Sevahili bir dilin değil medeniyetin adıdır

İbrahim Tığlı

“Bir dil bir dünyadır” sözünün ne kadar doğru olduğunu Tanzanya, Kenya ve Mozambik’e yaptığım ziyaretlerde gördüm. Bu ülkelerde insanların aynı hissiyatı, benzer sosyal ilişkilerde kurmalarında dil her zaman için belirleyici olmuş. Sınırlar, etnik topluluklar hatta dinler farklı olsa da bu ülkelerde yaşayanları birleştiren temel unsur konuştukları dildir.

Svahili veya Sevahili bugün dokuz Afrika ülkesinde konuşulan bir dildir. Tanzanya’dan Mozambik’e, Kenya’dan Ruanda’ya kadar bu dil konuşulur. Afrika’da hiçbir yerel dil bu kadar yaygın değildir. Sadece Sudan’da yüze yakın farklı dili konuşanı gördüğümüzde Sevahili dilinin ne kadar birleştirici ve yaygın dil olduğu karşımıza çıkacaktır.

Sevahili dili yerel dillerle Arapça’nın karışımı bir dildir. Aslında sadece Arapça değil Hintçe, Farsça gibi diğer Asyatik dillerin de etkisi vardır. Afrika’nın içlerinden Arabistan Yarımadası, İran körfezi ve Hint adalarından gelenler bu dili oluşturmuşlar ve bin yıldan fazla bir zaman bu dil kullanılagelmiştir. Bu tarz farklı toplulukların etkileşimi ile meydana gelmiş diller pek tutunamamış zamanla kaybolup gitmişlerdir. Örneğin bir Aramice bugün unutulmuş arkaik bir dil olarak kalmıştır. Yine yüzyıl önce konuştuğumuz yazdığımız Osmanlıca yerini daha ulusal dillere bırakmak zorunda kalmış. Bugün hala Güney Afrika’da konuşulmakta olan üç yüzyıllık Afrikaans dili bile yaygın olarak konuşulan İngilizce karşısında gerilemeye başlamış, belki de 50 yıl sonra ölü bir dile dönüşecek.

Sevahili, Doğu Afrika sahillerinde farklı toplulukların bir arada uyum içinde yaşadıklarını göstermiş. Bugün Batı vitrinlerinde görmeye alıştığımız çok kültürlülük Sevahili sayesinde Avrupa’nın keşfinden önce Doğu Afrika sahillerinde gerçekleşmiş. Sömürgecilik faaliyetleri başlayıncaya kadar tarımla uğraşanlar, göçebe çobanlar, balıkçılıkla geçimini sağlayanlar ve ticaret erbabı hep birlikte uyum içinde yaşamışlar. İlk kez İngilizler ve Almanlar bu sahillere geldiklerinde tek biçimciliği burada yaşayanlara dikte etmeye çalışmışlar.

Avrupa merkezci tarih yaklaşımında Afrikalılar hep göçebe, ilkel, avcı hayat yaşayan insanlar olarak tasnif edilir. Oysaki Doğu Afrika sahillerinde milat öncesi yıllardan itibaren yerleşik bir hayat vardı. Sahil boyunda yaşayanlar ve sahile yakın iç kesimlerde yaşayanlar hep yerleşik hayatın bir parçası olmuşlardı. Tarımı Avrupa’dan daha iyi biliyor daha modern şartlarda yapıyorlardı. Buğday, pirinç, darı ektikleri biliniyor, tavuk, kaz, keçi ve sığır gibi hayvanlar besliyorlardı.

Bugün de kullanılan balıkçı tekneleri 20. yüzyıla kadar Avrupa’da yapılan balıkçı teknelerinden daha ilerdeydi. Bu teknelerin en önemli özelliği suyun kaldırma kuvveti esas alınarak çivi kullanılmaması, birbirine geçişli ve iplerle bağlanmalarıydı.

Sevahili kültürünü bir medeniyet haline getiren İslam dinidir. İslam yedinci yüzyılın ortalarından itibaren Doğu Afrika sahillerine ulaşmış, tüccarlar ve sufiler kanalıyla bölge halkları arasında yayılmaya başlamıştı. Doğu Afrika sahillerine İslam gelmeden önce insanlar 40-50 kişilik topluluklar halinde köylerde yaşamaktaydılar. İlk defa şehir kültürü hicretin ikinci yüzyılında doğu Afrika sahillerinde kuruldu. Mozambik’ten Kenya sahiline nüfusu bin- on bin arasında değişen şehirler kuruldu. Bu şehirlere camiler, imaretler yapıldı. Aslında bir ilk de gerçekleşti bu şehirlerde. İlk defa Asya’dan Arap yarımadasından gelenlerle siyah halk iç içe geçerek birlikte yaşadı. Bu şehirlerde köleler ya da efendiler yoktu, birlikte yaşamaya çalışan farklı renkler ve dini topluluklar vardı yalnızca.

İlk taştan binalar Kenya sahil şehirlerinde ve Zanzibar Adası’nda yapılmıştı. Sömürgeciler buralara geldiklerinde şaşırdılar çünkü bu şehirlere götürecekleri modern binalar daha önce yerli halk ve göçmenler tarafından yapılmıştı. Mozambik’in Pembe şehrini Müslümanlar kurdular, taştan yapılmış konaklar, camiler hala bu şehrin kalıntıları arasında var. Pembe şehir aynı zamanda Sevahiliceyi ilk resmi dil olarak kabul eden şehirdir. Şehirde halka okuma yazma öğretmek amacıyla medreseler kurulmuş, hastane ve hükümet binaları yapılmıştır. Bu şehrin en önemli kalıntılarından biri de Müslüman mezarlarıdır. Mezarlar genellikle Şia öncesi İran Sünni kültürünün özelliklerini taşır. Benzer mezarları Anadolu’daki Selçuklu mezarlarında görmek mümkündür.

Yalnız 1400’lü yıllardan sonra Sevahili bölgesinde Arap kültürünün etkisi fazlalaştı. İlk kez kölelik bu yıllarda Arap soylular tarafından uygulandı. Bunun yanı sıra Arapça Sevahili dilinden daha fazla etkili olmaya başladı. Özellikle Zanzibar ve Tanganika’da.

Sevahili dili Doğu Afrika’da yalnız şehirler değil, bir medeniyet inşa etmişti. 1000 ve 1500 yıllarında yüzden fazla bu bölgede Müslüman şehir krallıkları vardı. Fakat coğrafi keşiflerden ve Portekizlilerin gelmesinden sonra bu şehirler tek tek düştü. Hatta bugün Zimbabwe’de Luna adıyla 1200 yıllarında kurulduğu kabul edilen şehir krallığı da bunlardan biriydi. Sevahili medeniyeti Somali kıyılarından Güney Afrika’nın Ubonbo şehrine, Zambezi’den Kitve’ye kadar çok geniş bir alanda yayılmıştı. Bu medeniyetin ortak ve taşıyıcı dili de Sevahili’ydi.

Sömürgeciler bu sahillere geldiklerinde sözde medeniyet götürmek adına her şeyi yakıp yıktılar. İslami temelli olan bir medeniyeti ortadan kaldırmaya çalıştılar. Başarılı olmadıkları tek şey ise Sevahili dilinin silinip atılmasıydı. Bugün Sevahili halen konuşulmaya ve Doğu Afrika haklarının ortak kültürü olmaya devam ediyor.

“Afrika bizim neyimiz olur” sorusunun en güzel cevabı ise “Sevahili bizim medeniyetimizdir “ cümlesidir. Sevahili bizden bir medeniyetti, bizim öncülerimizin kurduğu bir medeniyetti. Bu medeniyeti hatırlamakla sahip çıkmakla sorumluyuz.

Eğer Doğu Afrika halkları çağdaş sömürgecilikle baş etmek istiyorsa, kendi kurucu paradigmalarını yeniden oluşturmak istiyorsa kullandıkları dil ile tarih arasında köprü kurmak zorundalar. Bu köprü de ancak Sevahili dili ile sağlanabilir. Çünkü Sevahili bir dünyanın, bir medeniyetin, ortak bir geçmişin adıdır.

 

 

 

Benzer konular