füze gerilimini düşürmek amacıyla girişimlerde bulunurken, Trump “boşa çaba harcıyor” sözleriyle kendi dışişleri bakanını eleştirmekten kaçınmamıştı. Pompeo ile Kore yarımadasında havuç-sopa politikasında, sopanın daha ağır basacağını söylemek kehanet olmaz. Elbette bu noktada Mayıs ayında İsveç’te gerçekleşmesi beklenen Trump-Kim Jong-un tarihi zirvesinden çıkacak sonuç önemli bir belirleyici olacak.***
Amerika işkence devleti ABD Başkanı Donald Trump'ın CIA'in başına profesyonel işkenceci Gina Haspel'i ataması, "kara delik" denilen işkence merkezlerini, hayalet gemileri, Ebu Gureyb Hapishanesini, korku adası Guantanamo'yu ve ölüm kamplarını yeniden dünya gündemine taşıdı. ABD'nin 2001'de Afganistan'ı, 2003'te Irak'ı işgaliyle işkence yasallaşarak insanlık hafızasında derin iz bıraktı. Binlerce insanın ortadan kaybolduğu sistematik programlar yürütülerek insanlık için utanç verici bir tarih yaşandı. Terörle savaş adı altında yürütülen işgal projesinin doğurduğu güvenlik paranoyası hukuk ve adaleti, temel insan haklarını yok etti. Hayalet gemiler Haklarında resmi hiçbir suçlama bulunmayan binlerce insan "işkence turları" adıyla Mısır, Pakistan, Özbekistan, Ürdün, Fas, Tayland ve daha bir çok ülkeye götürüldü. Endonezya'dan alınan bir kişi, Afganistan'a, oradan Mısır'a, Tunus'a, Almanya'ya, Ukrayna'ya ya da bir başka yere; Afganistan'dan alınan bir kişi Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Gürcistan ya da Doğu Avrupa'da bir yerlere; Yemen'den alınan biri İtalya'ya, İspanya'ya, İngiltere'ye, Almanya'ya ya da Kuzey Afrika ülkelerine götürülüyordu. Yüzlerce kişinin bu sorgulamalar sırasında öldüğü belirtiliyor. CIA, kaçırdığı insanları Hint Okyanusu'nda dolaşan, ABD gemi siciline kayıtlı olmayan hayalet gemilerde sorgu ve işkenceden geçirdi. Dönemin BM'nin özel işkence raportörü Manfred Nowak, ''ABD'nin, özellikle Hint okyanusunda seyreden hapishane gemileri gibi, gizli hapishaneleri bulunduğuna dair çok çok ciddi suçlamalar olduğunu" açıklamak zorunda kaldı.***
Nurşin Ateşoğlu Güney Derin Amerika’ya teslim oldu ABD’de uzun bir süredir yönetilme sorunu var. Kim geldiyse göreve hepsi görevden alındı. Bu bir istikrarsızlık demektir. ABD’deki yönetimdeki bölünmüşlük bir yandan da kullanılıyor. Düne kadar birçok konu Trump’ın üstüne atılıyordu ve bunu bir mazeret olarak kullanıyorlardı. Bu bir gerçek ama bunun ötesinde ben Trump’ın derin Amerika’ya teslim olduğuna inanıyorum. Kendi iktidarını sürdürmek adına fevri çıkışlar yapıyor.