Koltuklarda kaybolmak

Elinde olmayan imkân hakkında konuşmak kolaydır. Hemen hemen çoğu kimseden duyarsınız. “Zengin olduğumda insanlara şöyle yandım edeceğim, böyle yardım edeceğim.”

Zengin olduktan sonra, konuştuklarını unutan çok kimse vardır. Öğrencilik dönemlerinde gençler idealisttir. “Şu makama gelirsem şöyle hizmetler yapacağım, böyle hizmetler yapacağım.”

Sözü bugün karşı karşıya bulunduğumuz, Müslümanların savruluşuna getirmek istiyorum.

1990’lı yıllardan itibaren belediyelerde, 2002 yılında da AK Parti’nin iktidara gelmesiyle Müslümanlar makam mevki sahibi oldular. Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı oldular.

İktidarın ilk yıllarında, çok iyi çalışmalar yaptılar. Çok güzel hizmetlere imza atıldı. Türkiye halkları tarihte görülmemiş hizmetlerle tanıştı. Ömründe hiç uçağa binmemiş ve binemeyecek vatandaşlarımız, otobüse biner gibi uçağa binmeye başladılar. Gecenin saat 3’ünde sıra numarası alarak gittiği hastanelerden, bin bir zahmetle doktor muayenesinden geçtikten sonra, doktorun yazdığı ilaçları almak için de saatlerce kuyruk bekleyenler, bugün hangi saatte giderse gitsin muayene olma imkânına kavuştu.

Nüfus kâğıdı almak için, haftalarca hatta aylarca bekleyenler, nüfus idaresine gittiğinde birkaç dakika içinde alabilme imkânına kavuştu. Bir işiniz devlet dairesine düşmeyegörsün!

Vardığınız makamda oturan kimsenin yüzü 5 karış, niye geldin dercesine, “Ne istiyorsun” sorusuna süklüm püklüm, sanki bir suçlu gibi, “Efendim şunun için gelmiştim” derdiniz. “Tamam bakalım, dışarıda bekle” tavırlarından bugün hangi devlet dairesine giderseniz gidin, “Buyurun efendim hoş geldiniz” nezaketiyle karşılanmaktasınız.

Madalyonun bir başka yüzüne gelelim…

Bakanlıklarda olsun, belediyelerde olsun, devlet kadrolarında görev alanların kahir ekseriyeti,

hasılı kelâm, bir makam veya mevkide bulunanlar makamlarının hırsına kapılmışlar. Burunlarından kıl aldırmıyorlar. Eski arkadaşlarını veya dostlarını görmek istemiyorlar adeta. Neden? ‘Ne oldu sana? Neden bu hâle geldin?’ sorusuna muhatap olmamak için arkadaşlarından ve dostlarından kaçıyorlar âdeta.

“Şehidler Ayı” Şubat ayındayız. Bu aya adını verdiren şehidimiz Metin Yüksel’le ilgili olarak, 23 Şubat 1998 tarihinde Selam Gazetesi’nde yazdığım bir yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum:

Koltuğun cazibesinde kaybolmak

İslami mücadele içerisinde yer alanları bekleyen, en önemli tehlikelerden birisi de, makam ve mevki cazibesidir.

Öğrencilik yıllarında, gençliğin de verdiği heyecanla, ilerde gelinecek makamlarda, büyük hizmet hayalleri düşlenir. Kendilerinden önce, bu makamlara ulaşanların düştükleri hataları tespit ederler ve bu hatalara, kesinlikle kendilerinin düşmeyeceklerini atıp tutarlar; tıpkı şu anda, bu makamlarda bulunanların, öğrencilik yıllarında yaptıkları gibi.

İnsanoğlu hep böyledir. Başkalarının düştüğü hatayı, çok iyi tespit eder. Fakat kendisi bu mevkiye geldiğinde, hep daha yukarıdaki makama ulaşıp, büyük hizmetler yapacağı hayalini taşır.

Bulunduğu mevkide, kimseye ciddi bir faydası dokunmaz. Sadece kendisine iyi bir mevki ve para sağlar. Kendisini, bu hususta ikaz edenlere de cevabı hazırdır: “Bizim gibi insanlar, yüksek mevkilere gelene kadar, kendimizi muhafaza etmeli, bu makamlara ulaşmalıyız. Yüksek makamlara ulaşınca, büyük hizmetler bizi beklemektedir. İşte o zaman sizlere, davamıza büyük hizmetler yapacağız.”

Gerçek dava insanları ise, bulundukları her mevkide, güçleri ve imkânları nispetinde, insanlara ve davalarına hizmeti esas almaktadırlar. Bulunduğu mevkide kendisini gizleyerek, daha yüksek mevkide hizmeti gaye edinenler; hiç bir zaman, hizmet edecek mevki bulamayacaklardır. Çünkü yükselmenin, daha üst makama ulaşmanın, sonu bir türlü gelmeyecektir.

Şehidler, bizlere güzel misalleri, miras bırakmışlardır. Eğer şehidlerin hayatını iyi inceleyebilirsek, her şehidin bu manada bir yönünün, temayüz ettiğini görebiliriz.

Şehid Metin Yüksel, bize birçok noktada güzel misaller bırakarak, Rabbine kendisini arzetti. Metin’imizin bu güzelliklerinden bazıları: Cesaret, fedakârlık, sevgi, kardeşlik, makam ve koltuğa önem vermemek, inandığı doğruları pervasız bir şekilde savunmak vb.

1978 yılı, Ekim-Kasım ayları dönemlerinde Ankara’dayız. O zamanki Demetevler Milli Görüş Kültür Sarayı’nda, Milli Selamet Partisi İl Başkanları toplantısı için, konferans salonunu hazırladık. Salonun hazır olup olmadığı noktasında, Hasan Aksay Bey denetlemeye gelmişti. Hasan Aksay Bey, kontrol ederken, bir ara Metin “Hocam koltuklar o kadar rahat ki, sizler karşıda konuşurken, sizleri dinleyenler, rahatlıktan uyuyorlar. Sizler de, boşu boşuna konuşuyorsunuz. Bu koltukların hepsinin ortasına, birer çivi çakalım da, oturanlar uyumasınlar, sizleri dinlesinler.”

Metin Yüksel inandığı idealler uğrunda, her türlü mücadeleyi vermişti. Onu yakından tanıyanlar, bunu çok iyi bilirler. Bulunduğu bölge halkının geneli, mustazaf insanlardı. Bu mustazaf insanlar için neler yapabilirim diye, kendisinde sorumluluk hissediyordu. Bu zavallı halkın, derdiyle dertlenmek istiyordu. Halkın, sağlık yönünden çok zorda olduğunu tespit eder. Bölge halkının sağlık ihtiyaçlarını, bir nebze olsun gidermek için, Fatih Akıcılar Dispanseri’nin alt yapısını oluşturmak gayesiyle; haftada iki gün ücretsiz olarak, çocukları muayene etmek için, bir birim oluşturduk.

Derneğin binasının bir bölümünü, muayenehane olarak düzenledik. Bezmi Âlem Vakıf Guraba Hastanesi Baş Hekimi Dr. Mazhar Özmen Bey’le konuştuk. Kendisi, hastane doktorlarından görevli gönderme hususunda, yardımcı olacağına söz verdi. Salı ve Cumartesi günleri, ücretsiz çocuk muayenelerine başladık. Bir kaç hafta sonra, sıraya girip çocuklarını muayene ettirenlerin sayısı, 25’i bulmuştu. Doktorların tavsiyesiyle de, bazı ilaçları eczanelerden ücretsiz olarak alıp, hasta çocuklara veriyorduk.

Metin, hayatını kendi ifadesiyle “Çin’in veya dünyanın herhangi bir yerinde, Müslüman’ın ayağına batan bir dikenin acısını, bütün dünya Müslümanları paylaşması lâzımdır. Bu inanç birliği içerisinde aynı Kitabın Buyruğu altında hareket etmek ve aynı nizamın yaşandığı ülkelerde, alnımızı ıslak topraklara koymak için bekliyoruz Türkiyeli Müslümanlar olarak” düşüncesiyle, tanzim ediyordu.

Hayatını da, bu idealler uğrunda feda etti. Yüce Rabbimizden bizleri de O’nun idealleri uğrunda, mücadeleci Müslümanlardan kılıp, cennette bizleri birlikte haşretmesini niyaz ediyoruz.