Rehine hayatlar

Cihan Aktaş

Bir kanun metni gayet sarih bir içerikle yazılmalı, bunu geçtiğimiz hafta boyunca süren tartışmalar sırasında bir kez daha anladık. Sözünü ettiğim, “cinsel istismar” konulu kanun tasarısının bir fıkrasının müphem ifadeleri: “Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçundan, mağdurla failin evlenmesi durumunda, ceza açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir.”

Tasarı kabul edilseydi, TCK’nın 16 yıl hapsi gerektiren ‘çocuğun cinsel istismarı’ yargılamalarında hüküm açıklanmasının ertelenmesi, hüküm verilmişse infaz ertelemesi kararı verilerek, sanık ve hükümlüler salıverilecekti. Tecavüz suçlusunu Fatma Akdokur’un “kamuflaj evlilikler” dediği bir nikahın çatısı altına geri döndürmeyi mağdurun hayatı açısından biricik yapıcı ilkeye dönüştürmeye kapı aralayan her ifade şaibeli, sorunlu.

İtirazlar üzerine tasarı isabetli bir onayla geri çekildi. Bu tecrübenin benzeri tasarılar bağlamında kalıcı bir örneklik teşkil etmesi umulur. Çeşitli kadın örgütleri ve KADEM, itiraz ve eleştirileriyle telafisi kolay olmayacak bir hatadan dönülmesinde önemli rol oynadılar.

Çok açık ki “cinsel istismar”, “istismar” kavramı bunu gösterdiği için en azından “hile” veya “iradeyi etkileyen herhangi bir neden”i içermek zorunda. Dolayısıyla böylesine önemli, bir tasarıya ait fıkranın bunca çelişkili bir ifadeyle başlamasının geniş tepki görmesi kaçınılmazdı. Beri taraftan akla gelen en önemli sıkıntı, istismar sonucu evlenmeye mecbur edilmiş kız çocuklarının hayatlarını rehine kılmaya sevk eden bir açıklık: İstismarcının hapisten kurtulması için evliliği sürdürmesi şart, aksi takdirde yine hapse dönecek. Bu nedenle, evlilik sebebiyle hapisten çıkan istismarcı erkeğin boşanma eğilimi gösteren kadına engel olmak için şiddet kullanması işten değil.

İnsan bu konu üzerine düşünürken hangi kelimeyi veya kavramı kullanacağını şaşırıyor. Nikahta “rıza” kavramı çok önemli, oysa benzeri nikahlarda söz konusu olan genellikle ailelerin öne sürdüğü ve uzlaştığı maslahat oluyor. Beri taraftan, erkek hapiste olduğu için kadın ve çocukların mağduriyet çekerek beklediği örnekler de var. Fakat bu örneklerin varlığı bizlerin “rıza”nın dayatıldığı hayatlar konusunu sorgulamaktan uzak durmamızın sebebi olabilir mi? Bir kanun maddesi, tecavüz ve istismar cesaretini artıran açıklıklara asla izin vermemeli. Kuşkusuz çeşitli örnekleri hesaba katan farklı tarif ve çözümlere ihtiyaç var.

Küçük yaşta yapılan veya kadının küçük yaşta -yasal sınırın altında- olduğu ve örfi nikahla gerçekleşen, kamu davası sebebiyle çoluk çocuğun mağduriyetine yol açan örnekler için özel bir düzenleme şart. Bununla birlikte tasarlanacak yasanın cinsel istismar veya aile baskısı sonucu gerçekleşen ve bir ömür boyu yük gibi taşınacak bir “evliliğin” “formaliteye uygunlaştırılması”na engel olucu nitelikle olması da elzem.

Mağdur çocuklar sözde maslahat adına ahlak düşkünü yetişkinlerin eline teslim edilmesinin bir çözüm sayılması bir hayli tuhaf olurdu. Tecavüz ve istismar mağdurları konusunda yeni bir bakış açısı geliştirmeye muhtacız. Onları himaye ederek travmalarını atlatmış insanlar olarak hayata kazandırmak devletin görevi. Bu şekilde zayıf düşürülmüş çocukların ve gençleri himayeye dönük kanuni düzenlemeler bir an önce hayata geçirilmeli. Toplumsal ve insani düzlemde de bu köklü meseleye dönük erdemli bir bakış açısının yaygınlaşması için dini ve ahlaki değerlerin yardımıyla oluşturulacak bir seferberlik şart.

Tecavüze uğrayan çocuğu tecavüzcüsüyle bir hayat geçirmeye zorlayacak bir eşiği açmak, bir insanı diri diri mezara gömmekten beter. Orada samimiyetle empati kurulmaya gerek görülmeden sadece zevahirin kurtarıldığı hayatlarda neler olup bitiyor acaba? 11 yaşında tecavüze maruz kalıp da çaresizlik yüzünden –hapisten kurtulmak isteyen- tecavüzcüsüyle evlendirilen bir çocuğun rehine alınmış hayatının yüreğimizde ve gündemimizde sürekli bir yeri olmalı. Sözünü ettiğim, hukuku kişisel hikayelere olabildiğince açarak, bu hikayelerle geliştiren hayatı sürekli yeniden okumakla mükellef aktif bir adalet. Bir çocuk, çöp atmaya çıkıp da kaçırıldıktan sonra, koruyup gözeten bir aileden mahrumsa hele, “namussuzluk” tehdidiyle önünde uzanan hayatla nasıl baş edebilir? “Tecavüzcüden koca olur mu?” diye soruyor tecavüz kurbanı, zorlu bir hayat tecrübesiyle; “tecavüzcüden nasıl bir baba olur?”

Esasında sorun şurada: Kız çocuğuna kendini ifade cesareti kazandırabilseydik aile ortamlarında, istismara yol açan süreçler de öyle kolay ilerleme cesareti bulamazdı.

Şüphesiz mesele çok derinde ve köklü. Bu yüzden geleceğe dönük köklü çözüm yolları oluşturmak gerek. Herhalde ilk yapılması gereken, kız çocuklarının eğitimi ve meslek sahibi olması konusunda bir toplumsal seferberlik. Her zaman şunu yazıyorum: Kız çocuğunun bilincinde oluşmakta olan erkeklik ve kadınlık imgeleri, ileride anne olarak biçimlendireceği sosyal cinsiyetin malzemeleri demek.

Kız çocukları iyi eğitilmeli, özgüvene sahip olmalı, evliliğe “geçindirilme yolu” gözüyle bakmamalı. Erkek çocuklara da kızları mal mülk, meta, “parçalı beden” olarak değil, insan gibi algılama ve davranma bilinci kazandırılmalı.

Germaine Tillion’un Harem ve Kuzenler’de anlattığı gibi, kadınlarımızı zayıf düşüren yaklaşımlar İslam’la ilişkisi olmayan feodal cahili yargıların yüz yıllar geçse de hükmünü sürdürmesine izin veren yapılardan bağımsız düşünülemez. Kur’an miras hakkını garanti altına almak suretiyle bu yapıları etkisiz kılmaya çalıştı, ancak kısa süre içinde yeniden toparlanan çok yönlü çıkarlar ağı, miras hakkının geniş aileye devrini sağladı. Bunun günümüze ulaşan en talihsiz sonuçlarından biri, tecavüz mağduru kız çocuğunun ailesi ve toplum için lekeli bir yüke dönüşmesidir. Bu lekeli yükü görünmez kılmanın biricik çözümünün tecavüzcüyle bir ömür boyu yaşamak olarak tarifi, Müslümanlığımızın değerlerine öylesine yabancı ki… Aliya “taşra ahlakı” demişti ya…

Çocuklarımız öğrenmeli: Allah’ın bağışladığı hayat, buna layık olmayan biriyle heder edilemeyecek kadar değerli, biricik, ihtimallere açık. “İhtimaller” derken sırf evliliği kastetmiyorum. Evlilikteki tahakküm ve denksizlik neticede hayatın mümkün ve ihtimallerini körelten bir etki doğuruyor.

Benzer konular