Üç bin derece

Turgay Bakırtaş

Beşiktaş’taki korkunç PKK katliamının ardından (TAK, YPG, YDG-H filan kullanmıyorum artık, siz de kullanmayın) öfkem burnumda. Daha önce defalarca olduğu gibi. 90’larda, TRT’de her gün şehit listesi yayınlanırdı. Size yemin ederim hava durumu gibi bir şey zannetmeye başlamıştım onu. Her gün mü askerlerimiz ölürdü? Her gün? Ölüyorlardı işte, vatan uğruna ardı ardına toprağa düşüyorlardı.

O günden bugüne neler yaşadık az çok biliyorsunuz, uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bu ağır mesele ömrümüzü yedi. Vurduk olmadı, vurmadık olmadı, el uzattık olmadı, rica ettik olmadı, tehdit ettik olmadı, olmadı. Olacağına en çok inandığımız zaman, şeytanın eski gücüne kavuşmak için dinlendiğini ve organize olduğunu görmedik, göremedik. Ve son iki yılımız yeniden hortlayan bu canavarı yatırıp boğazlamaya çalışmakla geçti, geçiyor ve belli ki bir müddet daha geçecek.

Bunlar işin “teknik” kısmı. PKK er ya da geç yok olup gidecek elbette. Ama açtığı yaralar uzun süre daha sızlayacak; sırtından vurdukları kahraman askerleri, pusuya düşürdükleri masum sivilleri, bombalarla parçaladıkları gencecik polisleri asla unutmayacağız. Öfkemiz kolay kolay geçmeyecek.

Fakat bir icat çıkardılar şimdi, sağdan soldan soruyorlar, diyorlar ki, “Hayırdır, niye bu kadar öfkelisin?” Sorunun şaşırtıcılığı, aptallığına galip geliyor. Cevaben diyorum ki, “Asıl sen neden hiç öfkeli değilsin?”

Akıl almaz bir modernlik endişesi, çağdaş hukuk sapkınlığı, batı normları fetişizmi sarmış etrafımızı. Vahşiler 400 kilo patlayıcıyla onlarca insanı katlediyor, 3 bin derece sıcaklık oluştuğu, geride kimilerinin cesedinin bile kalmadığı söyleniyor, insanlara canları ciğerlerinin ya bir eli, ya bir bacağı, ya yalnızca başı teslim ediliyor ama bizden inanılmaz metanetli davranmamız, evrensel ceza hukukunu üç kere öpüp başımıza götürmemiz, hümanizma ruhunu içselleştirmiş entelektüeller olarak şarap kadehlerimizi tokuşturmamız bekleniyor.

Böyle kalsa gene iyi. Bir grup, patlamada ölenlere dair en ufak bir üzüntü belirtisi göstermediği gibi, acısını ve öfkesini ama az ama çok dışa vuran kim varsa dolaylı yoldan dalga geçiyor. Neymiş, lanet okumakla yol alınmazmış. Harbi mi diyorsun birader? Vallahi güneş gibi aydınlandım, hiç düşünmemiştim bunu. Neymiş, dua edeceğimize gidip yetkililerden hesap sormalıymışız. “Duanın gereksizliği” üzerinden inancımın aşağılanması itliğini geçiyorum, yetkililerin şimdiye kadar kaç katliamı engelleyip engellemediğini nereden biliyorsun? Hatta benim, annemin, dedemin, arkadaşımın, komşumun duası sayesinde bazı belalardan kurtulmadığımızı nerden biliyorsun? Allah -haşa- sana aylık rapor mu gönderiyor hangi duayı kabul edip hangisini etmediğine dair? Metro girişinde 10 saniye çantanı açıp gösterdin diye suratın bin türlü şekle giriyor, o çakma anarşistliğinden bir an bile vazgeçmiyorsun da bomba patlayınca kime neyin hesabını soruyorsun?

Ben öfkeliyim arkadaş, sen neden değilsin? Neden içimiz kan ağlıyorken HDP ofisinin duvarına iki kelime yazı yazılmış diye beynimin orta yerine hukuk fakültesi kuruyorsun? Bu ayıptır, günahtır, vicdansızlıktır. Birileri yerlerde mi tekmelendi? Terörist âşığı olduğu için belki de dibine kadar hak etmesine rağmen birilerinin kalçasına tornavida mı sapladık? Alt tarafı 20-30 tane tweet attık, bir-iki duvar yazısı yazıldı, çokça ağladık, çokça bağırdık, çokça sövdük, çokça dua ettik, çokça lanet okuduk. Niye yanımızda durup yalandan da olsa üzülmüyorsun? O polisler senin de kardeşin, eşin, baban, dostun değil miydi?

“E ama intikam söylemi…” Yahu yeri gelince biz çomarız siz allame, hiç mi insan psikolojisi bilmiyorsunuz? Toplumsal öfke denen şeyden hiç mi haberiniz olmadı? Ben bilmiyor muyum intikam nedir, devlet nedir, suç nedir, ceza nedir? Bir siz misiniz âlemin vicdanı, aklı, sağduyusu, feraseti? Elbette intikam isteyeceğim, ne yapacaktım? Ne yapacaktım? Zaten sizin intikam dediğiniz şeyin adı “kısas”tır ve haktır. Ama konumuz bu değil. Konu, sizin neden sinirleri alınıp sirkeye batırılmış bir iguana kadar ruhsuz oluşunuz. Konu, bu ruhsuzluğunuza rağmen neden o yüce ve evrensel ahlak derslerini vermek için iki gün bile sabretmeye gerek görmeyişiniz. Konu, onca ölü içinden yalnız işinize gelen bir tanesini seçip gerisine çakıl taşı kadar değer vermeyecek psikopatlara dönüşmenize rağmen toplumu “bizim” böldüğümüzü iddia etmeniz.

Üç bin derece… Bunu unutmayın. Cehennemi bu dünyada ayağımıza getirenler cehenneme gitsin istiyoruz diye bizi kınamadan önce bunu hatırlayın. Üç bin derece… En sevdiğiniz insanı gözünüzün önüne getirin, sonra onun öldüğünü, elinize boş bir tabut tutuşturulduğunu, en büyük korkunuzun canınızdan çok sevdiğiniz insandan geriye ne kaldığına bakmak olduğunu düşünün. Buna rağmen hâlâ “Ama HDP duvarına slogan yazmak yakışmadı” diyorsanız benden uzak durun, bölünmemiz en güzeli.

Benzer konular