Kitapçı Erol’un şehri düştü

erzincan

Buraya batı tarafından giren bir yolcu, zorlu Sakaltutan geçidini arkasında bıraktıktan sonra, bir süre de vadi boyunca kıvrılan virajların içinde kaybolup gitmeye mahkûmdur. Uzak bir mesafeden gelmiş olmanın yorgunluğu bu son kıvrımları öyle meşakkatli hale getirir ki, yabancılar bir şehre varabilme umudunu neredeyse kaybeder. Oysa vadinin kıvrımları, şehrin, yeni misafirleriyle oynamaktan zevk aldığı bir oyundur. Nihayet bütün virajlar sona erer ve yolcu ufukta beliren şehri tıpkı bir terastan seyrediyormuş gibi karşısında bulur. Eğer mevsim yaz ise, yolcunun adım adım yaklaştığı yer bir şehirden çok büyük bir bahçeyi andırır; kış mevsimindeyse onu tabiattan ayırmak bile zordur. Jeologlara göre şehrin üzerine kurulduğu geniş düzlük, buzul çağından kalma bir deniz yatağıdır; sular çekilmiş, yerinde, etrafı dağlarla çevrili büyük bir ova bırakmıştır. Ova burada hayatın bütün tadını belirleyen bir mevsimler aşçısıdır: Bahçelerin sınırına o karar verir, hangi meyvelerin yetiştirileceğine o karar verir, hasada o karar verir. İnsanlar da binlerce yıl boyunca hiç farkında olmadan bir ova halkı haline gelmişlerdir zaten; keskin bir göz, davranışlarında, meyveler zarar görmesin diye titizlenmiş olmanın yumuşaklığını hemen görür. Burada halkı kitaplardan çok tabiat inceltmiştir…

Ama yine de yirmi yıl öncesine kadar şehrin bütün uzuvlarını birleştiren bir kitapçı dükkânı olmuştur. Bu, Kitapçı Erol’un şimdi yerinde yeller esen dükkânıdır. Şehrin tam merkezinde bulunan Erol Kitabevi, içinde Dostoyevskilerin, Balzacların, Yaşar Kemallerin ya da Kemal Tahirlerin yaşadığı; birbirleriyle buluşmak isteyenlerin adres olarak kullandığı, hafızalardan hâlâ çıkmayan hususi bir mekândı. Bir zamanların bütün Anadolu kitapçıları gibi Erol da kitaba aşina birisiydi ve müşterilerinin yüzüne bakar bakmaz onların okuyucu olup olmadığını hemen anlardı. Bir gün kapandı Erol Kitabevi; büyük deprem mi buna sebep oldu yoksa kitaba ilginin azalması mı bilmiyorum. Bildiğim, kapandıktan yıllarca sonra bile insanlar o sanki hiç kapanmamış gibi hâlâ birbirlerine adres verirken, buluşma yeri tespit ederken Erol Kitabevi ismini kullanmaya devam ettikleriydi. İşte biz o zaman anladık ki kitapçımızın, kitaplarını da aşan bir yeri varmış hayatımızda. Ancak zaman içinde onu hatırlayanların sayısı azalmaya başladı; gün gelecek, bir zamanlar bu şehrin kalbinin olduğu yerde bir kitapçının bulunduğunu kimse hatırlamayacak. Onu kimse hatırlamadığında şehrin melez modernleşmesi de tamamlanmış olacak…

Erol Kitabevi’nin kapanmasından sonraki yıllarda, şehirde bazı değişiklikler yaşanmaya başladı. Bunlar ilkin pek de göze batmayan ama gittikçe kendi düzenini oturtan değişikliklerdi. En önemli değişim mimarideydi: Neredeyse tamamı bahçe içlerindeki tek katlı evlerden oluşan, bahçelerinde küçük havuzlar, kaysı ağaçları, kirazlar, dutlar bulunan şehir apartmana heves saldı. Şehrin nüfusu on yıllardır değişmediği halde, nedense içinde bir ailenin oturduğu bahçeli evlerin yerine apartmanlar dikiliyordu. Ortada yeni bir konut ihtiyacı olmamasına rağmen yapılan bu binalar, ovanın görüntüsünü yıllar içinde değiştirdi. Öyle ki şimdilerde birbiriyle uyumsuz mekânların yan yana durduğu alacalı bir şehir çıktı ortaya. Yeni apartmanlar ya da arabesk taşra villaları yüzünden, pek çokları, tek katlı mütevazı evlere köhne bir zamanın mirası gibi bakar oldu. İnşaatın kolay yoldan sağladığı ticari canlılık yerel yönetimlerin de işine yaradı. Kentin bir bağlar-bahçeler beldesinden bir apartman yığınağına dönüşmesini pek de dert etmediler. Nihayet birkaç büyük alışveriş merkezi, yeni düzenin eksikliğini de tamamladı ve şehir, bahçelerin kabri üzerinde boy atan birkaç katlı binaların yarı modern hayatı tarafından teslim alındı…

Bir şehirde nelerin değiştiğini en iyi o şehre arada bir gidenler görür. Her seferinde bir öncekisinden başka bir şehir karşılar onları; bazı binaların yerinde yeller esmekte, bazı yollar genişlemekte, bazı caddelere bakan cepheler değişmektedir. Meskûnları, bu yıkılıp yapılma düzeninin içinde, neyin ortadan kalktığını, yerine neyin kondurulduğunu pek idrak edemezler. Biz arada bir dışarıdan gelenler artık çok iyi anlıyoruz ki bir vakitler şehrimizde yalnızca bir kitapçı dükkânı kapanmamış, aslında bir kale düşmüş. Erol Kitabevi, günlük maişetinin ötesinde büyük kazançların peşine düşmeyen bahçe ahalisi bir kentin işaret taşıymış meğerse. O taş yıkıldıktan sonra bütün hayat bambaşka arzular tarafından yeniden inşa edilmeye başlanmış. Kimse bahçelere, bahçelerdeki küçük havuzlara, tek katlı evlere, tek katlı evlerin duvarlarından sarkan güllere acımamış. Yeni bir şehirde yaşamak, yeni bir dünyaya eklenmek arzusu bütün gözleri kör etmiş; ortaya arabesk bir kent çıkmış sonunda. Bir başka kenti taklit edeyim derken, imitasyon saat kulelerinden, bir gece kulübünü andıran vitrin ışıklarından, devasa tabelalardan, trafik karmaşasından, kaldırımları dolduran çay ocaklarından ibaret bir görüntü kirliliği çıkmış ortaya. Oysa bu kent, tek katlı evlerinden, bahçelerinden ödün vermeden de kendini yenileyebilirdi. Bunu hiç düşünmedi bile…

Not: Bahsettiğim şehir Erzincan’dır. Umulur ki Başbakan, şehrindeki bahçelere sahip çıkar.

Benzer konular