İnternet denen ufaklık işleri zorlaştırırken

1996 yılında Refah Partisi koalisyonla iktidara geldiğinde başlamıştı sahte oy söylemleri. Oysa o güne kadar kimsenin ağzına almadığı ve inanmayacağı bir şeydi seçimlerde hile yapılması.
Gerçekte herkes böyle bir şeyin olmadığını biliyordu ama Refah Partisi ve Başbakan Necmettin Erbakan’a karşı başlatılacak topyekûn psikolojik saldırının ilk kurşunuydu bu söylem.
Nitekim orada da kalmadı ve 28 Şubat’ın post-modern darbesine ve Refahyol koalisyon hükümeti başbakanının istifasına kadar giden süreç yaşandı.
Parti içinde yapılan tartışmaları bir nebze duyan birisi olarak Erbakan’a bu koalisyona girmemesi, bir sonraki seçimlerde tek başına iktidara gelmesinin çok muhtemel olduğunu söyleyenler olduğunu biliyorum.
Ama Erbakan hoca tercihini girmekten yana kullandı ve sonrası herkesin malumu.
Kalkancıların, Aczimendilerin her türlü numarayı çektiği, FETÖ elebaşısı Gülen’in manşetlere çekilen “Beceremediniz, çekin gidin” tahkirleri altında Doğan ve Sabah (Bilgin) grubu medyasının tanksız topsuz harekâtı başlatılmış ve sonlara doğru tankların Ankara’da geçit töreni yapmasıyla seçilmiş iktidar nihayete erdirilmişti.
Atılan iftiraları yalanlama çabalarınız bile cımbızlama cümlelerin servis edilmesiyle size karşı bir kampanyaya dönüşüyordu.
Kimseye derdinizi anlatamıyordunuz. Hürriyet ve Sabah grubu Refahyol’un üzerinden kelimenin tam manasıyla silindir gibi geçmişti.
Ama bu olaydan büyük bir ders çıkarmıştı ülkenin dindar kesimi.

Medyanız yoksa bir hiçsiniz

2001 krizinde ülkenin ekonomik çöküşü ile büyük bir fırsat yakalayan (Erdoğan – Gül – Arınç) önderliğindeki ‘yenilikçiler’, yani o dönemin Refah/Fazilet partilileri tarafından hain olarak adlandırılan üçlünün kurduğu Ak Parti iktidara geldi.
Medya gücünün önemini anlayamadan iktidara tutunmaya çalışan Refahyol hükümeti deneyimi ve tek başına iktidar olmanın gücü ile yavaş yavaş fırsatları değerlendiren AK Parti, bir süre sonra tabiri caizse kendi medyasını kurdu.

Yılları hızlıca ileri saralım

Bugün itibariyle AK Parti, ülke medyasının önemli bir bölümünün desteğine sahip.

Bu süreçte önemli bir hata yapıldı. Çünkü TV ve gazeteden oluşan medyayı takip edenlerin sayısı zaten an itibariyle çok az ve üstelik muhteva izleyiciyi inandırma cihetinden bir hayli uzak.

Neden inandırıcı değiller?

Gazetelerin neredeyse tamamı her gün birbirleriyle pişti olan başlıklarla çıkıyor.
İnsanoğlunun aynı yüz ve sözden bıkma, algı operasyonlarından sıkılma denklemi gözardı ediliyor.

Memlekette her şey güllük gülistanlık

Rahmetli Turgut Özal Türk azınlığa Bulgar zulmü tavan yaptığı yıllarda durumu kamuoyuna anlatabilmek için “Belene” dizisini çektirdi ve TRT’de yayınlatmaya başladı.
O dizide şöyle bir sahne vardı.
Bulgar polisi Avrupa’dan gelecek insan hakları gözlemcilerine Türk köylerini gezdirip her şey yolunda algısı verebilmek için gezi öncesinde Türkleri tehdit ederek söylemeleri gereken şeyleri tembihler.
Gözlemciler gelir, köylülerle görüşür ve herkesin “memnuniyetini” ilk ağızdan duyarlar.
Denetim bitince Avrupalı gözlemcilere eşlik eden Bulgar polisi durumdan memnundur ve kendilerine ne düşündüklerini sorunca gözlemciden şu cevabı alırlar:
“İlginç bir şekilde herkes halinden çok memnun gözüküyor. Oysa tecrübelerimize göre dünyanın her yerinde insanlar havalar bile kötü gitse devleti/hükümeti suçlayan bir eğilim gösterir.”
Kıssadan hisse; hükümete bağlı medyanın ülkede her şeyin güllük gülistanlık olduğu söylemi halkı rahatsız etmiştir, etmeye devam ediyor.

Muhalifini düşmana yem etmemek

En büyük muhalif gazetelerden birinin sahibi amansız bir hastalığa yakalanmış, tedavi için Avrupa’ya gidecektir. Durumu öğrenen Abdülhamit Han kendisine yüklü miktar para yardımı gönderir. Yakınları şaşkınlıkla kendilerine kan kusturan muhalif gazeteciye niçin yardım yaptığını sorunca şu cevabı verir:
“O doğru olduğuna inandığı şey için bana muhalefet ediyor, yarın Avrupa’da gâvura muhtaç kalıp onlardan para almak zorunda kalırsa onların uşağı olarak muhalefet eder.”

Peki, o gazeteci ne mi yapmıştır?

Parayı almış ve ölene kadar Avrupa’da çıkardığı gazetesinden Abdülhamit’e karşı muhalefetini sürdürüp orada vefat etmiştir.
Ama Avrupalının istediği şekilde değil, kendi inandığı şekilde muhalefet ederek.

Y – Z nesli değil emekliler bile

Geçen haftaki yazımızda değindiğimiz gibi İngiliz BBC, Alman Deutsche Welle, Fransız F24 ve Amerikan Voice of America devlet kanalları birleşerek You Tube üzerinden Türkçe yapacak ortak bir kanal kurdular.
Sadece onlar mı?
Rus Sputnik, Fransız Euronews, Suudi Şarkul Evsat, Körfez The Independent ve daha niceleri Türkçe web siteleriyle internetten beynimizi iğfal maksadıyla sıraya girmiş durumda.
Çünkü…
Artık kimse bizim medyayı takip etmiyor.
Tıpkı eski “mutlu günlerde” olduğu gibi.
Bırakınız Y ve Z neslini, emeklilerin bile analiz haberleri Youtube üzerinden seyredip Twitter üzerinden atışmalara katıldığı bir ortamda 4 Batı ülkesinin resmi yayın organları bir araya geliyor ve Türkçe yayın yapan Youtube kanalı kuruyor.

“Maliyeti nedir acaba” mı dediniz?

İnanın sıfıra yakındır.
Niye biliyor musunuz?
Çünkü ellerinde muhalif oldukları için işlerini kaybeden ve başka yerde iş bulamayan yüksek sayıda Türk gazeteci bulunmakta.
Batı, bunları bir çorba parasına çalıştıracaktır.
Bizim neye ihtiyacımız var?…
Muhalif gazeteciyi gavura yem yapmayan Abdülhamit Han’ın aklına…


Yazarın diğer yazılarını görüntüle:

Benzer konular