Son ekonomik kurşun

Altın konusu son birkaç yıldır dünya ve özellikle Türkiye gündeminden hiç eksik olmuyor.
İngiltere’nin “Amerika baskısı” ile Venezuela’nın altınlarına el koyduğu haberi geçen hafta gündeme bomba gibi düştü.
2016 yılının son aylarında dönemin Başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek “Altınlarınızı yastık altında tutmayın” dediğinde şu yorumu yapmıştık:
“Çin, vatandaşlarına altın almalarını önerirken bizim Başbakan Yardımcımızın Ayşe teyzeden altınlarını bankaya koymasını istemesini pek doğru bulmuyoruz açıkçası. Özellikle Batıda zenginlerin paralarını altına çevirerek bankacılık sisteminin dışında özel kasalarda muhafaza etmeye başladığı bir dönemde, Türk insanının son ekonomik kurşunu olan altınını her şeyi ile göbekten Batı finans sistemine bağlı bankalara yatırması bizce uygun değildir.”
Peki, bunu niye söylemiştik?
Aslında Venezuela olayı tam olarak bunu niye söylediğimizi açıklıyor. Hükümetler ve dünyanın en ucuz emtiası olan ve çıkarları için her şeyi yapabilen politikacılar ellerine fırsat verilmesi durumunda altın rezervlerini çarçur edebilmekte ve Batının öğrettiği klasik söylemlerle yurt dışına çıkarmaktadırlar.
Bunun kılıfı çoğu zaman “ülke işgal edilirse varlıkların düşman eline geçmesini önlemek” şeklinde hazırdır. Oysa bu altınların gittiği ülkelerin hemen tamamı zaten Amerika, İngiltere, Fransa gibi bilfiil işgalci ülkelerin ta kendisi ya da İsviçre gibi dünyanın finans fahişesi olan ve bu işgalci ülkelere tabi olan diğer bazı ülkelerdir.
Malumunuz olduğu üzere geçtiğimiz günlerde Venezuela’nın altın rezervlerinin bir kısmını Çorum’a getirip burada işlemek üzere incelemelerde bulunduğu basına yansımıştı.
Peki, sonra ne oldu?
31 Ocak günü Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton, Twitter’dan Venezuela ile ilgili bir yaptığı paylaşımda:
“Bankacılara, borsacılara, tüccarlara, aracılara ve diğer işletmelere tavsiyem: Maduro mafyası tarafından Venezuela halkından çalınan altın, petrol ve diğer ürünlerle iş yapmayın. Biz (bu süreçle ilgili) gerekli adımları atmayı sürdürmeye hazırız” ifadelerini kullandı.
Güzel zamanlama değil mi?
Türkiye çok uzun bir süredir Amerika ile Suriye ve Kuzey Irak başta olmak üzere çeşitli sorunlar yaşamaktadır. Bu durum Hakan Atilla ve Rahip Brunson meseleleriyle zirve noktasına ulaşmış, Amerika’nın tehditleri sonrasında Dolar, TL karşısında tarihi seviyelerine çıkmıştı. Yine geçtiğimiz günlerde Amerika Başkanı Trump Suriye’de tek taraflı harekât düzenlemesi durumunda Türkiye’yi ekonomik olarak mahvetmekle tehdit etmişti.
İşte o Amerika’da tutulan Merkez Bankamızın altınlarının tamamı 2017 yılında Türkiye’ye getirilmiş ardından Ziraat ve Vakıfbank da altınlarını Amerika’dan geri getirme çalışmalarına başlamıştı.

Dünya altın konseyinin (WGC – World Gold Council) verilerine göre dünyada en fazla altın rezervine sahip olan ülke 8133 ton ile ABD’dir. En yakın rakibi olan Almanya ise 3.373 ton altına sahip iken Türkiye ise 564 ton ile bu listede 10. sıradadır.
En çok “altın stoku olan” ülkenin aynı zamanda en çok dış borcu olan ülke olan Amerika olması ise ilginçtir.
Yalnız burada bir şeyi ifade edelim. WGC’ün altın stoklarını denetleme gibi bir yetkisi yoktur ve altın stokları konusunda büyük ülkelerden çelişkili haberler gelmektedir.
Mesela, ABD’nin külçe altınlarını tuttuğu Ford Knox’ın boş olduğu söylentilerine rağmen Amerikan hükümeti 70’lerden beri burada sayım yapmamaktadır.
1981 yılında The Globe’da yayınlanan makaleye göre 1973-74 yıllarında 300 kamyon dolusu 7.000 ton külçe altın Fort Knox’dan götürüldü. Kalanlar içinde yüzde 10 bakır bulunan ve hiçbir ülkenin kabul etmeyeceği kalitedeki eritilmiş altın sikkelerdi.
İkinci Dünya Savaşı sonrasında “Sovyetler Birliği’nin saldırma olasılığı nedeniyle” altınlarının bir kısmını Amerika’ya taşıyan Almanya, 2013 yılında altınlarını geri istemiş ve karşılığında Amerika’dan 13 yıl sonrasına Almanya’ya geri teslim tarihi almıştı.
Amerika’da durum böyle iken Çin’de ise durum tam tersinedir. Çin altın alım işlemlerini bir nevi yarı – özerk finansal statüsü bulunan Hong Kong üzerinden yapmaktadır. Çin’in aldığı altınları Hong Kong havalimanının altına yaptığı depolarda sakladığı, buraya giren altının bir daha ülke dışına çıkmadığı ve Çin’in altın rezervleri ve alımları hakkında sürekli eksik bilgi verdiği bilinmektedir. Bir manada fiziki altının son durağı çoğunlukla Çin olmaktadır.
Çin’in bir süre sonra para birimi Yuan’ı altın rezervlerine endeksleyeceği, altın borsasını da Londra’nın elinden alarak Şangay’ı dünya altın borsasının yeni merkezi yapacağı uzun zamandır dünya ekonomi çevrelerinde konuşulan bir konudur.
Alternatif finansal yorumları ile bilinen King World News’e konuşan İsviçreli altın yatırım firması Matterhorn Varlık Yönetimi kurucusu Egon von Greyerz, Eylül ayında (2018) batılı merkez bankalarından Çin ve Hindistan piyasalarına altın transferi yaşandığını, bu altınların asla o ülkelerden geri dönmeyeceğini bildirerek şunları söylemişti:
“Geçen ay (Eylül 2018) İsviçre’ye altın girişi olduğunu gördük. Daha sonra (bu altınlar) Asya ve Hindistan piyasalarına ihraç edildi. Geçen ay, (İsviçre’ye) ithal edilen altının yüzde 70’i Londra ve ABD’den geldi. (…)
Bu bize şunu kanıtlıyor: (Batılı) merkez bankaları kendi fiziksel altınlarını ya dışarıya kiraya veriyorlar ya da üstü kapalı şekilde satıyorlar ve normalde Londra ve New York’ta durması gereken altınlar piyasaya çıkıyor. Bankalar, altını (Batılı) merkez bankalarından alıyor ve karşılığında sadece bir (altın) borç senedi veriyor. Şimdi bu altın İsviçre üzerinden Çin ve Hindistan’a gidiyor ve asla oradan geri dönmeyecek. Ne Çin ne de Hindistan altını asla geri göndermeyecek.
Öyle ise ne olacak? Muhtemelen ellerindeki gerçek altının çoğunu kiraya vermiş olan bu (Batılı) merkez bankalarının elinde sadece bankalardan aldıkları (altın) borç senetleri var ve bankalar gerçek altını asla geri alamayacak. Bu altın piyasasında büyük bir dengesizlik oluşturan yeni bir daralma demek. Tüm finansal sistem (yeni bir krize girdiğinde) bu durum altın fiyatı üzerinde yukarı yönlü inanılmaz bir baskı oluşturacak. Ve o gün yaklaşıyor.”
Ne güzel anlatmış olayı Greyerz değil mi?
Şimdi siz altın senedi kısmını altın sertifikası olarak okuyun.
Herhalde anlatabildik derdimizi.
Onun için siz siz olun, Batının üzerimizde kurduğu askeri/finans hegemonyasına karşı elimizde tuttuğumuz son silah olan altını götürüp bankalara teslim etmeyin, elinizde tutun.
Günün birinde “ülkemiz istilaya uğrarsa” istilacılar gidip bakkaldan şeker alır gibi büyük bir rahatlıkla birkaç banka kasasını boşaltmak yerine 80 milyondan teker teker altın toplamak zorunda kalsınlar.
Bulabilirlerse.
IŞID’ın Musul merkez bankasını boşaltması, Amerika ve İngiltere öncülüğünde Batılı çakalların Kaddafi ve Saddam’ın altın külçelerini konteynırlara doldurup ülkelerine kaçırmaları gibi olaylar hep hatırda tutulmalıdır.
Yine 2001 krizinde bu ülke politikacılarının bankaları nasıl boşalttığını da unutmayalım. Bunların bir daha tekrarlanmayacak hadiseler olduğunu sananlar yanıldıklarını anladıklarında çok geç olacaktır.
Venezuela’nın İngiltere’de tutulan altın rezervlerini nasıl çalmak üzere olduğunu tekrar hatırlatarak kamuoyu adına şu soruyu da sormuş olalım:
Bir süre önce Amerika’dan getirilen Türkiye’nin altın rezervleri şu anda ülkemiz topraklarında mı bulunmaktadır yoksa bir başka Batı başkentine mi taşınmıştır?


Yazarın diğer yazılarını görüntüle:

Benzer konular