Peygamberler zinâ eder mi?

Evvela şunu belirtelim ki, başlıktaki suâlin cevabını yazının sonunda bulabileceksiniz. Ama önce biraz meselenin aslına ve bu suâlin sorulmasının nedenleri üzerinde duralım.

Meselenin aslı nedir?

Dünyanın sayılı birkaç bilginlerinden ve “allâme-i kül” olduğu kendinden menkul bir kişi, yazdığı bir kitabında Tevrat’ın, Zebur’un ve onların yorumları olan kitapların muhtelif metinlerinde Hz. Davud’a ve oğlu Hz. Süleyman’a zina ve zulüm isnad edildiğini bildiriyor. Buraya kadar o yazarın söyledikleri birer nakilden ibarettir. Fakat esas mesele bundan sonra başlıyor:
Dünyanın en büyük bilginleri arasında olduğunu kendisi söyleyen bu kişi, o uydurma metinlere dayanarak başlıyor, Davud peygamber ile oğlu Süleyman peygamberi bir bir hesaba çekmeye.

Allamenin benimsediği ve kitabında yaydığı bu iddialar şöyle hülasa edilebilir: Hz. Davud, çok büyük kıtaller işleyesiymiş; kadınlarına göz diktiği bazı kimseleri savaşa göndererek öldürtüp kadınlarına ve mallarına el koyasıymış, birçok gayri meşru çocukları olasıymış; yüzlerce karısı ve cariyesi varmış. Göz koyduğu her kadını hemen elde edesiymiş.
Büyük bilgin bununla yetinmiyor. Hz. Süleyman’ı da aynı şekilde hesaba çekiyor. Buna göre Hz. Süleyman zulümde, zinada, soygunda babasını çok geride bırakasıymış. Sayısız karısı ve cariyesi varmış. Pek çok varlıklı kişilerin mallarına el koyup gasp edesiymiş. Bunlardan başka daima pek çok zulüm işleyip haksızlıklar yapıp nâhak yere binlerce kişiyi öldüresiymiş.
Bu iftiraların en kötüsü ise şudur ki, hâşâ, sümme hâşâ Hz. Süleyman âhir ömründe hak dininden dönüp putperest olasıymış! Allâme-i kül sonunda kat’i hükmünü veriyor: İşte bütün bu kötü fiillerinden dolayı Hz. Davud ve oğlu Hz. Süleyman, peygamber olmak bir yana, haydut bile olamazlarmış, ama ancak “kanlı birer haydut” olabilirlermiş.
İşte anlı şanlı prof. ünvanlı bu ilâhiyatcının “bilimsel” görünüşlü eserindeki yâveler! Bu proflar, Kur’an’da Allah’ın bu iki büyük peygamberi övmesinden, onların tam bir Mü’min olarak Allah’a ve onun dinine bağlı olduklarını bildirmesinden de fevkalade rahatsızlık duymaktadır.

Çömezler de aynı yolda

Böylesi büyük bilginlerin çömezliğine heveslenen başkaları da var: Onlar da hedefi değiştirerek Hz. Peygambere (s.a.v.) zina isnad ediyorlar. Rasulüllah Efendimizin “kadın düşkünlüğü hastalığına” mübtelâ olduğunu söylüyorlar (hâşâ). Halasının kızı Zeyneb binti Cahş ile evlenmesini dillerine dolayıp oradan çıkardıkları kasıtlı hükümlerle İslâm ahlâkını da çürütmeye çalışıyorlar.

Hz. Peygamber (s.a.v.) kadın hastası mıydı?

“Kadın hastası” denilen bir kişi, etrafında dönen Kureyşli kızlara neden hiç ilişmedi? Onların heveslerine neden hiç itibar etmedi de 25 yaşına kadar bekleyerek kendisinden en azından 15 yaş büyük dul bir kadınla evlendi?
Ayrıca şu hâdiseyi de atlamamak lâzım. Bir gün Kureyş’in ileri gelenleri Ebu Kubeys dağının eteklerinde toplanıp Peygamberimize “Bu dâvandan vazgeç, sana Kureyş’in en güzel kızlarını verelim, servetler bağışlayalım” dedikleri zaman niçin Peygamberimiz o güzel kızlara iltifat etmedi de “Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki sağ elime güneşi, sol elime ayı verseniz ben bu dâvamdan asla ve asla vazgeçmem” diyerek Kureyş’in o göz alıcı teklifleri elinin tersiyle reddediverdi? Hani “Muhammed” “kadın hastası”ydı?
Hz. Peygamber (s.a.v), kadın hastasıydı da neden 25 yaşına kadar hiç evlenmedi? Neden o yaşa kadar hiçbir namusa ve iffete yan bakmadı? Neden va’dinden dönmediği için düşmanları tarafında “Muhammed’ül-emîn” ünvanına lâyık görüldü? Neden müşrikler İslâm düşmanlığında ısrar ettikleri hâlde çözemedikleri meselelerde Hz. Muhammed’i hakem tayin ediyorlardı ve onun verdiği kararlara itirazsız ve alkışlarla tabi oluyorlardı?
Hz. Muhammed “kadın hastası” ise, Hz. Hatice (r.a.) validemizle evli kaldığı çeyrek asra yaklaşan dönemde niçin başka başka kadınlarla da evlenmedi? Niçin Hz. Hatice vefat ettikten sonra iki sene boyunca başka kadınla veya kadınlarla evlenmedi? Niçin Hz. Ayşe (r.a.) validemizle evlendikten sonra senelerce onun üzerine başka kadınlar almadı? Bir erkek için ileri yaş sayılan bir dönemde yani 52 yaşına kadar niçin çok evliliğe yanaşmadı? Bundan çok evliliğe geçmesi bir ilâhî izine bağlı değil midir? Bu çok evlilik dönemi İslâm’ın yayılmasında müspet tesir icra etmemiş midir? Meselâ Hayber’in fethinde Safiye esir alınınca onunla evlenmesi kendisine teklif edilmiş, bu evlilik üzerine Safiye (r.a.)’nin kabilesi Müslüman olmamış mıdır? Mısır’dan gelen Mariye (r.a.)’yi Kıptiye ile evlenince onun taraftarları İslâm’a gönüllü girmemişler midir? Bu gibi misâller az mıdır?
Dünyada hangi Mü’min kadın peygamberin nikâhı altına girme şerefine kavuşmayı arzu etmez? Onunla ahirette beraber olmayı istemez? İşin bir de bu yönünü dikkate almak gerekmez mi? Gerekirse değerlendirme ona göre yapılmalı değil midir?

Gelelim Zeynep validemizle evlenmesi meselesine?

Peygamber Efendimiz, Zeyneb’e yanıp yakılıyormuş da onu elde edebilmek için her şeyi yapıyormuş. Onu âzaldı kölesi Zeyd ile evlendirdiği halde ondan boşandırmak için Zeyd’i ölsün diye uzak ve çetin muharebelere gönderesiymiş, ölmeyince başka çareler düşünesiymiş.
Bu evlilik olmadan önce Hz. Peygamber (a.s.v.) , gizlice Zeyneb’in evine girip çıkmaya başlayasıymış, izinsiz girdiği evde onu yarı giyinik hâlde görünce aklı başından gidesiymiş, adeta çıldırasıymış. Dolayısıyla Zeyneb (r.a.)’in evine gizli gizli girip çıkmaya devam edesiymiş.
Hz. Peygamber, “Ey iman edenler, kendi evlerinizden başka evlere o evlerin halkına kendinizi tanıtmadan ve selâm vermeden girmeyiniz.” (Nur 27) âyetini bilmez mi? Peygamber veya herhangi bir kimse izin almadan çat-kapı başkasının evine girer mi? Girerse tatsızlık olmaz mı? Bir peygamber, hele Muhammed’ül-Emîn denilen bir insan bunu yapar mı? Elbette ki yapmaz! Amma gafiller güruhu gözleri döndüğü için “yaptı” demekten çekinmezler.
“Muhammed”in destursuz Zeyneb’in evine girip çıkması duyulunca dedikodu ayyuka çıkasıymış. Bunun üzerine Zeyd karısını boşamak istemiş, fakat kamuoyundan korkarak karına sahip ol diyesiymiş, bunun üzerine “ Muhammed” Zeyneb’e kavuşabilmek için Allah’ı aracı kılasıymış. Sanki Allah’ı aracı kılmış da, “Aman şu kadını bana ayarlayıver” demiş. Sanırsınız ki, Allah, peygamberinin emir kulu (hâşa)! Sonunda bu gayri ahlâkî ve gayri mantıkî çirkin saptırmalarından şöyle bir sonuç çıkarıyorlar: İşte “İslâm ahlâkı böyle âzaldı kölesinin karısını boşatıp onunla evlenmek gibi kötü hareketleri bünyesinde barındıran bir ahlâk anlayışıdır!”! Vah vah! Yazıklar olsun Müslümanlara! Onlar bu kasıtlı ve art niyetli muhakemeye göre 1500 senedir bu kötü ahlâkla yaşayıp bu güne kadar gelmişler? Hayret hiç de yıkılmamışlar! Nedendir acaba bu “kötü” denilen ahlâk onları devirememiş!

Gelelim işin aslına

■ Zeynep (r.a.) Peygamberimiz (a.s.v.)’ın halasının kızıdır. Zeyeb’in babası Hz. Muhammed’e peygamberlik verildiği sıralarda ölmüştü. Onu doğduğu günden beri her zaman görebilmekteydi. Zaten o zamanın Medine’si, bu gibi görüşmelere her zaman müsaitti. Zeynep onun yanında yakınında büyümüştür. Görmediği bir kız mıdır ki görünce çılgına dönsün?

Zeynep, belli bir yaşa geldiğinde Peygamberimiz ona istediği takdirde kendisini evlendireceğini söyledi. O, bu teklifi kendisiyle evlendirileceğini sandı ve “Siz nasıl isterseniz” dedi. Peygamberimiz, kölelikten âzad ettiği Zeyd bin Hârise ile evlendireceğini söyleyince Zeynep, onunla nikâhlanmaya niyeti olmadığını bildirdi. Zeynep daha sonra “konu üzerinde düşüneceğini” bildirince Peygamberimiz o sırada nazil olan şu ayeti okudu: “Allah ve Resulü bir konuda bildirdiği zaman hiç bir Mü’min erkek ve kadının o konuda bir tercihte bulunması doğru olmaz. Allah’a ve Resulüne isyan edenler açıkça doğru yoldan sapmışlardır.” (Ahzab 36) Bu ayetle Zeynep, Peygamberimize nikâhlanmış oldu.
İşte gafillerin “Muhammed Zeynep’le evlenmek için Allah’ı aracı kıldı” dedikleri bu ayettir. Sanırsınız ki Allah, peygamberimizin emir kuludur.(hâşâ) O da arkadaşının ricasını kırmayıp Zeyneb’i Zeyd’den boşandırarak Peygamberimize nikâhlayıveresiymiş. Böyle bir rezil ve köhne mantıktan şu sonuç çıkmaz mı? Allah, Zeyneb’in nikâhını Zeyd’den yıkarak yeni bir nikâh kıymış, nikâh memuru sıfatıyla onu Zeyneb’in dayısının oğluna nikâhlayıvermiş! Acaba onların “Allah” dedikleri mücessem varlık, nikâh kıyma hakkını hangi büyük şehir belediye reisinden almış? Yoksa ona zina isnad eden bu gafillerden mi almış? Orasını söylemiyorlar. Peygamberimizi ve İslâm’ı tezlil etmek için yapılan bu saptırmalar ve tahrifler, kasıtlı olduğu kadar mantık ve muhakemeden de yoksun değil mi?

Buradaki inceliğe dikkat!

■ Peygamberimiz, bu teklifi Araplarda yerleşmiş olan köklü bir âdeti kökten yıkmak niyetiyle yapmıştı. Bu yerleşik âdete göre kölelerle hür insanlar evlenemezdi. Onlarla bir arada yemek yiyemezlerdi. Kur’an-ı Kerim onlarla birlikte yemek yenilmesini istemektedir.
Çünkü hür olan da, olmayan da insandır. İnsan olarak herkes hayatta aynı haklara sahiptir. Bunun bazı âdetler gasp ettiyse o gaspı yıkmak gerekmez mi? İşte Peygamberimiz, böyle ayrımcı bir âdeti yıkarken bunu Kureyşli olduğu için asîl sayılan halasının kızıyla yıkmak istenmişti.
Hz. Muhammed (a.s.v.), rivayetlerin yaygınlaşması üzerine Zeyd ile görüşmek üzere evine gitti. O abdest almakta olduğu için biraz bekledi. Bu sırada kapının üzerinde asılı olan yün perde rüzgârın tesiriyle açılınca Rasulüllah Zeyneb’i gördü. Zeynep de Peygamberi bekletmemek için aceleyle ve özensiz bir şekilde kapıya geldi ve misafiri içeri davet ettiyse de Peygamberimiz girmedi. “Kalpler üzerinde dilediği tasarrufta bulunan Allah, noksan sıfatlardan beridir” diyerek dönüp gitti. Durumu Zeynep, Zeyd’e anlatınca o da ayrılma vaktinin geldiği düşüncesiyle Peygamberimize gitti ve Zeyneb’i boşama konusunda ısrarlı olduğunu bildirdi. Rasulüllah “Böyle yapma, Allah’tan kork” diye onu birkaç defa uyardıysa da O, Zeyneb’i boşadı. Yukarıda meâli verilen ayet ile Allah (c.c.), Zeyneb’i Peygambere nikâhladığı için Zeynep zaman zaman “Benim nikâhımı gökte Allah kıydı” diye öğünürmüş.
Hadisenin aslı bundan ibarettir. Peygamberimizi ve İslâm ahlâkını karalamak isteyen gafiller güruhu, âzadlı köle ile evlenme yasağını kaldırmasındaki inceliği görmezden gelip, kasten saptırıyorlar, Rasulüllah’ı “kadın hastası” olarak göstermeyi tercih ediyorlar.
■ Bu ayet üzerine Zeynep, “Size göre Zeyd benim için uygun bir eş midir?” dedi. Hz. Peygamber’in uygun olduğunu söylemesi üzerine Zeynep de evliliği, ailesi de kabul etti ve nikâh kıyıldı.
■ Zeynep hırçın mizaçlı bir kız idi. Kendisini Kureyş’in asîl kızı olarak gördüğü için Kureyşli bir asîlzâde ile evlenmeyi isterdi. Hele âzadlı bir köle ile evlenmeyi hayalinden bile geçiremezdi. Bu sebeple evlenince Zeyd’i incitmeye başladı. Nikâhtan yaklaşık bir sene sonra Zeyd, “Halanızın kızı çok konuşuyor ve beni incitiyor” diye Peygamberimize şikâyet etti. Peygamberimiz ona karısına sahip olmasını tavsiye etti. Bu geçimsizlik devam ederken yukarıda mealini verdiğimiz ayet indi ve mesele halloldu. (Muhammed Hamîdullah, T.D.Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Zeynep binti Cahş maddesi,C.44, s.357-358)
Ama köklü ve kötü bir âdet böylelikle kıyamete kadar yıkılmıştı. Asıl inkılâb bu idi. Bunu görmek istemeyen gafiller güruhunun kafalarında meseleyi saptırma düşüncesi galip geldiği için tezvirat tercih ediyorlar.
Kur’an-ı Kerim’de Allah (c.c.), Peygamberimizin üstün ahlâka sahip olduğunu (Kâlem 4), en güzel ahlâk timsali olduğunu (Ahzab 21), keyfince konuşmadığını (Necm 3), bütün peygamberlerin de ve peygamber gönderilen kulların da bir bir hesaba çekileceğini (A’raf/6), Allah adına bazı sözler uydurursa Hz. Muhammed’in de can damarını sökeceğini (Hakka/44-45-46) bildirmektedir.

Başlıktaki suâle cevap

“Peygamberler zina eder mi veya zina eden kimseye peygamberlik verilir mi?” sorusuna cevap verelim.
Hiçbir peygamber zina etmez, zina ortamına yaklaşmaz ve hitap ettiği kitleyi de o kirli ortamdan uzak tutmaya çalışır. Neden? Çünkü peygamberlerin getirdiği hayat tarzları muhataplarını gayri meşru hayatlardan kurtarmak, onların nefsanî arzularının kölesi olmalarını önlemek, insanların zihnen, fikren, kalben ve ruhen yücelmelerinin yolunu açmaktır. Aynı zamanda insanların kendisini rehber alabileceği temiz bir ahlakî hayatı bilfiil yaşayarak göstermektir.
Peki, peygamberler zina ederlerse yahut başkalarının ırz ve namusuna yan bakarsa onlara peygamber olarak kimler inanır, kimler taraftar olup onu destekler? El-cevap, hiç kimse! Kimseler inanmadığı gibi ahlâkî zaafları olan sıradan kişilere bile toplum fertleri hasım olur, onunla mücadele ederler?
Dolayısıyla ikinci suâle de cevap vermiş olalım. Zina eden, ırza, namusa göz diken, haram yiyen, kul hakkı gözetmeyen, cana kıyan, vadinden dönen kişiye ve kişilere peygamberlik verilir mi? Bunlar peygamber olabilirler mi? “Her hangi birisi çıkıp “Ben peygamberim dese” ona kimler inanır ve peşinden kimler gider? Sıradan kişilerin zaafları dolayısıyla itibar etmediği bir toplumda zaaflarla dolu hiç kimseye ne peygamberlik verilir, ne de böylesi kişiler topluma rehber olabilirler!
Bu husus, sâlim akılla düşünebilen herkesin kabulde teredddüt göstermeyeceği bir hakikattir. Ama münkir ve müşrik akıl ile dolu olanların bu hakikati benimsemeleri beklenemez. Hâl böyle iken peygamberlere zina isnat edip de sonra onlara sahiplenmeye kalkan ulema-yı benamdan (namlı bilginlerden) sayılan bazı prof’lar, muhtelif peygamberlere de zina isnadından çekinmiyorlar. Allah idrak nasip etsin diyelim de ötesini Allah münasip gördüğü şekilde nasıl olsa halleder.