Diyagonal İlerlemeci Yüksek Astrofizik ve Nörobilişsel Etkileşimler Topluluğu

Turgay Bakırtaş

“Robotumuz yok kardeşim robotumuz, millet neler yapıyor öyle ya, mahvolduk robotsuzluktan, iki tane yapay zekâlı bilgisayar yapmaktan aciziz, böyle olmaz.”

İbrahim Tatlıses’in oynadığı bir filmdeki meşhur “Ben çocuğuma flüt alamayacak mıyım, kaç para ulan bir flüt!” isyanını hatırlatan bu sözleri hemen her gün görmekten, okumaktan, duymaktan usandım artık. Dünyada sadece birkaç ülkenin sahip olduğu teknolojik üstünlüğü Türkiye’nin “geriliğinin” nişanesi sayarak girişilen dolaylı muhalefet çabaları kabak tadı vermeye başladı. Kaldı ki bu alanlarda körebe de oynamıyoruz; bir ABD ya da Japonya seviyesinde değilsek bile yatırımlarımız var, ciddi bir gayret söz konusu. Amatörce bir heves ve kısıtlı bilgiyle hurdadan topladığı malzemelerden “icadını” yaratan birkaç saf Anadolu insanının çabasıyla dalga geçmek bu gerçeği gizlemiyor.

Teknolojide, uzay bilimlerinde bir dünya devi değiliz elbette. Futbolda ve akademide olmadığımız gibi. Yine de kimse futboldaki perişan halimize bakıp memleketin geleceğine dair karamsar tablolar çizmiyor. Hâlbuki robot öyle değil, o bizim tek geleceğimiz. İşimizi gücümüzü bırakıp robot yapmalıyız, Kuzey Kore’nin dağı taşı silahla donatması gibi memleketin tüm mağaralarını, ormanlarını, sahillerini birer yapay zekâ üssüne çevirmeliyiz. Kurumlarımız da bundan nasiplenmeli, icap ederse kaldırılıp yeniden kurulmalı!

Bu fetişist yaklaşım, mevcut ideolojik körlükleri de kaşıyarak tuhaf sorunlara yol açıyor. Gereksiz ve alakasız kıyas yapmak gibi. O kadar gereksiz ve alakasız ki insan başta ne diyeceğini bilemiyor; şaşkınlıkla bir “Nasıl yani” çıkıyor ağzından, “Bu kadar da aptal olamazsınız değil mi?”

Oluyorlar efendim, tahminimizin de ötesinde aptal olabiliyorlar. Yoksa neden aylardan beri kafayı Diyanet’in fetvalarına takarak kendilerini rezil etsinler ki? Neden bir meselenin dini hükmünün tartışılmasını uzay araştırması yapmakla kıyaslayıp “boş işlerle uğraştığımızı” söyleyip dursunlar ki?

Bir değil üç değil beş değil ama ucundan tutalım meselenin. Aşağıdaki haber, 20 Ekim 2016 tarihinde Diken.com’da yayınlandı:

“Bursa’da meydana gelen trafik kazasında sekiz aylık hamile kadın hayatını kaybetti, bebekse kurtarıldı. Bebek için anne sütü kampanyası başlatıldı. Hastaneye çok sayıda anne sütü gönderildi. Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan ise ‘Süt kardeşler kayıt altına alınsın’ uyarısı geldi. Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi Ahmet Yaman, süt bağışı yapılan bebeğin ileride evlenmesi muhtemel kişilerle akraba olması ihtimali bulunduğunu belirtti ve süt kardeşlik bağlarının kayıt altına alınmasını istedi.”

Gördüğünüz gibi haberin içeriğinde sorun yok. Fakat başlık evlere şenlik: “Diyanet’in derdine bak!” İşbu haber portalının editörüne göre Diyanet boş işlerle uğraşıyordu; o sıralarda Suriye’de yürütülen Fırat Kalkanı Harekâtına komuta etmesi gereken bir kurumun çocukların süt kardeşlik bağıyla uğraşması akıl alır gibi değildi!

28 Kasım 2017 tarihli bir başka haber de BirGün gazetesinden:

“Bitcoin ve Ethereum gibi sanal paraları yatırım amaçlı almak caiz midir şeklinde sorulan soruya Diyanet İşleri’nden cevap geldi. Verilen cevapta kripto paraların merkezi bir otoriteye sahip olmadığına ve bu yüzden devlet teminatı altında olmadığına dikkat çekilirken, değer kazanıp kaybetme konusunda spekülasyonlara açık olması ve kara para aklamak için kullanıldığı gerekçesiyle şu aşamada ‘dinen uygun olmadığı’ belirtildi.”

Bu metnin başlığı ne dersiniz? Sıkı durun: “Diyanet Bitcoin’e de el attı”. Yani diyor ki “Her şeyi hallettin bir bu kaldı.” Sosyal ilişkilerimizle ilgili bir fetvadan sonra “Millet aya gidiyor abi aya, bırakın bunları”, kamuoyunun gündemini meşgul eden aktüel bir mesele hakkında fetva verilince “Ya bir dur anlamadığın etmediğin işler, sana mı kaldı bunun hakkında konuşmak.”

Kafanız yeterince karışmamıştır diye, bu kez SoL gazetesinin 28 Kasım tarihli nüshasından bir haber paylaşayım:

“AKP döneminde etkinliğini artıran ve toplumun hemen her alanında dini referanslı uygulamalara imza atan Diyanet İşleri Başkanlığı, ‘boşanma’ ile ilgili sorulan soruya skandal bir yanıt verdi. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu’nun internet sitesinde yer alan ‘Fetva Usulü’ bölümüne yöneltilen, ‘Boşarım demekle boşanma meydana gelir mi?’ sorusuna, ‘Boşama, kişinin eşine söylediği, ‘Boşsun’ gibi boşama iradesini ortaya koyan ifadelerle ya da mahkemenin kararıyla gerçekleşir’ yanıtının verildiği ortaya çıktı.”

Gördüğünüz gibi mesele başka bir boyuta taşındı. Bu kez Diyanet’in neyle uğraşıp uğraşmadığı değil, verdiği fetvanın ne büyük bir “skandal” olduğu dikkatimize sunuluyor. İnsan bu haberi okuyunca, SoL editörlerinin bir fetvanın “saçmalığını” bilecek kadar İslami ilimlere hükmedebildiğini görüp neşe doluyor.

Tüm bunlar beni şu fikre götürüyor: Diyanet, ismini “Diyagonal İlerlemeci Yüksek Astrofizik ve Nörobilişsel Etkileşimler Topluluğu” yapsa, yalnızca bilim insanları istihdam etse ve laboratuvarlar kursa, roket yakıtı üretse, kuantum fiziği alanında yarışmalar düzenlese bu arkadaşlar yine memnun olmayacak, “Senin ne işin var buralarda” diyecekler. Öte yandan Diyanet asli işini yapmayı sürdürse, “Kurban kesmeden önce yerine getirilmesi gereken yükümlülükler” üzerine bir açıklama yapsa, bu kez de “Abi Amerikalılar laboratuvarda bitki lifinden et üretiyor bizim hocaların kafayı taktığı şeye bak” diyecekler.

Hâsılı, bağcıyı dövmek için silahlar kuşanmış bir topluluğa ne kadar üzüm gösterirseniz gösterin faydası yok. Yolumuz belli, başımızı çevirip usul usul yürüyelim şimdi.

Benzer konular