Demirtaş’ı komutsuz bırakma Allah’ım..

Turgay Bakırtaş

 

Babama bir ara yazılarımın yer aldığı çeşitli dergileri göstermiştim, o da “Demirtaş’a niye bu kadar yükleniyorsunuz” diye sormuştu; “Yahu bu adam gariban bir elçiden başka şey değil, örgütün istemediği tek söz söyleyemez. Örgütün amaçlarıyla, menfaatleriyle çelişecek tek bir adım atamaz. Direkt olarak örgütün sesidir, şahsına yüklenmenin hiçbir anlamı yok.”

Babamın bu son derece yerinde tespitlerine katılmakla birlikte, küçük bir açıklama yapmıştım ben de:
“Demirtaş’ın özgür bir birey olmadığını, örgütten bağımsız hareket edemediğini elbette biliyorum. Ama bu basit gerçeğin farkına varamayan, varsa da görmezden gelen yüz binlerce insan var, onları kendi halinde bırakmak, uyarmamak olmaz.”

7 Haziran seçimlerinden sonra o uyarıları yapmadığım bir tek gün bile olmadı. Hem sosyal medyada, hem de matbuatta ağzından girip burnundan çıktım HDP liderinin.
Uzatmayayım, işte o Demirtaş, 7 Haziran’da barajı aşmanın getirdiği gazla gevşek gevşek “Yav korkma Erdoğan yeaav, seni asmiyciiiz, adilce yargılıyciiiz ehehe” diyerek 3-4 ay dolaştıktan sonra, 1 Kasım’da dersini almıştı (Daha doğrusu ben öyle zannediyordum). Bir süre ortalarda görünmeyen, göründüğünde de Türkiye’ye açıkça düşmanlık eden Rusya’ya öpücük göndermekle meşgul olan Demirtaş, tekrar ortadan kaybolup döndüğünde, uzun süre “komutsuz” kalmanın verdiği gerginlikle sağa sola saldırdı.
Önce Ahmet Hakan’a girişti HDP lideri. Aylar boyunca HDP’ye en büyük desteği veren Doğan medya grubunun, kendisini parlatan yıldız yazarına küsmüştü Demirtaş. Ahmet Hakan’ın dozu giderek artan PKK karşıtı yazıları karşısında ne yapacağını bilemedi ama sonunda inanılmaz yaratıcı bir teori geliştirdi: “Ahmet Hakan iktidar yalakasıdır!”
Beklediği komutları göndermeyen terör örgütünün günden güne daha da huysuzlaştırdığı Demirtaş, Ahmet Hakan’a geçiremediği dişini bir de şovmen Beyaz üzerinde denedi. Türkiye’nin en demokratik partisinin eş başkanı, Kanal D’nin siyasetle hiç işi olmayan programcısına taktı kafayı, onu “devlet terörüne destek olmakla” itham etti.
Komutsuz uyandığı her sabah, sahnede elini kolunu nereye koyacağını bilemeyen acemi tiyatrocular gibi stresini ve heyecanını bastıramıyordu Demirtaş. Çok da gözden uzak kalmamak adına, son bir umut, kendine gazeteci diyen” uzaktan cemaat destekli” bir soytarının vaktiyle sırf suyu bulandırmak için öne sürdüğü “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üniversite diploması sahte” zırvasına sarıldı.

Bu satırları kaleme aldığım şu an, PKK’nın Diyarbakır Çınar’da polis lojmanına saldırıp aralarında çocuklarında bulunduğu sivilleri öldürmesinin üzerinden 36 saat geçti. Demirtaş’tan tık yok, ağzını bile açmadı. Çünkü “komut sistem ekranı” bembeyaz. Gergin bekleyiş sürüyor.

Amokachi’nin muazzam donu

Gerçek Hayat’ın 794. sayısında yer alan “Bir şeyler söyle Zizek” başlıklı dosya için araştırma yaparken, ünlü filozofla Türkiye’de gerçekleştirilmiş röportajları da okudum. Onlardan birinde söyleşiyi yapan gazeteci, Zizek’in barda kola içtiğini yazdığı cümleye küçük bir açıklama iliştirmişti: “Bildiğiniz gibi kendisi alkol kullanmıyor”. Normalde yerden yere vurma niyetiyle yola çıktığım Zizek’e, bu bilgiyi görür görmez gayriihtiyari sempati duydum.

Sloven düşünürün İslam’la hiçbir ilgisi yok (en azından şimdilik). Ayrıca kendisini az olsa marjinal biliriz. Ama tüm bunlar, bir anlığına da olsa kendisine yakınlık hissetmeme, “Ulan helal olsun be” dememe engel olmadı.

Yıllar önce, yaz tatili için Trabzon’a, köyüme gitmiştim. Bir akşam, Beşiktaş-Trabzonspor maçını izlemek için köy meydanındaki kahvehaneye indim. Orada bir amca, Beşiktaşlı Daniel Amokachi’ye hayranlıkla bakıyor, “La habu gara uşağun muazzam doni var” diyerek tebessüm ediyordu. Kastettiği, Nijeryalı oyuncunun dizine dek uzanan “İslami ölçülerdeki” şortuydu. Amca bu görüntüyle çok ama çok mutlu olmuştu.

Müslümanlar genel olarak böyledir; ideolojisi, kimliği, geçmişi ne olursa olsun, isteyerek ya da istemeyerek yapsın, “Müslümanca” davranış sergileyen herkese yakınlık hissederler. Anadolu insanının, vücudundaki onlarca dövme ve sıra dışı kıyafetleri yüzünden normalde “zibidi” diye anacağı Athena’dan Gökhan’a böylesi teveccüh göstermesinde, ünlü müzisyenin abdest alırken çekilen fotoğraflarının etkisi küçümsenemez, örneğin.

Düşünüyorum da bu kadar naif bir hassasiyete rağmen her kim bu halk tarafından sevilmiyorsa hakikaten büyük iş başarıyor. Amokachi’nin “muazzam donundan” bile etkilenen insanların gönlüne girememek hiç kolay değil çünkü.

Tarih yazarları için ‘1128 akademisyen’ olayı

Üç-dört farklı isme atfedilen meşhur bir söz var: “Tarih yoktur, tarihçi vardır.” Birçok olayı, ona tanık olurken dahi onlarca farklı ağızdan onlarca farklı yorumla duymaya başladığımızdan beri tarih kitaplarının üzerindeki şüphe gölgesi daha da koyulaştı.

2194 yılında yaşayan bir tarihçi mesela, bugüne baktığında ne görecek? Cemaat olayını Zaman’dan, Gezi Parkı’nı Hürriyet’ten mi okuyacak? 2194 yılının bilgiye aç hevesli talebeleri yaklaşık 180 sene önce ülkeyi bir diktatörün yönettiğini mi düşünecek?

İşimi şansa bırakmak istemiyorum; olur da gelecekte “Türkiye’de muhalefet tarihi” başlıklı bir çalışma hazırlayan araştırmacılar çıkar ve 2016’nın hemen başında cereyan eden “1128 akademisyenin imzaladığı bildiri” olayını incelerlerse, buyursunlar yazımı referans göstersinler. Gerçi o zamana nasıl bir namım kalır, daha doğrusu bir namım kalır mı bilmiyorum. Yine de umutsuz olmayacağım:

“Sevgili tarihçi, 12 Ocak 2016’da yayınlanan, yurtiçi ve yurtdışından toplam 1128 akademisyenin imzaladığı bildiriyi senin değil, ‘Türkiye’de sinsiliğin tarihi’ni çalışan arkadaşının kullanması gerekiyor. Çünkü ortada tam manasıyla bir sinsilik var. Bir terör örgütü olan PKK’nın (Bak bunu da not al, Cumhuriyet gazetesine aldanıp adamları yerden izmarit toplayan ekolojik barış topluluğu zannetme) doğudaki şehirlerimizi yakıp yıkmasına müsaade etmeyen güvenlik operasyonlarını eleştirip, devleti ‘binicem üstüne vurucam kırbacı vurucam kırbacı’ diyen dombili çocukla aynı kefeye koyan bu akademisyenler halkı kandırıyorlar. Günümüzün iktidarına olan dipsiz ve temelsiz nefretlerinden dolayı, onun karşısında şeytan bile olsa ittifak etmeye ant içtikleri için, şeytandan beter kişi ve kurumlarla saf tutmaktan çekinmiyorlar. Aman diyeyim ciddiye alma, sakın, babana rahmet, ölmüşlerinin ruhu için!”

Benzer konular