Yurtdışına doktora için gidenler Levi’s 501 dışında ne getirdiler Türkiye’ye?

Türkiye, 1918’den beri yabancı ülkelere doktora için talebe göndermekle birlikte bu 1928’den sonra daha da hızlandı. Şimdiye kadar gönderilenlerin sayısı yüz binleri geçmiştir. Bunlar, daha çok Avrupa ülkelerine ve ABD’ye gönderilmekteler.

Mesuliyetlerini müdrik oldukları için verimli çalışarak doktoralarını çok iyi şekilde yaparak yurda dönenler az değildir. Bunlar her zaman takdire şâyândırlar lakin bir de madalyonun öteki yüzü var.

Madalyonun öbür yüzü

 Sorumluluklarının idrakinde olmayan yahut sorumluluğunun idraki içinde olduğu hâlde gittiği ülkenin havasına, zevk-ü sefasına kapılarak bir doktora diploması alamadan dönenler…

 Bunların yanında gittiği ülkede ticarete başlayan doktora çalışmasını ticarî hayatla birlikte yürüten, yurda döndüğü hâlde oradaki ticaretini devam ettirebilen kimseler… İlim ile ticaret de ne kadar bir arada yürür? Yürürse o ilmî çalışmadan hayır gelir mi? O da ayrı bir mesele…

 Doktora yapmak için gönderildiği ülkede sekiz-on sene kalıp da doktora diploması alamadan dönenlerin sayısını bir bilseniz…

 Ve hiç dönmeyenler!

Doktora yapanların bazılarının tezleri perişanlıktır. Bunlara doktora demek için bazı bilim ölçülerinden ferağat etmek icap eder. Bunlar olsa olsa mezuniyet tezi, bazıları da yüksek lisans tezi olabilir.

İşin daha garibi, doktora için gittiği ülkede altı-sekiz sene kalıp da döndüğünde üniversitenin asistanlık imtihanını yabancı dilden kazanamayan doktoralılar var ki aman Allah’ım! Bunlar hangi yabancı dille tez yazdılar da o diplomayı aldılar? Gariban Anadolu çocukları dar imkânlar içinde öğrendikleri yabancı lisanla asistanlık imtihanını kazanıyorlar. Fakat 6-7 sene gittikleri ülkelerde bir asistanlık imtihanını kazanamayacak kadar yabancı dil bile öğrenemeyenlere ne demeli? Daha garibi ne biliyor musunuz, bunlar üniversitelerimizde senelerce hocalık yaptılar, yapmaktalar!

Peki, bu yarım yamalak öğrendikleri yabancı dil ile o doktora tezini nasıl yazıyorlar? Cevabı kendileri veriyor: “Uzun saçlı bir lügat” temin ediyorlar, onunla arkadaş olup, onlara yazdırıyorlar. Memlekete yeni fikirlerle geliyorlar!

Doktora mı, rezalet mi?

Avrupa ülkelerinden birinde 5-6 sene kalıp da yurda “doktor” sıfatıyla dönenlerden birisi, bir süre önce bir makale yayımladı. Yirmi sayfalık makalenin üç sayfasını zor okudum. Neden? Çünkü doktorun makalede dipnot olarak verdiği Aristo’nun eserlerinin isimleri ve sayfa numaralarının hepsi yanlış. Mesela Aristo’nun “Fizik” kitabının ismini veriyor, sayfa numaraları, “Metafizik” kitabının numaraları olarak gözüküyor. “Metafizik” kitabının ismini veriyor, “Meteorolojika”nın veya “Ahlak” kitabının numaraları çıkıyor.

Doktor adayı, o kitapları görmemiş, başka kaynaklardan yalan yanlış kitap ismini ve sayfa numaralarını almış. Denetleyen yok. Aday, “doktor” unvanını aldı ya yeter. Bilmeyenler için bir not ekleyelim: Aristo’nun, Eflâtun’un eserleri varak (yaprak) usulüyle numaralanır. Bu bakımdan hangi dile çevrilirse çevrilsin sayfa numaraları değişmez.

Durumu kendisine anlattımsa da kabul etmek istemedi. Onun kitapları arasından Aristo’nun İngilizce’ye çevrilmiş kitaplarını açıp gösterdim, hakikati kabul etmek zorunda kaldı. Ya o ülkedeki tez yöneticisini uyutmuş veya o tez yöneticisi “Passable pour L’Orient” (doğu için her şey geçerlidir) zihniyetiyle eline doktora kâğıdını verip uğurlayıvermiş. Bu doktor ve benzerleri ülkemizde üniversitelerde senelerce çeşitli makamlarda çalıştılar. Ne verdiler ülkeye?

Bu rezalet değil de nedir? Yok mudur bunların hesabını soracak makamlar veya kişiler? Yazık değil mi bu milletin paralarına?

Muhteva ne durumda?

Yurtdışında doktora yapanların bir kısmı Türkiye’de tezlerini Türkçe’ye çevirip yayımlayamıyorlar. Çünkü tezlerinin seviyesi düşük veya çok düşük… Benim gördüğüm bazı tezler, edisyon kritikten ibaret. Doktora yaptıran hoca işine yarayacak bir metnin tahkikini yaptırıyor, başına da 20-30 sayfalık bir metin, al sana doktora. Metin tahkikini küçük gördüğüm sanılmasın. O da çok mühimdir. İyi çalışana çok şey kazandırır. Yeter ki ciddiyetle yapılsın. Fakat hazırlayana fazla bir şey kazandırmaz.

Böyle büyükelçi görülmüş müdür?

1980’li yıllarda Londra büyükelçisi olan -yanılmıyorsam- Rahmi Gümrükçüoğlu, bir gün İngiltere’deki lisans ve doktora talebelerini toplar ve onlara şu mealde seslenir: “Buraya okumaya geldiniz, kitap okumayın, ilim yapmayın, gezip tozun, eğlenin, buradaki lüks ve modern hayatı içinize sindirin, onu benimseyin ve memlekete bu hayatı götürün.”

Bu sözler, o zaman Türk basınında bir hayli tepki çekmişti. El âlem ilim ve yenilik peşinde koşarken bizimkilerin eğlenmeleri isteniyor. Böyle mi ilmi mânâda batı seviyesine yükseleceğiz? Maymunlukla kimler yükselmiş ki?

Ne yazık ki bu fecaatların hesabı sorulmuyor. Tanıdığım birisi, doktora için gittiği ülkede 6 sene kaldığı halde doktora yapamadan döndü. Burada bir doktora yaptı, hazırladığı tez mezuniyet tezi seviyesinde.

Bazıları da unvanı almanın yanında kendi soyuna göre “bölücülük” tahsili de yapıyorlar. Yurda dönüşte açıktan veya kapalı bölücülüğü de ihmal etmiyorlar. Bazıları da dindar veya din görevlisi gidip din düşmanı olarak dönüyorlar. Yurda dönünce gizli veya açık İslâm ve din düşmanlığı yapıyorlar.
Bu yanlışları çoğaltmak mümkün. Mühim olan bunlara çâre bulup harcanan emeklerin ve paraların yerini bulması.

Çare nedir?

 Dönüşte onları gönderen Bakanlıktan bir heyet kurulup doktora tezinin değeri denetlenmeli. Bu çerçevede yurda dönen doktorların doktora tezleri ilgili kuruluşlar tarafından kurulacak ehil heyetler tarafından yeniden değerlendirilmeli, zayıf olanların tezleri kabul edilmemeli. Yahut başka bir kontrol sistemi getirilmeli. Birkaç kişinin tezi reddedilirse, sonraki gidecek olanlar işi daha sıkı tutmak mecburiyetini duyacaklardır. Bu sözler sosyal saha içinde gidenler için. Müspet ilimler, teknik ve teknolojik sahada şartlar farklı olabilir.

 1928 den bu tarafa dışarıda yaptırılan doktora tezleri, dönemlere ayrılarak tez çalışması yaptırılarak hazırlanan tezlerin yeni ve farklı bir görüş getirip getirmediği tespit edilebilir. Böylece dışarıya gönderilenlerin ne kadarı değerli fikirler getirmiş, ne kadarı yeni bir şey getirememiş. Bu hususlar, uzun süreli çalışmalar sonunda tespit edilebilir.

 Doktora için değil de yabancı dil öğrenmek ve sahasıyla ilgili malzemeleri toplamak, kaynakları, çalışmaları gözden geçirmek, yine sahasıyla ilgili o ülkedeki tanınmış ilim insanlarını tanımak üzere iki seneliğine yabancı ülkelere gönderilebilir. Böylece daha çok genç, yabancı ülkelerde bilgisini, görgüsünü artırma imkânına kavuşturulmuş olur. Tabii bu, sahanın önemine göre değişir. Yurtdışında doktora yapan bazı tanıdıklar da bu tarz düşünüyorlar. Yalnız Fransa’ya gönderilenlere devlet doktorası yapması şartı konulmalıdır. İkinci, üçüncü sınıf doktora yaptırılmamalıdır. Aslında aynı şey, Türkiye için de şart koşulmalıdır. Maksat daha çok memleket evladının bu imkândan istifade etmesidir. Milletin parası da böylece çarçur edilmekten kurtulmuş olur. 