İslamofobi, komşuluk ve ilk sorular…

30 Ocak günü akşam yedide kızımla Müslüman aktivist Aneelah Afzali ve Papaz Terry Kyllo’nun katılımıyla gerçekleşecek “İnanç Korkunun Üzerinde” (Faith Over Fear) başlıklı konuşma için Redmond’a, Cross of Christ Lutheran Kilisesi’ne gittik. Çok küçük veya çok büyük olmayan salonun koltukları hemen hemen doluydu. Dinleyiciler genellikle yaşlı insanlardı. Konuşmacılarımız İslamofobi üzerine yoğunlaştılar. Afzali ve Kyllo İslamofobi konusunda daha önce de birlikte çeşitli mekanlarda konuşmuşlar. Lilly A. Fowler tarafından kaleme alınmış bir yazıda iki aktivistin İslamofobi’ye karşı mücadeleleri “tutku” kelimesiyle anlatılıyor. Her iki konuşmacı da islamofobi’nin yaygınlaşmasında medyanın rolünün ve halkın bilgisizliğinin rolünün altını çizdiler.
Papaz Kyllo, kilise cemaatinden bir kişinin, “Afroamerikan kardeşlerimize destek veriyorum, Yahudilere de, ama kadınlara davranışları yüzünden Müslümanlara destek vermek istemiyorum, içimden gelmiyor” şeklindeki sözlerini aktardı. Kyllo’nun anlattığına göre, sözünü ettiği kişi gündelik hayatında çok iyi bir insan, sorumlu bir aile babası. Alzheimer hastası karısına canla başla bakıyor, kızlarına karşı müşfik. Kızlarını çok sevdiği için de Müslümanların “kadınlara karşı kötü muamelelerine” dayanamadığını dile getiriyor hep. Gelgelelim İslam’a ilişkin bilgileri hayattan değil medyadan kaynaklanıyor. “Medyadaki İslam karşıtı söylem ve propagandalar yüzünden bu iyi insanları kaybediyoruz” dedi Kyllo ve tanımanın en yalansız yolunu sağlayan komşuluğun önemini vurguladı.
Afzali ise medyadaki İslamofobi için örnek verirken Washington Times’ta atılan bir manşeti hatırlattı: ‘FBI’ın araştırmalarına göre katliamların çoğu beyaz ırkçılar tarafından yapılıyor, teröristler tarafından değil.” Kimse durduğu yerde fikirlerinin önyargıdan ibaret olduğunu öğrenemiyor, eğer dürüst bir okur değilse. Paris saldırısı gecesi bir camiye ateş açan bir aktivistten de söz etti Afzali. Ted Hakey isimli bu aktivist yaptığı saldırı nedeniyle altı aylık bir cezayla hapse atıldığında, caminin bir yöneticisi her hafta onu ziyaret etti. Bu yöneticiyle sohbetleriyle ve kendisine hediye ettiği Kur’an’ı okuyarak zihnindeki sorulara cevap buldu Hakey. Hapisten çıktıktan sonra ise Müslümanları savunma faaliyetlerine başladı.
Aneelah Afzali Harvard mezunu bir hukukçu, güler yüzlü, esprili, birikimli bir Müslüman, iyi bir hatip. Kendini “Amerikalı bir Müslüman” olarak tanıttı ve Amerikan bayrağına sahip çıktığını belirtti. “Biz tipik bir Amerikan ailesiydik” diye söz etti ailesinden de… Tesettürü yirmi yaşında, İslam’ın kadınlara tanıdığı haklarla ilgili bilgiler edindikten sonra benimsemiş.
Afzali’nin “Amerikalı Müslüman” vurgusu, çok baskın olan ayrımcılıkların getirdiği bir tepki boyutu içeriyor. Amerika’da insanlar aidiyet sorularından hoşlanmıyor. Alay konusu olan şöyle bir diyalog var:
“Aslen nerelisin?
“Amerikalıyım.”
“İyi de aslında nerelisin”
Beyaz ırktan olmayan Amerikalılar sık sık bu soruyla karşılaştıkları için, camiye ve kültür merkezlerine giderken kızım, sohbet sırasında “Hangi ülkedensiniz?” sorusundan kaçınmam gerektiğini söyledi. Anglosakson olmayan Amerikalılara dönük bu soru insanları, ikincil bir plana iteklendiği hissiyle rahatsız ediyor. İnsanlara böyle bir soruyla yaklaşınca doğrudan ırkçı muamelesi görüyorsun. Sohbet ilerledikçe zaten insanlar kişisel tarihleriyle ilgili açıklamalar yapıyorlar. Ben Aneelah isminin hangi Müslüman ülkede konulduğunu merak ettim mesela, ama herkesin merak sebebi farklı. Merakınızın sebebi ne olursa olsun pekala ırkçılığa yoruluyor, öylesine bir yorgunluk oluşmuş genç kuşakta. Niye bir Anglosakson değil de çekik gözlü kadın veya başörtülü kadın “İyi de, aslında nerelisin?” sorusuna muhatap olmalı… İrlandalılar, İskandinavlar böyle bir soruya muhatap olmuyor ama 300 sene önce gelmiş Çinlilerin torunları oluyor. Bilinçaltlarına yerleşmiş temel kanı, beyaz ırka mensup olmayanın gerçek bir Amerikalı olamayacağı yönünde ve gençler, kamusal haklarını sınırlayan bir algıyı beslediğine inandıkları sorulara muhatap olmak istemiyor. Bu temel kanıyı oluşturan her türlü saikle mücadeleyi de üstleniyor rahatsız bilinçler.
Bu konuyu yıllardır ailesiyle birlikte Seattle’da yaşayan Özcan İlikhan’la da konuştuk. İlikhan, “… burada iş dünyasında da din ve siyaset konuşulmaz. Lakin samimiyetiniz bir seviyeye varınca sosyal bir ortamda her konuyu konuşabilirsiniz. Kişiler kendilerini atalarının kim oldukları ve nereden geldikleri üzerinden değil kendi kişilikleri üzerinden tanımanızı istiyor. Bu da kimi Amerikalıların Müslümanları ‘yabancılar/başka ülkelerin insanları’ gibi tanıtma çabasına karşı iyi bir cevap oluyor” diye anlattı izlenimlerini.
Elbette insanlar olumsuz tecrübeleri nedeniyle haklıdırlar hassasiyet göstermekte, gelgelelim kökeni bu şekilde konuşulamaz kılmakta da öğrenmeyi ve içtenliği engelleyen başka bir susma zorunluluğu kendini gösteriyor. Komşuluk bu nedenle de önemli. Farklı aidiyetlerden insanlar birbirlerinin evlerine girip çıkarak öğrendikçe, kamusal dil de etkilenebilir bu öğrenmelerden, muaşeret de…
Aneelah Afzali sanırım yakın gelecekte Amerikan siyasetinde öne çıkan bir isim olur. Kendisi Redmond Muslim Association Of Puget Sound (MAPS) Camii’nin “Amerikan Müslümanını Güçlendirme Ağı”nın Yetkili Müdürü ve bunun yanı sıra pek çok sosyal sorumluluğa dönük projeye katkıda bulunuyor. Sorular kısmını sonuna kadar izleyemeden kalktığımız için yüz yüze konuşamadık ama tebessüm ettik karşılıklı. Geleceğimden haberdardı, yazışmıştık. Afzali’nin bu yazışmalarda sorduğum birkaç soruya cevaplarını başka bir yazımda konu etmek istiyorum.


Yazarın diğer yazılarını görüntüle:

Benzer konular