Salatalık zam şampiyonu

Turgay Bakırtaş

dfg654

21. yüzyıla tekme tokat girişen internetle beraber yanardağ misali bir “söz patlamasının” yaşandığı Türkiye, günden güne “ifadenin fakirleştiği” bir ülke haline dönüştü. Çocukların anne demeden önce akıllı telefon ve tabletlerden Pepee klibi açmayı, oyun oynamayı öğrendiği bir memleket için şaşırtıcı bir şey bu. Söz sürekli artıyor ama ne farklılaşıyor ne de çeşitleniyor. İdeolojiler bile mecra değiştirecekken yanına evvela ezberlerini alıyor.

Gizli bir gururla taşıdığımız vasıflardan olan “işin kolayına kaçma” eğilimi yüzünden ezbercilik hücrelerimize kadar sirayet etti. Hemen her durum için önceden hazırlanmış söz kalıplarını bir bomba gibi zihninde depolayan, yeri gelince de hiç acımadan pimi çekip patlatan intihar komandolarına döndük. Bu durum gündelik hayatın akışında belki çok göze batmıyor ama gazete sayfaları ve televizyon ekranları aracılığıyla tekrar tekrar maruz kalınca bu ezber parçaları üstümüze başımıza yapışıyor.

Habercilik klişelerine bakın: Havalar çok mu soğuyacak, “Beyaz tehlike kapıda”. Bir futbol turnuvasında iki önemli rakibimizin karşılaştığı maç 1-1 mi bitti, “1-1’lerini yediler”. Bir gün önce kandil miydi, “Camiler doldu taştı”. Sebze meyveye zam mı geldi, “Fiyatlar el yakıyor”. Şimdi olduğu gibi Ramazan’a mı yaklaştık, “İşte Mısır Çarşısı’nda hurma fiyatları” vs.

Yalnızca haber spotları ya da manşetler değil, çoğu kez (ve genellikle) fikirler ve yargılar da ezbere dayanıyor. Üstelik doğruluğundan emin olunan bir ezber de değil mevzubahis; kulaktan dolma, çıkış noktası bilinmeyen, genellikle de yalan/yanlış söylentilere dayanan temelsiz bir ezber.

Komiğinden bir örnek vereyim: Ulusalcıların gözde “aydın” ve gazetecilerinden Banu Avar’ın, bundan 4-5 sene evvel bir tartışma programında Türkiye’nin dış politikasını yerden yere vururken referans gösterdiği “Sierra Leone’de Unutulan Büyükelçi Çareyi Ermeni Tasarısında Buldu” haberi “sallama mizahi haberler” sitesi Zaytung’dan çıkmaydı. Kendisini “Dış politikada dökülüyoruz” ezberinden yaptırdığı bir hapishaneye mahkûm eden Banu Hanım, okuduğunun absürtlüğünü bile fark edemeyecek haldeydi. Ezber bir kez daha can almıştı.

Bu ezber meselesi yüzünden bir defasında başım belaya bile giriyordu. Kısaca anlatayım. Emile Ajar’ın çok sevdiğim romanı Onca Yoksulluk Varken’de şöyle bir cümle geçer: “Hayatım boyunca bir zencinin neşesinin herhangi bir nedene bağlı olduğunu görmedim”. Bunu Facebook’ta bir arkadaşımın paylaştığı, 15-20 kişinin güldüğü, gülmeyen tek kişinin ise bir zenci olduğu fotoğrafın altına yorum olarak yazmış, sonunda da “Acaba zenci arkadaş neden gülmüyor” demiştim. Herkes çılgın gibi eğlenirken sadece bir kişinin hüzünle boşluğa bakmasından etkilenmiştim. Fotoğrafta etiketlenenlerden mesaj yağmaya başladı. Bir kadın “Derhal bu ırkçı söylemi sil!” diye mesaj attı. Başkası olsa “Bana emir kipiyle konuşma la bebe!” yazıp geçerdi belki. Ama ben iyi niyetliydim ve karşımda insan formuna bürünmüş bir ezber bulunduğunun farkında değildim. Zenci kelimesinin Arapça “zenc”den (siyah) türediğini ve “siyah olan” anlamına geldiğini, dilimizde aşağılama amacıyla kullanılmadığını, onun yerine kullanılması teklif edilen “siyahi”nin de zaten Farsça olduğunu filan yazdım. Beş dakika sonra adamın biri “Sen benim kız arkadaşımla nasıl böyle konuşursun şerefsiz!” yazıp telefonumu istedi. Birine zor tahammül ettiğim budalalığın organize şekilde üstüme gelmesini kaldıramazdım, hem işler de bambaşka bir yere gidiyordu, yorumumu silip ilgili kişileri engelledim.

Konunun siyaset kanadı da evlere şenlik. Yazıyı örneklere boğmak istemediğim için detaya girmeyeceğim ama ezber anlayışındaki politik yansımaların genellikle kavgalarda ortaya çıkması dikkat çekici. Parti ya da ideoloji fark etmeksizin hemen her gün duyduğumuz cümlelerden birkaçı şunlar: “İspat etmeyen şerefsizdir!”, “İspatlasınlar, burada bir dakika bile durmam!”, “Halk bunlardan illallah diyor!”, “Sanırım birilerinin kuyruğuna bastık!”, “Laiklik elden gidiyor!”, “Esnafın hali perişan!”, “Gümbür gümbür geliyoruz!”, “Kaçacak delik arayacaklar!” vs.

Ezberle, kalıplarla, kolaycılıkla bu kadar kuşatılmış olmanın en tuhaf taraflarından biri de işini layıkıyla yapanın, sözün hakkını verenin zaman zaman “sıkıcı” olarak etiketlenmesi. Sürekli olarak aynı çemberin üzerinde dönüp duranların, bu çemberi çoktan kırıp atanları sıkıcı ilan etmesindeki ironinin büyüklüğüne bakıp gülmemek elde değil elbette.

Okuduğunuz bu yazıyı bitirdiğimde henüz bir başlığı yoktu. “Ezber Kültürümüz” gibisinden ezber bir başlık koysam kendimle çelişirdim. “Haberleri açayım, belki aklıma birkaç güzel fikir gelir” diye düşündüm. Öyle de oldu, ana haber bültenine denk geldiğim ilk kanalda, kırmızı zemin üzerine büyük beyaz harflerle yazılmış bir şekilde başlığım duruyordu: “SALATALIK ZAM ŞAMPİYONU!”

Benzer konular