Trump’ın planı ölü doğdu

Bir Müslüman için Beyaz Saray’da yan yana poz veren Donald Trump ile Benjamin Netanyahu’nun arasında, aynı karede bulunmak hiç de kolay olmasa gerek. Zaten bu fotoğrafta Filistin tarafı da yer almıyor. Sözde Ortadoğu’ya barış getirecek bir planı ilan ediyorlar. Kudüs de İsrail devletinin bölünmez başkenti olacakmış. ABD ve Ortadoğu’da bulunan siyasi analistlerin çoğuna göre bu plan ölü doğdu. Tıpkı Filistin meselesini sona erdirmek için ortaya konan diğer orantısız plan ve anlaşmalara benziyor. Unutulan asıl meseleyse şu: Bu iş sadece Filistinlileri değil bilakis bütün Müslümanları ilgilendiriyor. Çünkü bu bir inanç meselesi.

Ortada şahsi menfaatler var

Trump’ın sözde barış planı veya diğer adıyla “Yüzyılın anlaşması” mantık sınırlarını zorlayan zavallı bir girişimden ibaret. Başı fena halde sıkışık Trump, Siyonistlerin desteğini yanına çekmek için bir sevgi gösterisi yapıyor. Bu plan, aynı zamanda İsrail seçimleri öncesi Netanyahu’ya verilen bir hayat öpücüğü. Neticede ortada şahsî menfaatler cirit atıyor.

Filistinliler bu plana en başından beri karşı. Dolayısıyla Birleşik Arap Emirlikleri, Umman ve Bahreyn’i temsilen Washington elçilerinin orada bulunuşu bir şeyleri değiştirecek değil. Şurası bir gerçek ki, bu devletlerin ömrü İsrail işgalini idrak edecek kadar uzun bile değil. Umman 1970 yılında, BAE ve Bahreyn ise 1971 yılında bağımsızlıklarını ilan ettiler.

Dediğimiz gibi bu anlaşma ölü doğdu. Geçmiştekiler de öyleydi ama bunun farkı, gerek ABD gerekse uluslararası toplum tarafından kırk küsür yıldır desteklenen iki devletli çözümü bir kenara atıyor oluşu. Oysa siyasi çözüm gündeme geldiğinde yıllardır üzerinde ittifak edilen çözüm bu olmuştu.

Geçmişe bakmak yeterli

Şimdi size yıllardan beri Filistinlilerin yarasına merhem olmayan, tam aksine her defasında onların hak ve hukukunu biraz daha daraltan geçmişteki müzakerelerden örnekler sunalım.

  • 1979 yılında Mısır lideri Enver Sedat ile İsrailli muhatabı Menahem Begin arasında bir barış anlaşması imzalandı. Buna göre İsrail askeri Sina yarımadasından tamamen çekilecek, Filistinlilere Batı Şeria ve Gazze’de otonom bir yönetim imkanı sağlanacaktı.
  • 1988 yılında Filistin lideri Yasir Arafat Cezayir’de iken bağımsızlık ilanında bulundu. İlk kez burada iki devletten bahis geçti. Filistin topraklarının yüzde 78’ini işgal altında bulunduran İsrail devletinin resmen kabulü anlamına gelen bu yaklaşım, Filistin Kurtuluş Örgütü çatısı altındaki herkes tarafından kabul edildi fakat Hamas buna itiraz etti. Filistin topraklarında ancak bir Filistin devleti bulunabilirdi. İsrail asla meşru görülemezdi.
  • 1993 yılında ABD’nin başkenti Washington’da Oslo anlaşması imzalandı. Niçin Oslo adı verildi? Çünkü anlaşma öncesi gizli müzakereler burada yapılmıştı. Anlaşma zamanın ABD Başkanı Bill Clinton’ın huzurunda imza edilirken İsrail tarafında başbakan İshak Rabin, Filistin tarafında ise henüz FKÖ lideri sıfatı taşıyan Yasir Arafat yer alıyordu. Bu anlaşma, Batı Şeria ve Gazze’yi içine alan özerk bir Filistin yönetimini teyit ediyorsa da Kudüs ve sürgündeki Filistinlilerin geri dönüş hakkı gibi konular muallakta kalıyordu.
  • 2000 yılında İkinci Camp David görüşmeleri yapıldı. ABD Başkanı Clinton Filistin lideri Arafat ile İsrailli Ehud Barak’ı bir araya getirdi. Fakat bu görüşmelerden bir sonuç çıkmadı. Arafat, İsrail’in dayatmalarını kabul etmedi. Anlaşma için öne sürülen şartlar tamamen İsrail’in lehineydi. Filistin topraklarının yüzde 94’ü İsrail’e bırakılacak, Filistin polisi sadece hafif silahlar kullanacak, sınır kapılarına Filistinliler değil, İsrail-Mısır-Ürdün denetimi hâkim olacak, geri dönüş hakkı sadece 100 bin Filistinli için geçerli olacak ve daha ötesinde ikiye bölünen Kudüs’ün büyük kısmı Mescid-i Aksâ dahil İsrail’in payına düşecek.

Hamas terör örgütü ilan edildi

  • 2000 yılındaki görüşmelerin başarısızlığa uğramasının ardında Filistinliler ikinci intifada için harekete geçti. İsrail Arap şehirlerini işgal etti. Hamas ABD tarafından terör örgütü olarak kabul edildi. Arafat Ramallah’ta kuşatma altına alındı.
  • 2002 yılında Suud Kralı Abdullah Barış için Arap Girişimi’ni başlattı. Buna göre İsrail, 1967 yılında işgal ettiği Golan Tepeleri ve Güney Lübnan dahil bütün Arap topraklarından geri çekilecek, geri dönüşü kabul edecek, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletini tanıyacaktı. Karşılık olarak da Arap devletleri İsrail ile ilişkileri normalleştirecek, aradaki husumet son bulacaktı.
  • 2002 yılında ABD- AB-Rusya ve Birleşmiş Milletler’in bir araya gelmesiyle oluşan dörtlü komisyon İsrail sorununu sona erdirmek için bir yol haritası hazırlayacaktı. Neticede İsrail devletinin güvenliği ön planda tutulunca iki devletli bu çözüm de rafa kalktı. Mukaddes bölgeler, işgal edilen yerler ve geri dönüş hakkı yine görmezden gelinmişti.

Ne Bush, ne Obama, ne Trump

  • 2007 yılında ABD’nin Maryland eyaletinin Annapolis kentinde ABD Başkanı George W. Bush’un insiyatifiyle Yasir Arafat ile Ehud Olmert arasında bir görüşme tertiplendi. İki taraf müzakerelere başlama konusunda mutabık kalsa da 2008 yılında Gazze’ye yapılan saldırı bu işi bozdu.
  • Obama’nın Beyaz Saray’a gelişiyle birlikte yeni bir Filistin insiyatifi de başlamış oldu. Bu çabalar da öncekilerin akıbetine uğradı.
  • Şu anki ABD Başkanı Trump iki devletli çözümü rafa kaldırıp yerine “Yüzyılın Anlaşması” denilen saçma planı getirdi. Bunun için yaptığı ilk iş İsrail’in başkentini Kudüs olarak ilan edip Tel Aviv’deki büyükelçiği buraya taşımak oldu. Sonra Birleşmiş Milletler’deki Filistinli mültecilere ait paraya el koydu. Peşinden Bahreyn Konferansı ile Filistin’i kendi planına ikna etmek için Arap devletlerinden para tedarik etti. Son olarak Filistinli bir temsilcinin olmadığı bir ortamda kendi sözde barış planını ilan etti.

Şimdi siz söyleyin, Trump’ın planı başarılı olur mu?