Gözleri vardır görmezler

Cengiz Bozkurt, Şebnem Sönmez, Özgür Çevik, Engin Günaydın, Ayça Damgacı, Şevket Çoruh, Ezel Akay, Şevval Sam, Yıldırım Türker, Devin Özgün Çınar, Ersin Korkut, Nur Sürer, Orhan Alkaya ve diğerleri… Kültür-sanat dünyamızın tanıdık yüzleri, geçtiğimiz hafta oldukça anlamlı bir proje için kamera karşısına geçti. Arakan’da, artık “soykırım” olarak anılmaya başlanan katliamların bir yenisiyle daha karşılaşınca, bu büyük dramı dünyaya duyurmak için harekete geçen sanatçılarımız, insanlığa şu sözlerle seslendi:

“Müslümanlar, günde beş kez Kâbe’ye döner, dua ederler. Belki de insan soyunun şimdiye kadar söylediği en güzel dualar onlardır. On binlerce Müslüman göç yollarında. Arakan’a bir ses ver. İslam felsefesinde düşmanlık ve kin yoktur. Müslümanların tanrısı Allah’ın merhameti gazabından büyüktür. Katliamdan sonra bir Müslüman şeyhi şöyle der: İmanı öldüremezsiniz. Rohingya Müslümanlarının bize ihtiyacı var. Paylaştığın senindir, sakladığın değil.”

Farkındalık çalışmaları bununla da sınırlı kalmadı; BirGün, Cumhuriyet gibi gazeteler ile T24, Diken gibi haber siteleri günlerce Arakan temalı dosyalar, videolar, röportajlar yayınladı. On yıllarca pofuduk barış elçileri olarak tanıtılan Budistlerin, Nobel Barış Ödülü sahibi bir liderin ülkesinde gerçekleştirdiği vahşi katliamlar en ince ayrıntısına kadar göz önüne serildi. Sol kamuoyu “Yeni bir Srebrenitsa vakasıyla mı karşı karşıyayız?” sorusunu ülke gündemine taşıdı.

İdeolojik yarılmanın günden güne derinleştiği, toplumun siyasal cephelere bölünerek birbirinden uzaklaştığı bir dönemde, solcu ve Kemalist sanatçıların Müslüman hassasiyetlerine omuz vermeleri karşısında, ne yalan söyleyeyim, onlar hakkındaki önyargılarımdan, düşüncelerimden utandım. Diken, BirGün gibi haber mecralarına haksızca yüklendiğimi anladım.

Bu yazdıklarıma elbette inanmadınız. “Ahmet Kaya aslında ölmemiş, Arjantin’de bir dağ köyünde yaşıyormuş” deseydim belki bir an tereddüde kapılabilirdiniz. Ama bu? Hayır, bir kurgu olarak dahi gerçekçi değil. Fakat virgülüne kadar doğru bir yanı var yazdıklarımın, gerçekten yaşandılar çünkü. Bir farkla; Arakan’daki Müslümanlar için değil, Kuzey Irak’taki Ezidiler adına yapıldı hepsi. Kamera karşısında okudukları metin de harfi harfine şöyleydi:

“Ezidiler günde üç kez güneşe döner, dua ederler. Belki de insan soyunun şimdiye kadar söylediği en güzel dualar onlardır. On binlerce Ezidi göç yollarında. Şengal’e bir ses ver. Ezidi felsefesinde düşmanlık ve kin yoktur. Ezidiler’in tanrısı Azda, intikam peşinde koşan bir Tanrı değil. Katliamdan sonra bir Ezidi şeyhi şöyle der: Güneşi öldüremezsiniz. Ezidi halkının bize ihtiyacı var. Paylaştığın senindir, sakladığın değil.”

Ezidi halkına yapılan zulmü asla yok saymıyorum. İki ayrı dram üzerinden “o daha önemli, bu daha önemsiz” ayrımına da girmiyorum. Fakat ortada açık bir vicdansızlık, bir hakkaniyetsizlik var. Bundan iki yıl önce, sırf zulmün arkasındakiler sözde Müslüman diye, çoğumuzun daha önce adını bile bilmediği Ezidiler üzerinden samimiyetsiz bir vicdan şovuna girişildi. Samimiyetsiz diyorum, çünkü DEAŞ Türklerin de Kürtlerin de Arapların da Hıristiyanların da kanını döküyordu, sessiz bir azınlık olan Ezidileri yok etmek yegâne amaçları değildi. Ayrıca bölgede PKK/PYD’nin de geçmişten beri DEAŞ’tan geri kalmayan terör eylemleri vardı. Yalnızca bölgede değil, Türkiye sınırları içinde de eşi görülmemiş bir “terör yarışı” yapılıyordu. Tabii “Ezidilerin barışçıl tanrısı Azda” kadar pazarlanabilir ögeler değil bunlar; Türkmenler mevzubahis olduğunda zulüm gören bir halktan değil de sokakta annesiz kalmış yavru kedilerden bahsedermiş gibi yapamıyorsunuz. Hem yapsanız ne olacak, Müslüman Türkmenlerle kim niye ilgilensin? Ezidiler öyle değil, kulağa hoş geliyor; bir 17. yüzyıl Batılı seyyahının Bağdat’ı görünce yaşadığı oryantalist şaşkınlığın benzerini yaşatıyorlar haberdar olana.

Ama Müslümanın kaderi de imtihanı da budur zaten. Bosna’da bir soykırım yaşandığını, Çeçenlerin, Afganların kıyımdan geçirildiğini, Suriyelilerin kan içinde yüzdüğünü, Filistinlilerin kaderleriyle baş başa bırakıldığını yine sadece biz bilecek, biz hatırlayacak, biz anlatacağız. Gözlerini kısmış bir Ezel Akay, sesini titreten bir Şevval Sam olmayacak etrafımızda. Dua edecek, Kuran okuyacak, el uzatacak, koşacak, sarılacağız. Gözlerini kapatanlara inat, gözünü bile kırpmayan yalnız biz olacağız.