KADEM 2013 yılında dernek olarak kuruldu. Amacımız, kadın ve âilenin dezavantajlı durumlardan kurtarılması, sosyal hayatta kadınlara yönelik ayrımcılığın ortadan kalkması ve dengeli bir toplumsal katılımın sağlanması. 2015 yılında da öğrenci yurtlarımız için vakfımızı kurduk. 3 tanesi İstanbul’da olmak üzere ülkemizde toplam 21 tane kız yurdumuz var. 47 temsilciği bulunuyor.
Bunlarla amacımız, yerelde kadınların ihtiyaçlarını belirlemek ve geliştirdiğimiz projelerle istihdama katkı sağlamak. Dernek bünyesinde pek çok komisyonumuz mevcut. Hukuk komisyonumuzun en aktif komisyonlardan biri olduğunu söyleyebilirim. İstismara uğramış ve şiddet görmüş kadınların davalarına müdâhil oluyoruz. Ayrıca kadınların kendi haklarını öğrenmeleri ve devletin sağladığı imkânlardan haberdar olmaları için de eğitim ve seminerler düzenliyoruz. Özellikle çalışan kadınların iş-âile dengesini kurabilmeleri adına gerekli politikaların tesisi için bir STK olarak araştırmalar yapıp, raporlar sunuyoruz.
Genel olarak insan hakları derneği olsaydık, elbette daha geniş bir alanı kapsardık. Ama takdir edersiniz ki, gerek iş yükü gerekse benimsediğimiz misyon açısından tek alanda ihtisaslaşmak daha doyurucu hizmetlerin yapılmasına imkân veriyor. Neden bir kadın derneği diye soracak olursanız, şu an Türkiye özelinde baktığımızda, kadınların istismar ve şiddetten dolayı uğradıkları muamelede daha fazla desteğe ihtiyaçlarının olduğunu düşünüyoruz. Erkekler de elbette şiddete uğruyor. Ancak kendini savunma anlamında kadınların erkelerle aynı düzlemde olmadığını biliyoruz.
En çok eleştiri aldığınız konulardan biri İstanbul Sözleşmesi. İstanbul Sözleşmesi hakkındaki görüşleriniz nelerdir? LGBT gibi yönelimlere kapı aralayan maddelere ne diyorsunuz?
Bildiğiniz gibi bu sözleşme 2011 yılında imzalanmış bir sözleşme. KADEM o zaman henüz kurulmamıştı. Sözleşmeyi biz önermedik ve imzalamadık. İstanbul Sözleşmesi temel olarak şiddetle alakalı bir sözleşme olup, eşcinsellerin haklarını düzenleyen bir sözleşme değildir. Ama bu sözleşmenin içinde örfümüze, dinimize uygun olmayan bazı maddeler olduğunun da farkındayız. KADEM’in temel çalışma alanlarından biri şiddet olduğu için, bu sözleşme ile olan ilintisi de şiddetle alakalı maddeleri. Şiddetten mağdur olan kadınların davalarına müdahil olduğumuz için ister istemez bu sözleşme de ilgi alanımıza girmiş oldu. Bahsettiğiniz maddelere olan eleştiri ve itiraz şerhimizi de bütün toplantılarda dile getirdik.
Toplumsal cinsiyet eşitliği değil de âdaletini savunduğunuzu söylüyorsunuz. Buradaki toplumsal cinsiyeti açabilir misiniz?
Toplumsal cinsiyet, cinsiyetsizlik veya eşcinsellik değildir. Biyolojik cinsiyet kadın ve erkekten oluşur. Toplumsal cinsiyet ise toplumların ve kültürlerin kadın ve erkekten beklediği rollerdir. Örneğin bazı toplumlarda kadın, bazı toplumlarda ise erkek evlenirken evinin çeyizini getirir. Burada bir sorun yok. Ama bu toplumsal cinsiyet rolü bir mağduriyet oluşturmaya başladığı zaman bizim gündemimize geliyor. Mesela, tecavüze uğrayan bir kadın, sırf tecavüze uğradı, ‘nâmusu kirlendi’ denilerek öldürülüyor ve buna karşılık mütecaviz fâil herhangi bir yaptırıma uğramıyorsa işte bu toplumsal rol, o insanı mağdur ediyor demektir.
Biz burada toplumsal cinsiyet eşitliği değil, adaleti diyoruz. Kadın ve erkeğin yaratılıştan gelen farklılıklarını dikkate almadan salt bir eşitlik genelde kadının mağduriyetine yol açıyor. Neden adalet diyoruz; mesela hamile bir kadının ya da bir annenin, erkekle aynı mesai saatlerinde çalıştığını düşünün, işte burada çalışma saatlerindeki bu eşitlik, adaleti sağlamıyor. O kadının durumuna uygun daha adil bir düzenleme yapılması, yarı zamanlı çalışma veya süt izinlerinin, doğum izinlerinin artırılması gibi uygulamaları bu ilkenin gereği olarak savunuyoruz.
‘CİNSEL YÖNELİM’ İFADESİNİ KABUL ETMİYORUZ
Milli Eğitim Bakanlığının ETCEP pilot uygulamasına “eşcinsellik aşılıyor” diye büyük tepkiler geldi. Etkinliklerde kullanılan fotoğraflarda “kadın ve erkeklerin rollerinin değiştirildiği”, “fıtrata aykırı roller aşılandığı” görülüyor. ETCEP projesine nasıl bakıyorsunuz?
ETCEP ile ilgili 3 ayrı yayın vardı, üçünü de aldık, inceledik. Sitemizde bunun açıklamasını yaptık. Kız çocuklarının haklarını koruyan maddeler olmakla birlikte, sorunlu yerleri tek tek yazdık. ‘Cinsel yönelim’ ifadesini kabul etmediğimizi açıkladık. Cinsiyetler arasındaki farklılıkların yok edilmesinin sakıncalarını belirttik.
Bu açıklamayı paylaştığımızda “Bunlar yine toplumsal cinsiyet eşitliğini savunuyorlar” yorumları yapıldığını üzülerek gördüm. Bu yorumu yapanlar, ne yazık ki raporumuzu okuma zahmetinde bile bulunmamışlar. Ta ki insaflı birkaç yazarın, köşesinde raporumuzu kaleme almasına kadar. Böylelikle raporumuz gerçek manası ve içeriği ile anlaşılır oldu.
Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesi talepleri dillendiriliyor, bu hususta KADEM ne düşünüyor?