Kasaba

Ali Ayçil

1

Küçük kasabasının ortasında, dünyanın bütün saadetlerini gölgesinin altında topladığına inanan bir çınar vardır. Kasabaya ilk ayak basan biri, eğer mevsim yaz ise, hiç yabancılık çekmeden gidip onun gölgesine kurulur ve gayriihtiyari yaşını hesaplamaya çalışır. İleriki günlerde kasabadan çınara ve çınardan kasabaya bir yolculuk başlar. Ama henüz çınar altının yamaçtaki evlerin pencerelerinden hep bakılan bir yer olduğunun farkında değildir. Böyle olduğu için de hiçbir huzursuzluk duymaz. Oysa bir yaz akşamına doğru, pek çok evin penceresinde pek çok görüntüsü uzaktan bir tahlile tabi tutulmuştur. Kasabalılar, kasabalarının ortasındaki çınar sayesinde, bir yabancı onlarla tanışmadan çok önce onu tanıma fırsatı bulur. Doğrusu bu, tanışmak için en ideal yöntemdir de. Çınarın altına oturan kişi, başlangıçtaki tedirginlik günlerinin ardından kendisini öylesine salıverir ki vücut dili onun hakkında hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bazı hükümlerin kaynağı haline gelir. Orada oturanın korkak olduğunu bilir kasabalılar; orada oturanın sinsi olduğunu bilirler; orada oturanın mecnun olduğunu da…

2

Küçük kasabanın ortasında, dünyanın bütün vakitlerini gölgesinin altında topladığına inanan bir çınar vardır. Yaz mevsiminde bir yabancı gelir, yapraklarının altına kurulur. Bu onun ilk serinleme günüdür. Merakla çevresine bakar ve aslında çınar altının, hemen yanı başından başlayan yamacın tiyatro sahnesi olduğu izlenimine kapılır. İzlenimi birkaç gün içinde bir kanaat haline gelir. Otururken, pencerelerden pek çok meraklı gözün kendisine baktığının, kendisini yorumladığının farkındadır. Günler sonra, bu görünmez kız, yaşlı kadın, emekli erkek, hasta ve teyze gözlerinde nasıl birisi olarak belirdiğini merak etmeye başlar. Sonra içine bir kuşku düşer: Bu yalnızca bir merak mıdır? Düşündükçe çınarın iri gövdesi ve uzun dalları bütün aklını kaplar. Pencerelerden bakanlar, orada bir yabancı oturduğunu bildikleri gibi, orada oturan yabancının hangi soruyla meşgul olduğunu da bilirler. Elbette onun sorusuna verebilecekleri pek çok cevapları vardır. Yine de içlerinden bir teki bile çınarın altına gidip yabancıyla tanışmayı aklının ucundan bile geçirmez. Yabancı, sorusuyla birlikte zamanın ortasında kalakalır…

3

Küçük kasabanın ortasında iri bir çınar oturur. Kasabalıların onun yaşı hakkında yaptıkları tahmin ve hesaplamalar birbirini hiç tutmaz. Her hesap, her yorum çınarı bir başka zamanın fidanı olarak hayal eder. Yine de nedenleri üzerinde fazla düşünmeden zamanla bir uzlaşmaya varmış, tahminlerini ikiye kadar indirmeyi başarmışlardır. Kimilerine göre o, İstanbul’dan bir fetih hediyesidir; kimileri de bir efsaneye dayanarak, çınarın dört yüz elli yıl önce kasabayı ziyaret eden bir ermiş tarafından dikilip, buraya gözcü olarak bırakıldığını söyler. Erkekler ilkine, kadınlarsa ikincisine inanırlar. Bir yabancı, bu çınarın, erkeklerin gözünde erkek, kadınların gözündeyse kadın olduğunu hiçbir zaman bilemez. Bu elbette bir sır değil, sadece iki cins arasında yüzlerce yıldır konuşulmamış sayısız sırrın iri gövdesidir. Kadınlar hep orada, yamaçtaki pencerelerin gerisine oturmuş; erkekler hep buraya bu sahneye kurulmuşlar, bu sözsüz ve dilsiz oyun kuşaktan kuşağa, bu günlere kadar gelmiştir. Kasabalılar, çınarın altına ilk kez oturan bir yabancıya baktıklarında, onun erkek çınarın mı yoksa dişi çınarın mı altında oturduğunu hemen anlarlar…

4

Kasabanın ortasında, dallarını artık nereye koyacağını bilemeyen iri bir çınar vardır. Yabancılar kasabaya ilk geldiklerinde, çoğunlukla bu çınarın altına oturup biraz soluklanırlar. Ortalık hiç de kalabalık değildir; yabancı, bir ıssızlığın ortasına düştüğünü oracıkta anlar. Ve oracıkta, kasabadaki ikametinin zaten geçici olduğuna, görevi ya da işi bitince geri döneceğine inandırır kendini. Yamaçtaki pencerelerden bakanlar, aşağıdaki taze yabancının bir dönüş projesi hazırlamakta olduğunu zaten bilmektedirler. Çünkü bu bir zamanlar kendilerinin de hazırlayıp sonra unuttukları bir projedir. Ve aslında şu ıssız mevsimler yüzünden niçin unuttuklarını bile unutmuşlardır. Onların tek hafızası yabancı konuklarıdır. Onlar geldiğinde, bir zamanlar kendilerinin de gelmiş olduğunu, onlar çınarın altında geri dönüşü düşündüklerinde bir zamanlar kendilerinin de geri dönüşü düşündüklerini anımsarlar. Uzaklara giden birinin çağrışımına katlanamayacakları için yabancının bir daha geri dönmesini de hiç istemezler. Sonunda yabancı yabanlaşır ve o da yeni bir insanla karşılaştığında gözlerini kısarak bakmayı öğrenir. Acaba geri dönüş planı mı yapmaktadır?

Benzer konular