Rumeli Park’ın ‘kültür’le imtihanı

Cihan Aktaş

Bu sayfada yayımlanan “Rüzgâr Kesen Projeler” başlıklı yazımda konu etmiştim: Ne yazık ki İstanbul dünya şehirleri içinde kişi başına yeşil alan oranı en düşük olan şehirler arasında. Bu bağlamda yayımlanan veriler ufak tefek değişiklikler gösterse de nihayet belirgin olan yeşil alanı giderek azalan bir şehir. Kurucu şehirleri arasında İstanbul’un da olduğu World Cities Culture Forum’un İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni (İBB) kaynak gösterdiği verilere göre şehirde kamuya açık yeşil alan oranı 2,20. Kurumun 2013′te yayınladığı raporda bu oranın yüzde 1,5 olduğu görülüyordu; bu da az çok iyi bir gelişme olduğunu gösteriyor. World Cities Culture’ın raporunda, Moskova’daki kamuya açık yeşil alan oranı yüzde 54, Berlin’de yüzde 15, Brüksel’de yüzde 18,80, Londra’da yüzde 33 ve New York’ta ise yüzde 27 olarak gösteriliyor.

Mimarlar ve orman mühendisleri İstanbul’daki yeşil alan kaybını yönetmelik takiplerinin düzgün yapılmayışına bağlıyor. Bu yüzden imar projeleri bittiğinde yeşil alan planlananın çok altında kalıyor. Mümkün olduğu kadar yapıyı geniş tutma eğilimi aynı zamanda gökyüzünün mavisini azaltan kat sayılarıyla dikey bir işgale de yöneliyor gerçi. Toprak yapısını bozan çimlik alan ise gerçek yeşil alan tanımına girmiyor aslında, bu yüzden veriler genel olarak yanıltıcı.

İstanbul’da neredeyse yarı yarıya bir yeşil alan yoksunluğu olduğu halde, yeşil alanların betonlaşmasının sürdüğü görülüyor. Şehir suni yeşile terk edilirken kıyıda köşede kalmış ormanlık arazilerin oturmuş dokudaki manzara ve nefes hakkını ihlal edecek şekilde işgali şehre iyilik etmek anlamına gelmiyor.  İstanbul’un ekosistemi kayın ve gürgen ağaçları ile donanmayı gerektiriyor.

40 yıllık bir mazisi olan Rumeli Parkı’nın başına gelenler, hatıra biriktirmiş park alanlarının betonlaşması konusunda acıklı bir örnek. 5 kilometrelik alanda bir benzeri olmayan park, belediyenin hazırladığı geniş kapsamlı bir kültür merkezi projesi için zeminaltı otoparka dönüşecek. Sanki etraftaki insanlar için 40 yıldır taşıdığı ve hâlâ koruduğu değerin bir anlamı yok, “kültür” dediğimiz olgu açısından. “Çocukluğum bu parkta geçti” diye anlattı, 35 yıldır aynı semtte ve evde ikamet etmekte olan bağımsız metin yazarı Fatma Sancak. “Recep Koral döneminde adı ‘Recep Amca’nın Oyuncakistanı’ydı. Erhan Erol döneminde ise tematik park grubuna girdi ve ‘Rumeli Park’ adını aldı.” Park, Sancak’ın yaşadığı evin tam karşısında, arada sadece bir yol var, dolayısıyla olup bitenlerden etkilenmemesi imkânsız.

30 yıl önce parkın bir bölümünde su deposu vardı ve bu deponun bekçisi Mustafa Amca, parkı büyük bir şevkle ağaçlandırırken mahallenin çocukları da ona canla başla yardım ettiler. Su deposu zamanla işlevini yitirince parkın o bölümü bir çay bahçesine dönüştü. Geçtiğimiz Mayıs ayında parkta bulunan altmış ağacın yedi sekiz tanesi ansızın kesildi. Fatma Sancak belediyeyi arayıp da sebebini sorduğunda, ağaçların köklerinin çürüdüğü söylendi. Oysa ağaçlar gayet sağlam görünüyorlardı. Sonra mahalleli belediyenin “Poligon Kültür Merkezi ve Zeminaltı Otopark” projesi inşaatıyla yüz yüze geldi. Aslında park yıkılmadan da kültür merkezinin yerleşeceği bir alan vardı havalide ama zeminaltı otopark için parka doğru genişletilmişti proje.

Gezi olayları sırasında çok tartışıldı bu konu. Öyle, Gezi sorgulaması kısa bir süre sonra çeşitli gruplar ve örgütlerce çığırından çıkarıldı. Ancak ilk günlerin haklı sorularının muhafazakâr tahayyülü dayandığı temel ilkeler konusunda sorgulamaya sevk ettiği de bir gerçek. Şehir meselelerinde şu soru hep baki: Oturmuş bir dokuda yapılacak köklü değişiklik için o dokuda yerleşik nüfusun onayı alınmalı değil midir? Yangından mal kaçırılır gibi kesilen veya yerinden sökülerek kaçırılan ağaçlar üzerine ne düşünmek gerek? Hatıralar alanı olan park, zeminaltı otopark üstü parka dönüştürülürken ağaçlardan “sağlıklı olanlar” da farklı noktalara intikal ettiriliyor.

“Rumeli Parkı, Gaziosmanpaşa’nın en güzel semti Beşyüzevler’in nefes alabildiği tek noktaydı” diye anlatmayı sürdürüyor Fatma Hanım. “Etrafta çocukların, gençlerin, annelerin ve yaşlıların oturabileceği böyle bir açık alan yok.” Yeni projede bir dönümlük alanın yeşil alan olacağı ve ağaçlandırılacağı belirtiliyor, ama nasıl aynı şey sayılabilir ki, yeşil alan beton üzerine suni çim görünümüyle, ağaçlar ise saksılarda tasarlanmakta. Fatma Sancak’ın defalarca aradığı belediye görevlisi, zeminaltı proje için ağaçları tahliyeye mecbur olduklarını söylemekle yetindi. Tahliye ise kuşkusuz sağlıklı görülen ağaçları kapsama rahatlığı içinde gerçekleşiyor.

Sinema, sergi salonu, restoran, derslikler… Tasarlanan kültür merkezi aslında bir hayli yaygınlaşan her şeyi içerme iddiasındaki bir AVM içeriği taşıyor. Beri taraftan semte çok yakın mesafede benzeri içerikte ve çok daha büyük birkaç AVM mevcut.

“İnsan çıldırabilir, böyle bir çaresizlik yaşamamıştım” diyor, Fatma Hanım. Elinden geleni yapmaya çalışırken yetkililere sesini duyuramamak bir hayli ağır geliyor. Elinden kaçırılmakta olan hatıralar alanının önemine dair sözlerini paylaşabileceği bir yetkiliye ulaşmaya çalışıyor aylardır.

Hatıralar alanı çeşitli açılardan kurtarıcılık niteliği taşıyor üstelik: Twitter’da geçtiğimiz günlerde deprem gibi afetlerde insanların toplanabileceği alanları öğrenebilmek için bir hashtag ile sorgulama yapılmıştı. Bu bağlamda Gaziosmanpaşa Belediyesi de ilçe için uygun listeyi açıkladı. Listede ilçe toplanma alanı olmayan 2 mahalle var: Hürriyet Mahallesi ve Barbaros Hayrettin Paşa Mahallesi. Yani tam da Rumeli Parkı’nın tam ortasında yer alan iki mahalle. Fatma Sancak altını çiziyor: “99 depreminde insanlar günlerce bu parkta yatıp kalkmıştı. Bu proje, iki mahallenin toplanma alanını da yok ediyor.”

Bu hafta yapılacak olan Şehircilik Şurası’nda bu sorunların ele alınacağını umuyorum. Kuşkusuz sadece ele alınmakla kalınmamalı, ihlallerin oldubitti mantığına terk edilmeyeceği bir pratiğin geliştirilmesi için başlangıç teşkil etmeli bu şura. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamalarda betonlaşma konusunda getirdiği özeleştiri, bu başlangıcın altını çizmek olarak okunabilir. O takdirde Bursa’daki Doğanbey Konutları gibi Zeytinburnu’ndaki 16/9 kulelerinin de yönetmelik ölçülerine göre yeniden ele alınması, kul hakkına girilen oldubitti pratiğinin yasal ve insani sınırlara çekilmesi açısından büyük önem taşıyor.

Şura gündemi için vurgulanan bir husus, tasarım süreçlerinin mahalle, aile ve komşuluk kültürüne uygunluğunu açmak. Davetli olduğum şuraya ne yazık ki daha önce Ordu’da gerçekleşecek bir dizi program için söz verdiğimden, katılamıyorum. Dilerim oturmuş dokularda yaşayan varlıklara karşı sürdürülen oldubittilere karşı sahih bir sorgulama ve pratik için başlangıç olur bu şura.

Hatırlamayı unutturan politikalara eleştirideki içtenlik, hatıralar biriktirmiş mekânlara (ve muhitlere) gösterilen saygıda kendini kanıtlar. Belediyeler “küçük büyüktür, az çoktur, azınlık bir bakıma çoğunluktur, mahalleli ne diyor bakalım” şeklinde düşünerek projeler üretmeli.

Benzer konular