FETÖ’cüler kime ve neye sempati duydular

Selçuk Türkyılmaz

Bugün Türkiye kamuoyunda Erdoğan’ın ilgi ve alakası olmadığı takdirde FETÖ davalarının amacından saptırılacağı ve sulandırılıp bir kenara itileceği yönünde çok önemsenmesi gerekli bir kanaat var. Şüphesiz bu kanaat yersiz değildir, zira 2013’te Gezi Kalkışması ve 17-25 Aralık Hukuk Darbesi’nden sonra 15 Temmuz 2016 FETÖ Darbe Girişimi’ne kadar geçen sürede birçok kişi ve kurum yeterli hassasiyeti göstermemişti. Bu, bir zaaftı ve bu zaafın hâlihazırda devam ettiği yönünde pek çok işaret bulunmaktadır. Darbe girişiminden sonra pek tabiî olarak FETÖ’cülerin tutuklanması yönünde adlî faaliyetler gerçekleşti fakat bu sürecin etkisizleştirilmesi uğruna üretilen “mağduriyet söylemi”, FETÖ adına istenilen ortamın doğmasına imkân verdi. 15 Temmuz Darbe Girişimi öncesi ve sonrasındaki bu sorumsuzluk (!) ve organize faaliyetler, içinde bulunduğumuz durumun ciddiyetini göstermesi bakımından önemsenmelidir.

FETÖ’nün etkin bir şekilde Gezi Kalkışması’nda yer aldığı bilindiği için 2013’ü de örgüte karşı verilen mücadele sürecine dâhil edebiliriz. Bu durumda sürecin beşinci yılında olduğumuz ortaya çıkar. Geçen zaman, herhangi bir kimsenin muhasebe yapması için yeterlidir. Ne yazık ki böyle bir muhasebenin varlığına işaret eden beyanatlar neredeyse yok denecek kadar azdır. Buna karşın FETÖ’ye karşı devlet kurumlarında oluşan iradeyi sönümlendirmek, zayıflatmak, hedefinden saptırmak ve geçersiz kılmak için organize bir “örgütsel yapılanma”dan bahsedebiliriz. Nitekim FETÖ’cüler hakkında çıkan haber yazılarından, örgüt faaliyeti kapsamında değerlendirilen birçok olayın yaşandığı anlaşılmaktadır. Mahallî düzeydeki gelişmeler de hukukî süreçlere gölge düşürebilecek veriler barındırmaktadır.

Beş yıla varan bir zamanda bütün Türkiye ölçeğinde köylerden kasabalara, kasabalardan şehirlere ve şehirlerden büyük şehirlere kadar her yerde yoğun bir şekilde FETÖ konusu konuşuldu ve hâlâ konuşulmaktadır. Bütün bu tartışma süreci, örgüt üzerindeki din kisvesini yırtıp atmış olmasına rağmen örgütsel çözülmenin yaşanmamış olmasını izah etmemiz gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın, 15 Temmuz öncesinde dile getirdiği ibadet, ticaret ve ihanet şeklindeki ayırım örgüt üzerindeki din kisvesinin yırtılıp atılmasında etkin bir rol oynasa da örgütsel çözülmenin önünü açamamıştı. Bu, doğal bir durum değildir. Şahsî kanaatimize göre örgütsel çözülmenin yaşanmamış olması örgütü çevreleyen, sarıp sarmalayan, kuşatan başka bir örgütsel ağla açıklanabilir. Bu ağın içerisinde birbirinden farklı gerekçelerle hareket eden birçok kimsenin bulunduğunu söyleyebiliriz. Bu ağ, FETÖ’ye devlet karşısında bir kalkan vazifesi görmektedir. Doğal olmayan durum bunu göstermektedir.

Doğal olmayan durumu izah edebilmek için 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra yaşanan birkaç hadiseyi örnek verebiliriz. Bir ülkeye karşı, bir devlete karşı başka bir ülkenin ve ülkelerin desteğini alarak darbe girişimi söz konusu oluyor, o ülkenin cumhurbaşkanı suikasttan kıl payı kurtuluyor, güvenlik kurumları her türlü operasyona maruz kalıyor, devlet kurumlarını ele geçirenler açıkça millete ölüm yağdırıyor. Diğer tarafta ise o ülkede kontrollü darbe söylemi günlerce tartışma konusu yapılıyor, fiilen darbeye katıldığı yönünde çok güçlü şüpheler bulunan kimseleri savunmak için “adalet yürüyüşü” yapılıyor. Bununla eş zamanlı olarak “mağduriyet” söylemi üzerinden, darbecilerin yargılanma süreci hakkında şüphe oluşması için çok yoğun faaliyetler yürütülüyor. Bununla da darbeci örgüt elemanlarının ilk günlerdeki şaşkınlık ve kaybetmişlik psikolojisini yenmeleri ve adeta saldırıya geçmeleri sağlanıyor. İşte bu; FETÖ’cü örgütsel ağdaki çözülmeyi durdurma ve örgüte karşı devlet kurumlarında oluşan iradeyi sönümlendirme, etkisizleştirme, hedefinden uzaklaştırma faaliyetlerinin organize edilmiş eylemler toplamı olduğunu gösterir.

FETÖ bağlamında olup biten bütün bu karmaşık hadiseler zinciri alışık olmadığımız bir durumun varlığını açıkça göstermektedir. Şimdiye kadar görülen örgüt tiplerinin dışında bir yapılanma söz konusudur. Bu farklılığı gösterebilmek için önceki yazılarımızda mevcut hukukî tanımlarla FETÖ meselesinin anlaşılamayacağını ve buradan hareketle çözülemeyeceğini vurgulamıştık. Tahmin ettiğimiz olumsuzluk hayat buldu ve Yargıtay “sempati duymak” gerekçesiyle bir FETÖ’cünün tahliyesine karar verdi.

Yargıtay kararında “Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir.” deniliyor. Görüleceği gibi FETÖ davalarını ilgilendiren gerekçelendirme mevcut örgüt tanımları çerçevesinde yapılmıştır. Aynı şekilde Yargıtay’ın “Nihai amacı, devletin anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun büyük bir kesimince böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mubah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği göze alındığında” şeklindeki gerekçelendirme yaklaşımı da FETÖ hakkında yeni bir yorum sunmaktan uzaktır. Örgütsel yapıyı “başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi” şeklindeki tanımlama, kamuoyunda oluşan kanaatlerin çok gerisindedir. Bu yapının içinde yer alanların çok uzun bir zamandan beri, sınav sorularının çalınması örneğinde olduğu gibi örgütsel bir şekilde suç işledikleri biliniyorken hâlâ sempati tanımının yapılıyor olması ilginçtir. Sempati, olumlu bir anlam içermekte ve asla FETÖ’nün karanlık yüzünü aydınlatmamaktadır.

Hâlbuki bu örgüt içinde yer alanlar 17-25 Aralık 2013’ten sonra Erdoğan’ın gitmesi gerektiği düşüncesiyle hareket ettiler, ülkemizi darbe ile ele geçireceklerine ve hâkim güç olacaklarına inandılar. Örgütün bu hedefleri gerçekleştireceğine inandıkları için darbeye kadar geçen sürede örgütsel ağ içinde yer almaktan çekinmediler. Sempati duydukları şeylerin din, diyanet, ahlak, eğitim olmadığı çoktan anlaşılmıştı. Kişisel ve örgütsel hedeflere duydukları sempatiyi gizleme gereğini bile duymadılar. Kaldı ki FETÖ’cülük mutlak bir ötekileştirme üzerine kuruludur, örgütle ilişkili herhangi bir kimse örgütsel ağ içindedir ya da ötekidir.

Benzer konular