Ebû Musa el-Eş’ari (ra)

İslam tarihinin önemli isimlerinden biri olan Ebû Musa el-Eş’ari (ra) o büyük yolculuğunun bugünümüz açısından önem arz ettiğini düşünürüm. Büyük yolculuk tabirini kullanışımın boşa olmadığını, kendisinin hayat hikâyesini okuyunca görebiliriz. Hz. Peygamber’in İslam’a davetine icabet etmek için Yemen’den kabilesine mensup kişilerle birlikte Kızıldeniz üzerinden Mekke’ye doğru yola çıkmış, lakin içinde bulundukları gemi fırtınaya yakalanınca Habeşistan’da deniz yolculuklarını nihayetlendirmek zorunda kalmışlardı. O esnada Habeşistan’a hicret etmek durumunda kalmış Mekkeli Müslümanlarla karşılaşmışlar ve Müslümanlarla ilk temasları böylelikle olmuştu. Habeşistan’da bir süre kaldıktan sonra Hayber’in fethi esnasında muhacir Müslümanlarla birlikte Medine’ye geçmişlerdir.
Ebû Mûsâ el-Eş‘arî Medine’ye vardıktan sonra, Hz. Peygamber’in bütün savaşlarında katılmıştır. Hz. Peygamber onun hakkında, “Allah’ım! Abdullah b. Kays’ın günahını affeyle ve kıyamet gününde ona şerefli ve yüksek bir makam nasip et” diye duada bulunduğu bilinir. Hz. Peygamber’in Arap Yarımadası’nın çeşitli bölgelerine görevlendirdiği zekât görevlileri arasında Ebû Mûsâ (ra) da vardı. Zekât görevlisi olduğu dönemlerde İslâm’ı tebliğ etmiş olması da bir kenara not edilmesi gereken önemli özelliklerindendir.
Hz. Ebû Bekir döneminde Suriye fetihlerine katıldı. Onun devlet adamı olarak bilinir olması ise Hz. Ömer dönemine tekabül eder. İlk olarak Basra’ya vali tayin edildi. Şehirdeki hukukî meselelerin adaletle çözüme kavuşturulmasını bizzat temin etti. Hz. Osman’ın halifeliği döneminde de devlet kademelerinde vazife görmeye devam etti. Basra ve Kûfe’de valilik yaptı. Valilik vazifelerinin sonrasında Kur’ân ilimleri ve fıkıh öğretimiyle meşgul oldu ve pek çok talebe yetiştirdi.
Hz. Osman zamanının sonuna doğru yeniden Kûfe valiliğine getirildi. Halife şehit edildiğinde o, Kûfe valisiydi. Hz. Osman’ın şehadetinden sonraki kargaşa ortamında tarafsızlığını muhafaza etme konusunda oldukça hassas davrandı. Bu dönemde sükûnet çağrılarının dayanağını iki önemli hadis oluşturuyordu;
“Öyle bir fitne kopacak ki, onun koptuğu zaman ayakta duran yürüyenden, oturan da ayakta durandan daha hayırlı olacaktır.”
“İki Müslüman kılıçları ile karşılaşacak olurlar da biri diğerini katlederse, ikisi de cehennemlik olur.”
Toplumu savaş ve fitne konusunda sürekli uyarmasıyla bilinir. Hz. Âişe, Hz. Talha ve Hz. Zübeyr tarafından organize edilen ve Basra’da toplanan gruba karşı halife Hz. Ali’den asker toplama emri geldiğinde emre uymadı. Bu tarın Müslüman kanı akmasına sebep olacağını düşünüyordu. Bunun üzerine görevden azledildi. Ebû Mûsâ Sıffin’de Iraklılar ile Şamlılar arasında meydana gelen büyük savaşa da iştirak etmedi. Çatışmalar sonrasında barış yoluna gidilmesi kararı alınınca, Iraklılar ancak Ebû Mûsâ’nın hakemliğine razı olacaklarını açıkladılar. Hz. Ali de onu kendi temsilcisi olarak tayin etti. Hakemler arasında yapılan ilk görüşmeler sonrasında savaş durduruldu ve anlaşmazlıkların giderilmesine yönelik olarak çalışmaların sürdürülmesi kararı alındı. Sıffin savaşından bir yıl sonra gerçekleştirilen ve İslam tarihine ‘Hakem Olayı’ olarak geçen görüşmeler için Ebû Mûsâ ile Şamlıların temsilcisi Amr b. el-Âs bir araya geldiklerinde, Hz. Ali’yi halifelikten azletmek ve Muâviye’yi de bu görevden uzak tutmak, yeni halifenin seçimini de şûraya bırakmak konusunda anlaştılar. Alınan kararı ilk önce Hz. Ali’nin temsilcisi Ebû Mûsâ açıkladı. Söz sırası Amr’a gelince o ise Hz. Ali’yi kendisinin de azlettiğini, fakat bu makama Muâviye’yi atadığını ilan etti. Anlaşmaya aykırı olarak duyurulan bu karara Ebû Mûsâ itiraz etmiş, ancak Şamlıların Muaviye’yi halife ilan etmelerinin önüne geçememiştir. Ebû Musa Hakem olayında yaşananlar dolayısıyla çok sert bir biçimde eleştirilmiştir. Bu hadiseden dolayı son derece üzülen Ebû Mûsâ siyasî hayattan tamamen çekildi. Kendisine bu konuda yapılan yeni davetlere de icabet etmeksizin ömrünün geri kalan kısmını Mekke’de uzlete çekilerek geçirdi.
Kur’ân ilimleri ve tefsirdeki derinliği kadar fıkhî konulara da vakıf olan Ebû Mûsâ, Hz. Peygamber hayatta iken fetva veren birkaç sahabe arasında sayılmıştır. Halifeliği esnasında Hz. Ömer’in yargılama hukukuyla ilgili olarak, Basra valiliği esnasında Ebû Musa’ya gönderdiği mektup, İslâm hukuk tarihinde mühim bir yere sahiptir. Hz. Ömer mektubunda hâkimin tarafsızlığı, tarafların delil getirme yükümlülüğü, barışma, hâkimin hatalı karardan dönmesi gibi yargılama hukukunun temel meselelerine temas etmiştir. Ayrıca Kitap ve Sünnette bulunmayan hususlarda kıyasa başvurulması konusu üzerinde durulmuştur. Hz. Ömer’in bu mektubu daha sonraki dönem İslâm hukukçuları tarafından yargılama hukukunun esasları konusunda önemli bir referans olmuştur. Uzun yıllar devletin en önemli görevlerinde bulunmuş, pek çok fetihler sonucunda zengin ganimetlerden pay almış olmasına rağmen zengin bir hayat yaşamamış, hiçbir zaman da dünya malına iltifat etmemiş, Hz. Peygamber döneminde yaşadığı sade hayatın vefatına kadar sürdürmüştür.
Buraya kadar yazdıklarımı ve elbette çok daha fazlasını İslam tarihçilerinin çalışmalarından okuyabilirsiniz. Ben de, okuduklarınızı, büyük ölçüde İslam Ansiklopedisi (Yaşar Kandemir Hoca) ve Prof. Dr. Adem Apak’ın metinlerinden istifade ederek kaleme aldım.
Bu güzel insanın hayatından bana kalanlar ise şunlar oldu;
1Arayışının bir sonucu olarak çıktığı büyük yolculuk sonrasında kendisine nasip olan Müslümanlığının hakkını vermiş olması en çok göze çarpan özelliğidir.
2Dünya malına meyletmemiştir.
3Kur’ani ilimler ve İslam’ın dünya üzerinde kendisine yaşam alanı bulmasını teminen fıkıh alanında derinlemesine bir biçimde ilmin peşine düşmüştür.
4İlminin hakkını, öğretmenlikle ve ilmiyle amel ederek verme derdine düşmüş önemli bir insandır.
5Vazifelerinden azledilme, tenkit edilme, yalnız kalma pahasına da olsa daima adil olmayı tercih etmiştir.
6Müslümanların birbirleri ile savaşlarında taraf olmayı seçmek şöyle dursun onların birbirleriyle savaşmalarını hiçbir zaman arzu etmemiş ve tasvip etmemiştir.
7Kendisine ihtiyaç duyulduğunda görünür alanda inisiyatif almaktan kaçınmamış, gerektiğinde de görünür alandan çekilmesini bilmiştir.
8Hakem Olayı esnasında gerçekleşen ve hiç de adil bulmadığı bir uygulama sonrasında, Müslümanların bir kısmının kandırılmış olmasını içine sindirememiş, İslam tarihinin belki de en büyük devlet adamlarından olmasına rağmen, siyasetten uzaklaşarak uzlete çekilmeyi kendisi için bir vazife bilmiş ve bu vazifenin de hakkını vermiştir.
Yaşadığı toplumun önüne düşmüş bir isim olması hasebiyle, hiçbirini ayırt etmeksizin şu duayla bitireyim yazımı;
Allah, bugün, toplumun önüne düşmüş Müslüman önderlere de böylesi bir hayat nasip etsin inşallah.
Amin.


Yazarın diğer yazılarını görüntüle:

Benzer konular