Erzurum sadece çarşı pazar değil

Cihan Aktaş

İki yılı aşan bir aradan sonra Erzurum’daydım, geçtiğimiz hafta sonunda. Nihayet geldim, diyordum; kendi uzak kaldığım evim gibi, Erzurum. Görmeyeli ilginç gelişmelere sahne olmuş şehir. Daha temiz, güzel, bakımlı. Yakından tanıdığım kültür sanat aktörleri Şehirder ismiyle bir dernek kurmuşlar. Dernek çeşitli yazar ve sanatçıları davet ederek konferanslar düzenliyor. Şehirle ilgili her meseleye uzanıyor ilgileri. Mesela kalenin etrafında gerçekleşecek kentsel dönüşüm projesiyle o civarın turistik bir alana dönüşüp de ıssızlaşması konusundaki endişeleri için bir kamuoyu oluşturmayı başarmışlar. Belediye de eleştirilerini dikkate almış ve kalenin etrafında sıhhileştirme uygulamaları yapılırken yaşayan mekanların korunmasına özen göstermiş. Şehirder, Üç Kümbetler ve Çifte Minare’nin uzamına gölge düşürecek bir AVM’nin yapılmasından vazgeçilmesi konusunda da benzeri şekilde etkili olmuş. Şimdi söz konusu alana, bir kısmı yeraltında ve zemin üzerinde sadece bir kat yükselecek şekilde tasarlanan bir müze ve kültür merkezi yapılacakmış.

Şehirder Başkanı Murat Ertaş, çok dar bir zeminde ve adeta gömü araştırıyormuş gibi çalıştıklarını belirtiyor. Belediye Başkanı Mehmet Sekmen zaten şehri ilgilendiren her konuda eleştiri ve tekliflere açıkmış. Sekmen, daha önce İstanbul Kartal’da belediye başkanıydı. Bunu daha önce Ali Ayçil’le konuşmuştuk. Problemli Anadolu şehirleri için büyük şehir tecrübesine sahip belediye başkanları büyük bir kazanç.

İki yıl içinde bir şehrin kendi içinde geçirdiği yapıcı değişimi sağlayan, halkın şehirle ilgili konularda sorumluluk alacak platformlara kavuşması. Bu konuda verilen emeğin elbette bir arka planı var. Söz gelimi Murat Ertaş, öteden beri şehir veya Medine-i Fazıla üzerine sorgulayıcı yazılar yazan bir edebiyatçı. Palandöken gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı şehircilik yazılarını, “Kendi Kentimi Yazdım” başlığıyla kitaplaştırmış. Erzurum’un kitapsever dostları, hep toplumsal meseleleri dert edinen bir çatı arayışı içinde oldular. www.okumayeri.net sitesinin kurucusu, iki yıl önce Hakk’ın rahmetine kavuşan Vedat Aydın’ın adı geliyor akla elbette, bu konular açıldığında. Tebrizkapı Pasajı’nda bir salonda çeşitli okuma toplantılarını başlatmıştı Vedat, Safahat Okumaları yaptıkları dönemde bir akşam ben de katılmıştım. Onun ve Şahin Torun’un dahil olduğu entelektüel yapılar, Erzurum’u taşra şehri olmaya zorlayan kısır çekişmelere karşı dayanıklı bir koruma sağladı şehir adına. Kuşkusuz akla gelen bu isimlere KİTMAR’ın değerli yöneticisi, yazar Sebahattin Karatepe’yi de katmak gerek.

Erzurum, sohbet şehri. Puşkin’in Erzurum Yolculuğu’nda sözünü ettiği, şairi “Şair, dervişin kardeşidir. Onun ne vatanı vardır, ne de dünya nimetlerinde gözü” diye karşılayan “kuru ve çok konuşkan” ihtiyar, bir kurgu kahramanı değil.

Sadece dinlemek değil, evet, konuşmak; böylelikle sohbet hoş bir etkileşim yaşatarak şehre yayılıyor. Erzurum’a gitmeden hemen önce İstanbul’da düzenlenen “Günümüz İslâm Dünyasında Meseleler ve Çözüm Yolları” başlıklı sempozyumda Mustafa Çetinkaya’ya ait sunumu dinleme fırsatı bulmuştum. “Medeniyet Tasavvuru Çerçevesinde Türkiye Kültür Politikalarına Bakış” başlığını taşıyan sunumunda Çetinkaya, “kent kültürlerinin korunması” bağlamında çeşitli öneriler getiriyor. Akılda kalan önemli önerilerden biri, kamusal katılımın desteklenmesi. Faal katılım kanalları, niteliksel olana doğru bir gelişmeyi getirecektir çünkü. Kültüre ait birçok konunun devlet tekelinden alınarak özerk kurumlara aktarılmasıyla ise faaliyetler daha bir zenginleşerek eser verme yollarını açacaktır.

Şehirder, bu dile gelen önerileri geniş kapsamlı olarak özümsemiş bir ortam sunuyor Erzurumlular’a. Ayrı bir birimde çocuklara yönelik çeşitli eğitim ve faaliyetlere imkân tanıyan neşeli bir atmosfer hazırlanmış. Kültür toplantılarına kadın erkek her kesimden rağbet olduğu fark ediliyor. Kadınların kamusal katılımındaki artıştan, şehir gezisinde yanımda olan genç siyaset bilimci Betül Karakuş da söz etti.

Derneğin konferans salonunda, “Niye bir film izlemek isteriz?” sorusu üzerinden Müslüman toplumların sinemayla ilişkisini açmaya çalıştım. Özellikle çevre ülkelerden gelen “misafir” öğrenciler, ortak sinema mirasımızın sorunları ve ayrıcalıklı birikimleri üzerine katkıda bulundular konuşmama. Çağdaş Türk Lehçeleri bölümünde okuyan Doğukan Taşçıoğlu, Azerbaycan sinemasının zengin birikiminden konu açan Azerbaycanlı öğrenci Aydın Rızayev’e şu soruyu sordu: Sovyet baskısı altında bir ülkede nasıl başarılı bir yerli sinema meydana gelir? Rızayev ise, sinema sanatı alanında gösterilen başarının yönetmenlerin eseri olduğunu belirterek rakamlar verdi. O dönemde çevrilen 100 filmden 13’ü, korku ve baskı özelliklerini yansıtıyormuş. İletişim Fakültesi öğrencisi Tuba Çakan, Mecidi’nin “Cennetin Çocukları” filminden bir ayrıntıdan söz etti. Filmin başkahramanı Ali’nin sürekli su içmesinin bir anlamı var mıydı acaba? Doğrusu dikkatimi çekmemişti böyle bir tekrarlanan sahne. Bir cevap bulamadım doğrusu. Bir rastlantı mı, yoksa su ve “cennet” arasındaki ilişkiye bir gönderme mi…

Bir ara sohbet ettiğim Uluslararası İlişkiler alanında yüksek lisans yapmaya hazırlanan bir genç kız, 15 Temmuz’dan sonra fotoğraf çektirmekte çok sakınımlı davranmaya başladığını söyledi. Güven kaybına uğramış. O aslında göründüğü gibi değil mi? Överken de eleştirirken de bir şeyleri mi örtbasa çalışıyor…

Sahi, 15 Temmuz gecesi ilginç bir tevafuka sahne olmuş şehir. Vali, Jandarma Bölge Komutanı, çevre şehir valileri, bölge üst düzey yöneticileri akşam saatlerinde, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın amcasının vefatı nedeniyle Yakutiye Medresesi önündeki Yakutiye Kent Meydanı’nda kurulan taziye çadırında bulunuyorlarmış. İstanbul’dan darbe haberi geldiğinde Jandarma Komutanı hemen yanında oturan Vali Bey’e, Jandarma Bölge Komutanlığı’na gelen listeyi göstermiş. Üst düzey yetkililerin de devreye girmesiyle darbe girişimi gece 01.00’de noktalanmış.

Dadaşlar diyarından her seferinde yeni ve önemli bilgiler, tecrübelerle dönüyorum. Puşkin’in konuşkan ihtiyar kahramanı, birlikte konuşmanın yollarını arayan her yaşta irfan gönüllüsü orada, “eksik olan şimdi ne?” sorusuna cevap arıyor, birlikte. İçine kapanmaya mecbur edilen bir taşra şehri olmayı kendine yediremiyor, bu yüzden sürekli genişletiyor kültürel çeperini Erzurum.

Benzer konular