Sırp mısın evladım?

90 öncesi nesillerin çok iyi bildiği bir azarlama kalıbı var. Özellikle Anadolu kökenli anne ve babalar, yaramazlığı abartıp kardeşleriyle kavga eden veya etrafa zarar veren çocuklarına “Oğlum Rus musun sen?”, “Sırp mısın evladım niye böyle yapıyorsun?”, “Senin yaptığını gâvur yapmaz” gibi sözlerle çıkışırlar.

Bu sözler öylesine söylenmiyor elbette, hepsinin halkımızın ortak hafızasında bir karşılığı var. Hatta karşılıktan da öte, o hafızayı canlı tutma gibi bir işlevleri var. Neden Rus, niye Sırp diye araştırdığınızda sizi insanlık tarihinin kanlı sayfalarına götürüyorlar. Hangi bölgede hangi sıfatın daha yoğun kullanıldığına bakarak o bölgenin “yaralarına” dair hızlıca malumat edinebilirsiniz.

Günümüzde bu gibi kalıpların kullanılmasını yadırgayan, sözcüklerin ikincil, hatta üçüncül anlamlarını yok etmeye uğraşan bir söylem geliştiriliyor. Bu söylemin “ötekileştirme” kavramı altında sözlü kültür yoluyla aktarılan hafızayı kesintiye uğratmak gibi bir anlamı olduğunu düşünüyorum. Nihayetinde hiç kimse Rum ya da Yahudi derken o ırkın her bir bireyini değil, o kimliklerin arkasında durarak topraklarımızda (ve kardeş gördüğümüz coğrafyalarda) zulüm yapanları işaret ediyor.

Ötekileştirme kavramını icat edip üzerimize salan Batı’nın, o kavramı ne kadar sahiplendiği konusuysa ayrı bir mesele. “Türk” ve “Müslüman” sıfatlarını yüzyıllar önce aynı anlamda kullanmaya başlayan, bununla yetinmeyip bu sıfatları şeytanileştiren Avrupa, bugün hâlâ aynı çizgide yürüyor. Biz “Sırp mezalimi” dediğimizde öfkeyle ayağa kalkıp, “Hayır efendim, koca bir halkı bu sözlerle töhmet altında bırakamazsınız, iyiyi kötüyü ayırmanız gerekir!” diyenler, sadece IŞİD’in Avrupa’daki bir-iki terör eyleminin ardından “Müslümanlar kötü olmadıklarını ispatlamalılar” noktasına geliyorlar.

Peki niye Rus, niye Yahudi, niye Sırp? Hatırlarsınız, 2014’te İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği katliamların ardından İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım sert açıklamalar yapmış, Türkiye’deki Yahudi cemaatini bu zulme ses çıkarmaya davet etmişti. Yıldırım’ın bu açıklamalarının ardından harekete geçen muhalif basın, günlerce “Bu antisemitizmdir!” diye vaveyla koparmış, koca bir halkın “ötekileştirildiğinden” dert yanmıştı.

Onlara göre Bülent Yıldırım her defasında Yahudi yerine şöyle bir sıfat kullanmalıydı: “İsrail devletinin terör eylemlerine destek veren Siyonizm taraftarı vatandaşlar”. Eğer Yıldırım (ya da bu konular hakkında fikir beyan eden herhangi biri) gerçekten de tüm bir ırkı suçlasaydı eleştirilerinde haklı olabilirlerdi. Ama bunun böyle olmadığını biliyoruz. Tüm Yahudi halkının masum olmadığını bildiğimiz gibi.

Soruyu tekrar sorayım: Niye Rus, neden Yahudi, niçin Sırp? Geçtiğimiz hafta bir video düştü internete. İsrail’de gerçekleşen bir düğünden görüntülerin yer aldığı videoda kan dondurucu bir enstantane vardı. Kalabalık bir düğünde, vur patlasın çal oynasın eğlenen insanlardan bazıları, ellerindeki bir fotoğrafa kahkahalarla bıçak saplıyordu. Ve o fotoğraf 18 aylık bir bebeğe, Yahudi yerleşimcilerin ateşe verdiği evinde diri diri yanarak can veren Filistinli Ali Said Davabşa’ye aitti.

Aşağıdaki satırlarsa, bu ülkede Bosna’ya dair en güzel yazıları yazan Nihat Genç’in kaleminden çıktı:

“Hayatı, kitaplar, senaryolar, şiirler, entelektüel uğraşlarla geçen Abdullah Sidran’ın aklının ucundan hiç ülkesinin bir gün askeri kahramanı olacağı geçmemişti. Hem sanatçı hem kahraman nasıl olunur? Bunun cevabı çok zor. Ancak bu minik kasabanın yüksek dik dağlarındaki kan kırmızı yirmi metrelik çamları görerek büyüseydiniz… On beş yaşındaki ve çocukluk arkadaşlarınızın hemen yanınızda yere yatırılıp, gırtlaklarından vahşice kesildiğini görseydiniz, bu sorunun cevabını verirdiniz. Ve çoluk çocuk, nine bu minik kasabanın ortasında, uzun süren meşhur dondurucu kış aylarında bu dik ormanlıkları çevirmiş Sırp topçularına nişangâh olsaydınız… Ve dağlar karlarla örtülüp, mahsur, çaresiz, ilaçsız, silahsız kalsaydınız… Siz de Sidran gibi silaha sarılırdınız, siz de Kusturica’dan nefret eder, bu sahipsiz halkı neden bıraktın diye isyan ederdiniz… Kusturica gibi, ‘ben savaşa karşıyım’ gibi entel laflarla başlayıp, Sırpların katliamlarını görmezden gelen ama çağdaş Avrupa’nın sessizliğini haklı çıkaracak vicdansız ve ruhsuz bir kelime oyunu yapmazdınız.”

Yerim dar, Rusların, Rumların, Fransızların, İngilizlerin, kısacası “gâvurun” her zulmünü uzun uzun anlatamayacağım. Bilmiyorum, belki de anlatmam gerek. Belki de her hafta “İsrail devletinin terör eylemlerine destek veren Siyonizm taraftarı vatandaşlar” ya da “Sırp ordusunun vahşi tecavüzlerine katılan fakat tüm Sırpları temsil etmeyen adamlar” hakkında tek tek yazılar yazmalıyım. Kimseyi ötekileştirmeyen, Sırplıktan, gâvurluktan bahsetmeyen şirin bir çocuk, “aydın” bir Müslüman olarak Hürriyet gazetesine yazar olurum belki. Kim bilir…