Mutluluğun sırrı güzellik değil başarıdır

Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’in (Snow White) hikayesi hiç ilginç değildir.

Güzelliğini ve gençliğini kıskanan üvey annesi tarafından öldürülmesinden korkan Pamuk Prenses, babasının evinden kaçarak yedi cücelerin evine sığınmıştı. Yine de kurtulamayıp zehirli elma gibi birkaç defa öldürülme olayıyla karşılaşmıştı. Kadınlardaki “Güzellik takıntısı”ndan ve güzelliğinin bitmesini hiç istemeyen kadınlardan bahseden bu hikaye gerçek hikayelere pek benzemiyor olabilir.

Şiddet içeren en kanlı hikayelerden biri Kanlı Kontes olarak bilinen “Elizabeth Bathory”ninki. Nüfuzu Macaristan, Slovakya ve Polonya’ya kadar uzanan asil bir ailenin kızı olan Elizabeth, 1560 yılında doğmuştu.

15 yaşında hayatını Türklerle savaşmaya adayan, kendisi gibi soylulardan “Kont Ferencz Nasdasdy tutuklu Türkleri sarayına getirip karısının karşısında onlara işkence yapardı. Karısı ise eğlenerek izlerdi. Bunun üstüne yeni yeni işkence yolları keşfetmeye çalışırdı.

Güzelliğini ve gençliğini koruma takıntısı Konteste delilik düzeyine ulaşmıştı. Bu konuda şeytanlardan yardım isterdi. Bu takıntısı 1604 yılında eşinin ölümü ve kendisinin 40 yaşına ulaşmasıyla daha da arttı.

Günlerden birgün hizmetçisi kraliçenin saçlarını tararken yanlışlıkla canını acıttı. Buna çok öfkelenen kraliçe makasla hizmetçisinin yüzünü çizdi. Hizmetçinin kanı ellerine bulaşan kraliçe ellerini yıkamaya gitti. Ellerini yıkarken kanla ellerinin yumuşadığını ve güzelleştiğini keşfetti. Bundan yola çıkan Elizabeth büyücülerin nasihatine uyarak güzelliğini kaybetmemek için genç kızların kanlarını kullanmaya karar verdi.

O günden sonra kraliçe hizmetçilerini, çiftçi ve fakirlerin kızlarını kaçırarak öldürmeye başladı. Küveti öldürdüğü kızların kanıyla doldurarak kan banyosu yapıp, sabah akşam kan içti.

600’den fazla genç kızı öldüren Kontes bu formülün pek bir işe yaramadığını anladı. Güzelliğini koruyamamıştı. Büyücülerden bir tanesi asil sınıfındaki kızların kanını kullanmasını tavsiye etti.

Kontes bu tavsiyeye uyarak zengin aileleri sarayına davet etmeye başladı. Aileleri sarayına davet ettikten sonra kızlarını kaçırdı. 25’ten fazla asil aile kızının kaybolmasıyla onları kendisinin kaçırdığı anlaşıldı. Sarayın bodrumunda cesetler bulunduktan sonra Kontes yargılanarak yardımcıları öldürüldü. Kendisi de soylu olması nedeniyle öldürülmeyip şatosundaki zifiri karanlık zindanda ölümüne kadar hapsedildi. Yakın zamanda Slovakya bu tarihi şatoyu ziyaretçilere açtı.

Şiddet içeren bir hikaye olmasına rağmen bence günümüzde güzellik takıntısı yaşayan bayanların yaptıkları da bu hikayeden daha az şiddette değil. Estetik ameliyatlar, yüz hatlarını değiştirme, yüzü gerdirme, tasarlanmış vücut gibi çeşitli yöntemlerle, kriterleri değişik ideal vücut ve yüze sahip olmaya çalışıyorlar.

Sorun şu ki bu kriterler sürekli değişiyor. Bu sorun güzellik tanrılarının heykellerini diken Yunan sanatçıları döneminden itibaren başlamıştır. O dönemde kızlar kendilerini o heykellerle kıyaslamaya başlamışlardı. Bu heykeller uzun süre kutsal sayılmıştı. Ta ki darbeye maruz kalana kadar. Kadınların güzelliğiyle ilgili tasarlanmış vücuda sahip “Kim Kardashian” gibi değişik isimlerle yeni döneme şahit olduk. Kim Kardashian vücuduyla güzel fiziğin standartlarını belirleyerek yeni takıntıların kapılarını araladı. Değişik kozmetik ürünleri, estetik ameliyatları, vücutlarını değiştirmek için kızların yolunu tuttuğu fitness salonları…vb. Bütün bunlardan kaybeden taraf sadece kadınların cepleri ve beyinleri oldu. Tabi memleketleri ve ailelerini de kaybettiler.

Burada asıl trajedi adaletsiz ve sonu olmayan güzellik yarışmalarına katılan kadınlarda görülüyor. Çünkü güzellik bir üründür. Kaydedilemez veya saklanamaz. Dolayısıyla kadınlar ölene kadar arkasından koşar. Hatta güzelliğin geçici olduğunu, beynini, vaktini ve parasını boşa harcadığını anladıktan sonra güzellikle ilgili takıntılar yüzünden bu durum delilik, umutsuzluk gibi ruh hastalıklarına kadar uzanır.

Bu konuya dikkat etmeliyiz. Bu konuya kızlarımızın dikkatini çekmeliyiz. Tarih hiçbir zaman bir kadın güzel diye onu gururla anmamıştır. Aksine tarih kadınların keşiflerini, edebi eserlerini, cesur siyasi duruşlarını, hayır işlerini ve insanlığa kattıklarıyla onları anmıştır.

Güzellik ise sadece bir ek bilgi olarak sunulmuştur. Elbette kadınlar güzel kalmayı isterler. Ama bu istek takıntıya dönüşmemeli. Hayatlarını, paralarını, enerjilerini ele geçirmemeli. Çünkü buna toplumunun, ailelerinin hatta kendilerinin ihtiyacı var.

Bu konuda bize değer katan, bizi tarih kitaplarına dahil eden tek şey başarıdır. Vaktimiz, paramız ve emeklerimiz uğruna harcanmayı hakeden tek şey başarıdır. Hayatımız boyunca güzelliğin aksine bizden ayrılmayan tek unsur başarıdır. Para, fiziki güzellik ve çekicilik hepsi geçicidir. Bunlar bizlere sadece geçici bir mutluluk verebilirler. Hatta devam edebilmesi için paramızı, vaktimizi ve enerjimizi sürekli sömürür.

Dolayısıyla kızlar şunu bilmeli ki önemli olan iç güzelliktir. Pürüzsüz bir cildin sırrı sağlıklı bir ruha ve bedene sahip olmaktan geçer. Güzel bir fiziğe sahip olmak ise tembellik ve rehavetten uzak hareketli ve enerjili bir yaşantı sürmekten geçer. Gözlerdeki ışıltı ise başta sigara ve şeker olmak üzere kimyasallarla dolu suni yiyeceklerden uzak durarak sağlıklı beslenmekten geçer.

Hayatımızın ilk yıllarında kendimizi olduğumuz gibi sevmemiz gerektiğini anlamamız gerekir. Küçük kızlarımızın kendilerini sevmelerini sağlayarak özgüvenlerini arttırmalıyız. Bu noktayı ruhlarına aşılamalıyız. Daha sonra zamanın geçtiğini, zamanla elimiz mahkum bizlerin de değişeceğini kabullenmeliyiz. Dolayısıyla kırışıklıklarımızdan korkmamalıyız. Aksine kırışıklıklarımızı sevip onlarla gurur duymalıyız. Tıpkı erkekler gibi. Kırışıklıklarını hiç saklamazlar.

Bu konuyla ilgili batıda kadınlar arasında yürütülen kampanyaları takip ediyorum. Avrupa ve Amerika’da kadınlar filtre ve photoshop olmadan fotoğraflarını yayınlamaya başladılar. Kırışıklıklarına rağmen çok güzel görünüyorlar. Kendilerine çok güveni olan bu kadınlar  daha mutlu ve psikolojileri daha rahat. Bu hisleriyle diğer kadınları da olumlu etkileyebiliyorlar.

Dolayısıyla biz de doğu kadınları olarak bu takıntılardan vazgeçmeliyiz. Bizi yönetmeyi seven  o kapitalistlere paramızı ve vaktimizi harcamaya son vermeliyiz. Beynimizi ve zihnimizi kendimize,  memleketimize, ailemize, psikolojimize ve bedenimize yönlendirmeliyiz. Biriktirdiğimiz paraları kozmetik ürünlerine ve modaya harcayacağımıza küçük projeler başlatmak, emlak almak, şirket veya hisse almak gibi önemli konularla değerlendirerek daha mutlu olmalıyız.