Kült psikolojisi

‘Tarihimizde ilk defa bayrağı olmayan bir düşmanla savaşıyoruz’ dedi arkadaşım, ‘bu çok tuhaf bir durum’. Körü körüne itaatın katil robotlara çevirdiği vahşilerin, dini referanslarla hareket ediyor gibi görünmeleri pek çok kişiyi irkiltti. Bir suç teşkilatı olarak çalışan bu yapıyı nasıl anlamalıyız? Onu dini bir cemaat olarak mütalaa edebilir miyiz, yoksa Batı dünyasında örneklerine sıkça rastladığımız kültlerden birisi midir? Dilimizde, kelimeyi birebir karşılayacak bir kavram olmaması nedeniyle kullanımda yer eden kült terimi, Amerikan Psikiyatri Sözlüğünde “bir dogma yahut dini öğretiye dayalı, genelde toplumun kabul görmüş inanç ve değerleriyle karşıtlık gösteren inanç ve ritüeller sistemi” olarak tanımlanır.

Önder tarafından sevilmek isterler

Kült tarzı yapılanmalara katılan insanların iki temel motivasyonu var: İlki, hayatlarında eksikliğini hissettikleri manevi anlam arayışı, ikincisi ise kompleks bir dünyada kendilerine yol gösterecek daha üst seviyede ve bilgili bir otoritenin kılavuzluğuna duydukları ihtiyaç. Külte katılan kişiler ‘Tanrı’nın dünyaya bir ihsanı’ olarak gördükleri önderleri tarafından sevilmek ve ilgilenilmek isterler. Önderlerinin büyüklenmeci benliği onların aç benliğini doyurur, gruplarının ve önderlerinin güçlerini içlerine alarak kendilerini güçlenmiş hissederler. Kültler insanın belirsiz bir dünyada kesinlik ihtiyacına duydukları arzuyu sömürür. Herkesin ruhunda mükemmel ebeveynlere sahip olma, sevecen ve ilgili bir grubun parçası olma gibi istekler vardır. Bu, istekten öte bir ihtiyaçtır. Paylaşılan bir düşünce, bir barınak vaat eder: ideolojik bir kardeşlik, elinden tutacak bir dost ağı, bir yazgı kardeşliği. Bu paylaşımın sıcaklığı, karşı konulması zor bir ayartmadır. Uygun bir fırsat doğduğunda, bu ihtiyaç, muhakeme yeteneğini ve algıyı etkileyerek kişiyi bir kültün sömürüsüne açık hale getirir. İnsanlar bir külte katıldığı zaman grubun korumasından istifade ederler. Ancak bunun bir bedeli olacaktır. Kişi özgür bir birey olmaktan vazgeçer ve kendi özgün fikirlerini dışarıda bırakarak tek tipleşmeyi kabul eder. Kült müntesibi kapana kısılmış, gerçekçi olmayan ve kaskatı bir düşünce sisteminin içine kilitlenmiş kişidir.

Aile bağlarını zayıflatırlar

Kült liderleri mutlak itaat ve sadakat ister ve eleştiriyi bastırır. Etraflarına çok özel bir bilgi ile donanmış ve ilahi bir güce sahip oldukları fısıltısını yayarlar. İnsanları kendilerine bağlamak için aile bağlarını ve dışarıda sahip oldukları sağlıklı ilişkilerini zayıflatır, kurulabilecek yegane ve iyi ilişkinin kendileri ile olduğuna inandırırlar. Kült liderleri büyük bir gizlilik içinde yaşar. İnsanların zihninde göksel ve kutsi bir imgeye sahip olmak ve üstünlük fantezisini sürdürebilmek için olabildiğince gizli bir hayat sürdürürler. Mutluluk, bilgelik ve aydınlanma sözü verirler ancak insanları götürüp bıraktıkları uçurumda katı düşünce ve mutsuzluk vardır.

Sorgusuz sualsiz teslimiyet

Kült müntesibi, dışarıdaki gerçeklikleri fark etmesin diye sürekli meşgul tutulur. Kuşandığı at gözlüğü yüzünden dışarıdaki insanların bakış açısını anlayamaz hale gelir ve bu yüzden farklı düşüncelere tahammülü azalır. Zihni iğdiş edilmiş ve ruhun selametinin narsist grup liderine sorgusuz sualsiz teslimiyette yattığına inandırılmıştır. Kült içerisinde kişilerin bireysel düşünce özgürlüğü yoktur. Yek diğerinden farklı olmak manasında bir bireylikleri de yoktur. Aslında gruptan ayrı düşünebilmek insanı derinleştirir ve bir farkındalık yaratır. Oysa bu bir kült liderinin özellikle kaçınacağı şeydir. O yüzden benzeş düşünceler ödüllendirilirken, farklılık ve ayrıksı düşünceler alabildiğince cezalandırılır. Kültün ana düşüncelerinden birisi de şudur: “biz güvendeyiz ve doğru şeyi yapıyoruz, ötekiler yanlış yapıyor ve günaha giriyor”. Eğer bir kültün içindeyseniz kendinizi dışarıdakilerden dini olarak ve ahlaken daha üstün hissedersiniz. Bir sonraki aşama “öteki kötü, biz iyi tarafız” anlayışıdır. Bu anlayış çok tehlikelidir çünkü önce nesneleştirilen sonra da yaşamı negatifleştirilen ötekine, zarar verme, şiddete yönelme eğilimi de artabilir. Öteki, kült üyesinin gözünde herkes tarafından yaşam hakkı elinden alınabilecek, hak sahibi olmayan bir homo sacer’dir. Dışarıdaki kötü olarak algılanınca onları yok etmek veya onları türlü yöntemlerle “kurtarmak” meşrulaştırılır. Hiçbir kült “belki de biz yanlışızdır” diye düşünmez ve sorgulamaz çünkü o zaman o kült var olamaz.

Hayatlarının bir dönemi karanlık

Kültlerin en güvendiği şey esnek ve farklı düşünme yeteneksizliğidir. Bu açıdan, kültler müntesiplerini iktidarsız bırakan, onları çocuklaştıran bir doğa sergilerler. Hiyerarşide altta olanlar arasında sahte bir rekabet yaratılır, böylece liderin gözüne girmenin önemi artırılır. Bu şekilde hiyerarşide altta olanlar üstte olanların gözüne girmek, terfi almak ve cezalandırılmamak için her türlü şeyi yapmaya teşnedir. Kültün değerleri her türlü kurumsal değerin önüne geçmeye başlar, mevcut sistem dönüştürülerek yeni bir sistem yaratılır ve verilen güç çift yönlü bir istismara yol açar. Kült liderleri çoğu zaman hastalıklı narsizme duçar olmuş, hayatlarının bir döneminde bir karanlık uyanış yaşamış yıkıcı liderlerdir. Kendilerinin özel olduğuna ve her sorunun cevabının kendilerinde bulunduğuna kati bir surette inanmışlardır. Kendilerini izleyenlerden mutlak bir itaat beklerler. Kendilerini çok değerli, diğerlerini ise aşağı görürler. Eleştiriye katlanamazlar ve bütün bu çarpık kişiliklerine rağmen, yakın çevreleri yine de bu kişilere bağlanır. Habis narsisizm olarak isimlendirilebilecek bu durum, paranoid beklentilerle sarmalanmış psikopatik eğilimleri içerir. Başka birey veya grupları özsaygılarını tehdit eden ve kendilerinin değersizleştirilmiş yönlerini temsil eden şeyler olarak görür ve saldırgan zaferlerle onları yok etmek, aşağılamak isterler.

Üyeler kişiliksizleştirilir

İnsan olarak gruplar içinde var olmaya eğilimliyiz. Çünkü bir grup içinde var olmak hayatın belirsizliğini azaltır, bize bir anlam, ülkü ve değer sağlar. Bir grup içerisinde kendi faniliğimiz ile yüzleşmemiz daha kolaydır.

Kült yapılanmalarındaki eğitim sonucunda üyeler, dünyanın nasıl algılanması gerektiğine dair farklı perspektif ve dil kazanırlar. Orwell’in 1984’ünde afazi yaratmanın bir yöntemi olarak tanımladığı, çift düşün-yeni konuş benzeri bir dejenerasyona maruz kalırlar. Bu şekilde düşüncenin tüm farklı türleri feshedilir ve olanaksızlaştırılır. Bununla da kalınmaz, üyeler kişiliksizleştirilir. Bu, aşağılama, korkutma, ayartılma yöntemleriyle yapıldığı gibi katı ritüeller (özellikle en akıldışı olacak şekilde tasarlanırlar) ve birtakım metinlerin sistematik ve biteviye okutulmasıyla da sağlanır. Tüm bu kişiliksizleştirme neticesinde örselenmiş kült üyesi ve kötücül (habis) narsist lider birbirlerinin kendilik nesnesi haline gelir.

Cezalar başlar

Zaman içinde kült grubunun soğuk ve cezalandırıcı tarafı ortaya çıkmaya başlar. Kültün inanç ve tutumlarını sorgulayan üyeler dışlanır ve yalnız bırakılır. Böylece şu mesaj verilir: ‘grup sana vermeyi bildiği gibi almayı da bilir’. Ceza almaktan ve hikmetinden sual olunmaz lider tarafından aşağılanmaktan korkan kişi, kendisi de etik olmayan yollara sapmaktan, türlü hile ve desiselerle insanları yıldırmaktan ve kandırmaktan imtina etmez. Külte katılmadan önce sahip olunan ilke ve ahlaki ölçütler yoktur artık o kişide. “Grubun selameti adına” ve “grubun üstün menfaatleri için” gerekçeleriyle ahlak dışı davranışlar rasyonalize edilir.

Fanteziyi sorgulamak şeytani kabul edilir

Kült liderleri otoriterdir. Önce lider, sonra aile ve sevdiklerimiz gelir. Üyenin grup dışındaki insanlarla kurduğu yakın ilişki çeşitli şekillerde zayıflatılır. Kişinin dışarda bağımsız, sağlıklı ve kendi olgunlaşmasını destekleyen ilişkiler kurması engellenir. Farklılık bağımsızlığı ve çeşitliliği destekler ve bu durum kültün hoşuna gitmez. Fanteziyi sorgulamak, kültün güvenliğini tehdit eder ve bu davranış tarzı şeytani olarak tarif edilir. Büyüklenmeci ve paranoyak olan kült liderleri grubun dış dünyadan kopmasını destekler. Çeşitlilik dışarıda bırakıldığı zaman grup kendini ve fikirlerini üstün görür, fikirlerini korumak ve etkilenmemek için kendini dış dünyaya kapatır. İnsanlar grubun içinde oldukça, kutsal lider sayesinde korunduklarını, kurtarıldıklarını veya tanrıyı bulduklarını hissetmek ister. Dışarıdaki insanları hor görüp acır ve kültten çıkan bir üyeyi adeta ölmüş, hayatta kaybolmuş kişi gibi düşünürler.

Terör örgütüne böyle dönüşürler

Gruptan olmayanı değersiz görmek dışarıdaki insanlara etik veya ahlaki olmayan davranışları da meşrulaştırır: Bu tür tutumlar gösterildiğinde pişmanlık ve suçluluk hissedilmez. Ötekinin değersizleştirilip nesneleştirilmesi ile birlikte kült üyelerinin iyi, özel ve her şeyi hak ediyormuş gibi hissetmesini güvence altına alınır. Kült üyelerinin gerçeklik algısı böylece zayıflatılmış olur. Zayıflamış algı üzerinden kült lideri üyeleri manipüle eder, insanlığa ve ahlaka karşı kullanışlı bir alet, ölümcül bir silah gibi kullanır. Dışarıya kapalı ve yalıtılmış bir grup olan kült, zaman içinde hissedilen bazı iç ve dış baskıların veya sosyopolitik ortamdaki değişikliklerin etkisiyle farklılaşır. Kült mensupları içinde bulundukları ülkeye ait olmadıkları hissiyatını yaşayabilirler. Liderlerin etrafında safları sıklaştırarak onları çevreleyen kötülüğü bertaraf edeceklerini düşünebilirler. Kült lideri grup psikolojisinin etkilerini kullanarak kendisini mutlak anlamda doğru/hakikat olarak gösterir. Dış dünyada gidecek bir yeri kalmayan ve kendisini grup dışında sudan çıkmış balık gibi hisseden kült üyeleri için itaat, var olmanın yegane yöntemi haline gelir. Kişi var oluşunu sadece itaat etmeye bağladığında; sorgulama, gerçekliği sınama, empati kurma gibi becerilerin kullanımı azalır ve gruba uyum hayattaki en önemli düstur haline gelir. Bunun bir adım sonrasında verilecek katliam emirlerine uymak işten bile değildir. Kültün bir terör örgütüne dönüşümü de işte bu noktada olur. Terörist gruba katılanların gerçeklik algısı, belirli bir ölçüde zedelenmiştir ve kararlarını dış gerçeklikten ziyade psikolojileri, fantezileri, iç dünyaları etkiler. Terörist saldırı ve girişimler, terör grubunun bastırdığı var olma-yok olma kaygısını azaltmaya yarar. Zaten bozuk olduğunu düşündükleri ve canavarlaştırdıkları bir sistem yahut kitleye, saldırıların sorumluluğunun onlarda olduğunu bildirirler söylemlerinde. Böylece mutlak kötü olan düşmanla kendi varoluş amaçları ve onurları için, mutlak iyi olarak dövüşmek zorunda kaldıklarına giderek daha fazla inanırlar. Bu noktada gerçeklik algısı daha da zedelenir. Kendilerini kurtarıcı olarak ilan eder ve ötekini şeytanlaştırırlar. Kendilerini sadece önderlerinin dediğini yapan adanmış kişiler olarak görür ve sorumluluğu üzerlerine almazlar. Saldırı sonuçlarını küçümser, mağdurların bu saldırıyı hak ettiğini düşünürler.

Egoyu sıfırlarlar

Kültte öğretilen şeylerden birisi de kendini unutmaktır. ‘Sıfır ego’ bir hedef olarak tayin edilir. İnsanın dünyayı bütün olarak algılayabilmesi, çevreyle bağlantıda olabilmesi ve kendi niyetlerinin farkında olabilmesi için, kendi kendinin farkında olan kendi eylemleri üzerine düşünebilen bir varlık olması gerekir. Ancak kültün işine gelen şey, insanın kendini kaybetmesi ve kendi üzerine daha az denetime sahip olmasıdır. Böylece muhakeme yeteneği zayıflar, çevreyle ilişkisi kopmaya başlar, sorgulama ve farkındalık azalır.  Borges, “Duvarlar, Kitaplar” adlı denemede Çin Seddi’ni yapan imparator Shih Huang Ti’nin kendi döneminden önce yazılmış tüm kitapların da yakılmasını emrettiğinden bahseder. Ayrıca yazıtlarında kendi dönemindeki her şeyin kendilerine layık adlar almasıyla da övünüyordu imparator. Geçmişi iptal ederek afazi yaratmak ve yeni kavramlarla bu afaziyi berkitmek güç sahibi kötücül narsistlerin ortak yöntemidir.

Bazen bir büyük şer bin hayra gebedir. Bu acı tecrübe bize sağlıklı bir ben idrakinin ne kadar önemli olduğunu, sual eden zihinlere ne büyük bir ihtiyaç duyduğumuzu öğretti. Kült yapılanmalarına ancak soru soran bir zihinle karşı durabiliriz. İrade Allah’ın bize verdiği bir emanettir ve devredilemez. Ruhun yükselmek için binlerce yolu vardır. Teslimiyet kula değil yalnızca Allah’adır.

Benzer konular