Siz böyle delikanlılar değildiniz

Turgay Bakırtaş

shutterstock_326268053

Âsûdelik, bîtaraflık, huşû, dürüstlük, mahcûbiyet, hicap, nezaket, rıza, saygı, hayâ, âlicenaplık, sükûnet, şükran, takva, tevazu, vakar, vecd, zerafet, zühd… Okunuşları dahi huzur veren bu kelimelerin bir kısmı günlük dilden yitip gitti; kalanlarıysa direniyor. Kalanlarla birlikte ben de direniyorum. Kime mi? Anlatayım.

Sosyal medya çağı pis bir “sanal insan tipi” üretti: Aşırı adam. Tavizsiz, nezaketsiz, kaba, “Ne yani, kâfir kâfirliğini yaparken biz susacak mıyız ulan!” kafasında… Ağzı dili küfür kıyamet, her şeye alayla yaklaşan, her olayla dalga geçen ama kendi “kırmızı çizgilerine” dokunulduğunda öfkeden moraran, ortaçağ tasvirlerindeki cadı yakmaya giden yobaz köylüleri andıran ama tüm bu rezilliğe rağmen utanmadan insanların takvasını, imanını, şerefini namusunu ölçmeye kalkışan, bu davranışını İslam adına temellendirmek için fıkhın orasını burasını tırtıklayıp kendi fetvasını kendi yazan tuhaf bir tür.

Bütün bu davranışlarına “aşırı adamlık” diyorlar. Yazının girişinde saydığım o naif sıfatların sahiplerini ise eziklikle, korkaklıkla, yalakalıkla suçluyorlar. Dünyaya tek bir perspektiften bakıyor, dahası, dünyaya herkesin o perspektiften bakması gerektiğini düşünüyorlar. Ve sürekli birbirlerini gaza getiriyorlar ki türün devamını sağlayan şey bu gaza getirme ritüelleri oluyor. Bir kişi özellikle dine ilişkin bir meselede ne kadar üstten bir dil tutturuyorsa o kadar “adamın dibi” kabul ediliyor. İşlerine gelince okumayı, kitapları yerden yere vurarak cehaleti “işte irfan bu abi, feraset bu” edebiyatıyla ambalajlıyor, işlerine gelince “hocamız 186 bin tane kitap okumuş ulan ondan iyi mi bileceksin” deyip ilmi yüceltiyorlar. Sonra, genellikle yirmili yaşların başındaki bu insanlarla “gerçek” bir iletişim kuruyorsun ve şok! Çoğu son derece saygılı, edep adap bilen, hani neredeyse yanında sigara içmek için bile izin isteyecek kadar düşünceli çocuklar. Sözünü kesmiyor, konuştuğunda gözünün içine bakıyor, akıl danışıyor, tavsiyelerine kulak veriyor… Sosyal medyada kâfir avına çıkan, bugün Hz. Peygamber’i görse “yeteri kadar haşin durmadığı” için eleştireceklerin bunlarla aynı kişiler olduğuna inanamıyor insan.

Zannediyorum ki bu tavrın sahipleri bir çeşit “hassasiyet vitrini” inşa edip kendilerini orada sergilemekten hoşlanıyor. “Hey yabancı, buralarda kimse benden hızlı tekfir edemez” diyebilecekleri spesifik konulara balıklama atlıyorlar. Bulundukları ortamda ancak bu şekilde kabul göreceklerine, aksi durumda “gruptan” dışlanacaklarına inanıyorlar. Ki genellikle de öyle oluyor. Gerçek kişiliği sanal kişiliğine baskın gelip de bir meselede vicdanıyla, hakkaniyetle hareket eden oldu mu gözünün yaşına bakmıyor, önce bir “eyvallah üstat, madem öyle düşünüyorsun” çakıyor, sonra onu da “düşmanların” safına itip alay oklarına hedef kılıyorlar. Ortada dönen pisliğin farkında olan çoğu kimse yalnız kalmaktan ve gelecek saldırılara karşı dirayet gösterememe korkusundan sesini çıkarmıyor; “bunlar böyle işte abi” deyip geçiyorlar.

Periyodik olarak tekrarlanan bu tiyatrodan ölesiye sıkılıyorum. Bu sözde “hakikat” niye onu öğrenme talebi olmayanların kulaklarından içeri zorla sokulmaya çalışılıyor anlamaya çalışıyorum. Bireysel kalması gereken bu kabalık, bu “AYAĞA KALK EYYY MÜSLÜMAAAN” tavrı, bu külhanbeylik, bu başkasını adam yerine koymama pespayeliği yayıldıkça esiri olanlar adına endişe duyuyorum.

Siz böyle delikanlılar değildiniz arkadaşlar, “aşırı adamlık” gibi şirin sıfatlar takıp namusuna halel getirdiğiniz “delikanlılık” böyle bir şey değildi. Tiner çekip koluna faça atan varoş psikopatlarının “Şş, genç, paran var mı” demesi gibi çoluk çocuğu korkutmakla savunacağınız, sahip çıkacağınız bir değer, inanç, dava yok. Gerçekten önemli olmak istiyorsanız bir şey üretin, kendinize, ailenize, memleketinize değer katın. İş yapın. Okuyun, yazın, çizin. Hitabetinizi geliştirin, zarifleştirin; itirazlarınız çürük diş dolu bir ağız gibi kokmasın, kafalarda soru işareti uyandırsın. Sevdirin, nefret ettirmeyin. Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Dedikodudan uzak durun, tertemiz insanları kirletmeye çalışanlara prim vermeyin. Her duyduğunuza inanmayın, aslını astarını araştırın. Etrafınızdaki insanlarda gerçekten bir kusur görüyorsanız bunu onunla doğrudan konuşmaya çalışın, kusurunu da onu da adice saldırıların hedefi yapıp günaha zemin hazırlamayın.

Ve ne olur, “Göstere göstere bilediğin bıçak / Bir gün elini kesecek” derken şair, tarif edilen siz olmayın.

Benzer konular