Parmak nereyi gösteriyor?

Gerçek Hayat’ın 874. sayısında kullandığımız kapak görseli, kimisi üzücü, kimisi saldırgan, kimisi de niyetin anlaşılmamasından kaynaklı sitemkâr birtakım eleştiri ve tartışmalara yol açtı. Bu, beklemediğimiz bir durum değildi elbette; bir tartışma olsun istiyorduk zaten. Ancak kimileri işi bizim “ahlaksızlığımıza” kadar vardırınca, bu konuda birkaç şey söylemek farz oldu.

Sert ve vurucu bir kapak hazırlamalıydık. İşgalci Siyonistler ilk kıblemizin etrafında sorgusuz sualsiz, kadın-erkek, genç-yaşlı demeden Müslümanları öldürür, namaz kılanları tekmeler ve sürüklerken, bir kısım fanatik Yahudi bu zulmü dans ederek kutlarken aksi düşünülemezdi. Biz bu dergiyi yalnızca işimiz bu diye değil, yalnızca insanlara haber ulaştıralım diye değil, aynı zamanda kavgasını da verdiğimiz davalarda söyleyecek sözümüz olduğu için çıkarıyoruz. FETÖ’sünden PKK’sına, yabancı ajanından sosyal medya trolüne karşı onca cephede bu yüzden dövüşüyoruz. Gerçek Hayat, haftalık bir dergi için hayli uzun olan ömrünün hiçbir döneminde yazarlarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının hissiyatından kopuk bir dergi olmadı.

Bu derginin bundan tam 17 yıl önce çıkan ilk sayısının kapağında ne vardı biliyor musunuz? Yine Filistin ve İsrail vardı. Bizden 17 yıl önce çıkan dergilerde de Filistin ve İsrail vardı. Bu dava yalnızca bugünün, yalnızca bu neslin, yalnızca bu ülkenin davası değil. Bu dava yalnızca bir “Yahudilere karşı Müslümanlar” davası değil. Ve belli ki dişe diş göstermeden, kıvılcım çakmadan, Batı’yı arkasına alan İsrail’in karşısında öfkeyle ve politik/ekonomik/askeri güçle dimdik duracağımız gün gelmeden bitmeyecek.

Biz, işte o günün hayalini yaşatma derdindeyiz. Kimse kusura bakmasın, bunu İsrail’e çiçek atarak, öpücük yollayarak ya da “efendi gibi” konuşarak yapamayacağımız on yıllar önce anlaşıldı. Kendi aramızda “nasıl davranmalıyız” diye, “Filistin/Kudüs bilinci nasıl daha derinleştirilebilir” diye tartışabilir, aldığımız kararları farklı biçimlerde uygulayabiliriz. Ama dünyanın en korkak devletine karşı mıy mıy konuşamayız. Biz diplomat değiliz, devlet büyüğü değiliz; gazeteciyiz, oto tamircisiyiz, esnafız, mücahidiz, eylemciyiz.

Kapağımızda ne vardı? Yüzünü kefiyeyle kapatmış Filistinli bir direnişçi, çatışmalar esnasında işgalci askerlere öfkeyle orta parmağını gösteriyor. Küfür, argo savunusu yapacak biri değilim ama kendi şartları içinde gayet normal olan, amacı ve muhatabı belli bu hareketin bir “ahlaksızlık nişanesi” olarak sunulması kadar saçma bir tavır görmedim. Bunun üzerinden verilen ve haddi çok aşan tepkileri de haksız buluyorum.

O tepkilerden biri: “Kutsal davamız böyle savunulamaz?” Bunu söyleyen kişi iddiasını neye dayandırıyor? Bir dava yalnızca bir şekilde mi savunulur? Müslümanlar canlı yayında katledilirken katilleri incitmemeyi mi düşüneceğiz? Ayrıca kafamızdan hareket mi uydurduk? O hareketi yapan, orada canı yanan, orada davası için, kutsalı için canını hiçe sayan kişiyi de mi “ahlaksız” sayıyorsunuz? Mermisi olsa mermi atacak, öfkesi o şekilde dışavurmuş, ne var bunda? Hem “kutsal” dediğimiz nedir? Bir güç ve siyaset çatışmasının doğurduğu sorunu yine aynı temelde ele almak “kutsala ihanet” mi olur?

Bir başka tepki: “O hareket Batı kültürüne ait.” E zaten muhatabı da onlar değil mi? Kültürel bir öğenin başka bir kültüre de geçebildiğinden haberiniz yok mu? Tepkinizi 140 karaktere sığdırmak da bir Batı icadı, onu niye çok sevdiniz? Mesela bir telefon, bir mesaj uzaklıkta olan arkadaşlarımız niye “Batı tipi” bir refleksle eleştirilerini açıktan yapmayı tercih ettiler? Hadi daha derine inelim, madem “Batılılar gibi” hareket etmek ayıp sayılıyor, niye “Müslümanca” davranıp -eğer varsa- “hatayı/günahı yaymamak” yerine onu büyük bir iştahla kitlelere duyuruyorsunuz? Yaptığımız ayıp olsaydı gizlemeye çalışırdınız, değilse bu yüksek sesle uyarma ihtiyacı da nereden çıktı?

Derdimizi, tavrımızı gerçekten anlamayıp safça bir iyi niyetle ikaz edenleri ayrı tutuyorum; geri kalanlara ise bir tavsiyem var: Kudüs davasına nasıl sahip çıkılacağıyla ilgili görüşlerinizi söyleyin, yazın, paylaşın ki biz de bilelim. Kamuoyu da karşılaştırsın, “evet bu daha iyi bir tavır” desin. Hatta tüm önerileri yine Gerçek Hayat’ta yayınlayalım, sayfalarımız hepinize açık. Öyle cık cık çekerek “ama bu hiç olmadı ki şimdi” demek, yıllardır tanıdığınız insanların ahlaki hassasiyetlerini sorgulamak, onları “davayı kirletmekle” suçlamak hoş değil, adaletli değil. Bir şeyleri düzeltmek istiyorsanız işe buradan başlayabilirsiniz.