Namus davası

Turgay Bakırtaş

tankk

Cuma akşamı, Gerçek Hayat’a son rötuşlarını veriyor, matbaaya göndermeye hazırlanıyorduk. O sırada sosyal medyada ve haberlerde, boğaz köprüsündeki askeri hareketlilik konuşulmaya başlandı. Bunun sebeplerine kafa yoruyor, “darbe oluyor” şakalarına gülüyorduk.

Derken, Yeni Şafak istihbarat servisindeki iki muhabir arkadaşımız müthiş bir heyecanla, koşarak ofise geldiler ve bize “Darbe oluyor!” dediler. Yapmayın etmeyin çocuklar, terör ihbarı filandır ne darbesi demeye kalmadan, özellikle Ankara’dan, gerçekten de bir darbe girişimiyle karşı karşıya olduğumuzu ispatlayan çok ciddi haberler geldi.

O dakikadan itibaren işimi gücümü bıraktım ve hiç değilse bana güveneceğine inandığım insanlara neyle karşı karşıya olduğumuzu anlatmak, herkesi uyarmak için harekete geçtim. Gelen istihbarat, girişimin Cemaat işi olduğunu gösterince, sağa sola bakmadan peş peşe “sokağa çıkın” diye mesajlar attım. Ama zaten benim gibilere kalmadan, hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “herkes meydanlara çıksın” uyarısından da önce, sanki altıncı hissi uyarmış gibi her kesimden, her sınıftan insanlar topluca köprülere, sokaklara, meydanlara akın etti.

Sonrasını biliyorsunuz, çok yazıldı, çok yazılıyor, belki aylarca daha yazılacak: Cuntacı demenin övgü olacağı asker kılıklı soysuz, hain teröristler, bu ülkede ancak yabancı, düşman bir ülkeyle savaşırsak karşılaşabileceğimiz korkunç manzaralar yarattılar. Tanklarla insanları ezdiler, parçaladılar, Meclis’imizi, Cumhurbaşkanlığı Külliye’sini F-16’larla bombaladılar, polise Skorsky helikopterlerle saldırdılar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir manga SAT komandosu ve helikopterlerle suikasta giriştiler, kaldığı oteli bastılar. TRT’ye, AA’ya, valiliklere girdiler, sokağa dökülen insanlar sadece oldukları yerde beklerken üzerlerine uzun namlulu silahlarla ateş açtılar, tepemizde savaş uçakları uçurdular, ses bombaları attılar.

Ama buna rağmen bu millet, sanki her birinin tek tek namusuna el uzatılmış gibi bir kararlılıkla ayağa kalktı, “yahu bu adam kesin korkaktır” denilen kişiler bile telefonuyla sosyal medyada canlı yayın yapa yapa gözünü bile kırpmadan ölüme yürüdü. Bugün hepsinin hikâyelerini okuyoruz, hemen hepsinin küçücük çocukları var, onları öperek ve Allah’a emanet ederek fırlamışlar sokağa. Twitter, Facebook hesaplarında helallik isteyen, “bu vatanı soysuzlara bırakmayız” diyen mesajları duruyor. Şairi, doktoru, mimarı, müzisyeni, mühendisi, akademisyeni el ele tankların üstüne çıktılar, kandırılan askerle “kışlanıza dönün” diye haykırdılar.

Bunca kargaşanın, kızılca kıyametin ortasında bir tane yalan haber gelmez mi? Geçtim yalanı, abartma dahi yoktu neredeyse. İnsanların birer ikişer öldürüldüğü Çengelköy’den yazılan en “sert” mesaj şuydu: “Arkadaşlar Allah aşkına yardıma gelin burada işler çok kötü.” Bir başkası, köprüde gözünün önünde arkadaşı vurulmuş, “bize ateş ediyorlar” diyor sadece; çığlıklar uçuşmuyor havada, ölürken bile vakur duruşunu bozmuyor insanlar, dua istiyorlar, “geri çekilmek yok” diyorlar.

Ancak tarihin gördüğü bu en büyük terör saldırısına rağmen ne vatan ne namus ne de hakikat hassasiyeti olan zavallılar, bu akıl almaz gerilimin ortasındaki birkaç dayak-vurulma hadisesi üzerinde IŞİD vs. benzetmeleri yaparak hem asıl olayı gölgelemeye çalışıyor, hem aklımızla alay ediyor, hem de gizliden/alenen darbeye destek oluyorlar. Köpeksiz köyde değneksiz dolaşanların rahatlığıyla puştluğun, şerefsizliğin kitabını yazıyorlar.

Akıl ve ruh sağlıklarını tamamen yitirmiş bu soysuzlara iki çift lafım var: Bu halk, namusunu çiğnetmemek için sokağa dökülürken senin o değersiz, o adi varlığını da korudu. Sen o iki gram aklınla “Ağbi bunlar aptal yea, oyunu görmüyorlar yea, heh heh tankları durduracaklarmış çomarlar yea” diye köpeklik yapabiliyorsan hâlâ, bu onurlu, bu tertemiz insanlar küçücük çocuklarını yetim bırakmayı göze alıp tüfeklere, tanklara, uçaklara siper olduğu, öldüğü, sakat kaldığı ve bunu hiç kimsenin başına kakmadığı, kimsenin gözüne sokmadığı içindir unutma. Ve sakın haddi aşmaya kalkışma; insanlar namuslarını çiğnetmemeyi bildikleri gibi, ona küstahça dil uzatma cesareti gösterenlere en azından iki tokat atıp kıçının üstüne oturtmayı da bilir. Azıcık insan ol, azıcık adam ol ve bugün askerler tarafından yönetilen bir üçüncü dünya ülkesinin vatandaşı olmadığın için bunu sağlayan insanların ellerini ayaklarını öp. Öp ki bir gün ölüp gittiğinde “Namusuna el uzatılırken hiçbir şey yapmayan itin tekiydi” demesinler arkandan.

Benzer konular