Deizm virüsü!

Son senelerde bazılarının deizm (ilâhçılık) tellâllığı yaptığını müşahede ediyoruz. Kimileri, deizm reklâmı yapıyor, böylece kendi din aleyhtarlığını gizleyerek din düşmanlığı yaymaya çalışıyor. Kimileri deizm yeni keşfedilmiş gibi ona sarılıyor. Kimileri de özenti içinde “deist” olduğunu söylerlerse itibar göreceklerine inanıyor. Bazıları da kendi inançsızlıklarını Kur’an ayetleriyle meşrulaştırmayı, Kur’an’ı ilahçı anlayışlarına mesned yapmayı yeğliyor.

İlâhçılık mı yaradancılık mı?

Önce şunu belirtelim ki, bir kısım felsefeciler, deizmi “Yaradancılık” kelimesiyle karşılıyorlar. Bize göre bu fevkalade yanlıştır. Neden yanlıştır? Çünkü deistlerin ilâh olarak inandıkları şey, yaratma ve âlemi idare etme gücüne sahip değildir. Bu sebeple biz onu “ilahçılık” ile karşıladık ve felsefe sözlüğümüzde de böyle kullandık. Zira onların ilah edindikleri şey bizim iman ettiğimiz Allah’ımızla alakası yok.

Deizm nedir?

Deizm, vahye dayanan Allah inancını reddeden, tanrının âlemin dışında değil içinde olduğunu kabul eden, insanın tabii melekelerinin verilerine dayanarak mahiyeti tam olarak belirlenememiş bir üst varlığı kabul eden felsefe. Deizm, “varlığı akılla bilinen ve âleme karışmayan tanrı anlayışı”na dayanan yarı dinî-felsefî bir öğretidir. Deizm, Latince tanrı anlamına gelen “deus” kelimesinden gelmektedir. Deizm’de tabiî bir tanrının varlığına inanılır, ama peygambere, vahye, kitaba, ibadete ve herhangi bir dine inanılmaz.
“Tanrıya saygı duyun, fakat dinle savaşın, onunla mücadele edin” sözünü ilke haline getirmişlerdir. Deizmde “tabiî din” adıyla sırf felsefî bir din kabul edilir. Deistler âhiretin varlığını, ruhun ebedîliğini, ahlâkî fiillerin cihan çapında olduğunu kabul etmezler. Nitekim A.Einstein, ölmeden bir sene önce yazdığı ve Allah’ın varlığını reddeden mektubunda inkar ettiği Allah’ın yerine “çok yüksek bir kozmik akıl”ın varlığını koymak ihtiyacını duymuştur.

Deizmde yaratmaya inanan filozofların yaratma anlayışı, teizmdekinden farklıdır. Çünkü bunlar, yaratmayı olmuş bitmiş bir iş gibi görürler. Aslında deistlerin yaratma hakkındaki görüşlerinde de farklılıklar vardır. Pascal “Pensées”lerinde deizmin ve ateizmin dinler için büyük birer felâket olacağı fikri üzerinde durmuştur. Gerçek deist, dinî inanca dayanan fiillere faydasız, uydurma ve sahte fiiller olarak bakarlar. Teizmde ise yaratma eylemi süreklidir ve her an devam etmektedir.

İlâhçılık (deizm) iki temel ilkeye dayanır

İlki: Bir tanrı vardır, ama kâinata hiçbir müdahalede bulunmaz (Aristo’nun tanrısı gibi).

İkincisi: Akla ve bilime duyulan büyük güvenle var olan evren kendi kanunlarına göre işler. Deizm, tabiat hâdiselerini maddeye bağlamaktadır ve bu anlayışıyla o, maddeci felsefeye yaklaşmaktadır.

Deizm, Rönesans’ta biraz rağbet görmüş ise de gerçekte 17 ve 18. yüzyıllarda gelişme imkânına kavuşmuştur. Katolik kilisenin her şeye müdahale etmesine karşı, âleme karışmayan pasif bir tanrı fikri bir kısım aydınlara en büyük sığınak olmuştur. Bu bakımdan kilisenin taassubunun kırılması, baskısının azaltılması hususunda önemli rolü olmuştur. Aynı zamanda batı dünyasında Hristiyanlık ve Yahudiliğin dışındaki dinlere ılımlı davranılmasında da etkili olmuştur. Mesela; bir deist olan Voltaire, “Kiliseyi eziniz – Ecrasez l’Eglise” derken İslam’ın bazı özelliklerini de övmek ihtiyacını duymuştur. Hatta diğer deistlerden farklı olarak kendi “Felsefe Sözlüğü”nde “Güneşten ışınların çıktığı gibi ahlâk da Allah’tan gelmektedir” diyerek diğer deistlerden farklı olan anlayışını belirtmiştir.

İlâhçılığın çıkmazları

Kendisine karşı olan akımlara çeşitli eleştiriler yönelten deizm, birçok problemin içinden çıkamamıştır. Meselâ; kâinata karışmayan tanrı, kâinatı bilmekte midir? Kâinatta tasarruf yetkisi ve etkisi olmadığına göre bu tanrı güçlü müdür? Dolayısıyla deizm, tanrının bilgisi, kudreti, gücü, iradesi, merhameti, sevgisi ve âdaleti hakkında hiçbir şey söyleyememiştir. Aklî ve dinî bilinci tatmin edememiştir.

Mesele nereye dayanıyor?

“Allâme-i küll” olarak kendisini tanıtan birisi, bu konuda yazdığı kitabında dönüp dolaşıp kendi ilâhçı/deist anlayışını Kur’an-ı Kerîm ayetlerine dayandırmaya çalışmış. En büyük dayanak noktası olarak “Mâûn” suresini seçmiş. Sanki bu sure, dini yalanlayanları, yetimi itip kakanları, yoksulları doyurmaya teşvik etmeyenleri, bu halleriyle namaz kılıp da kıldıkları namazdan haberdar olmayanları, onların aslında gösteriş yaptıklarını ve zekâta (hayır işlemeye) mâni olmalarını ayıplamıyor da onları takdir ve teşvik ediyormuş! Kur’an, bu tarz düşünüp böyle yapanların affedilmeyip cezalandırılmayacağını bildirirken bizdeki deistler kendilerine buradan destek çıkarmaya yelteniyorlar. Boşa çalıştıklarının farkında bile olamıyorlar.

Bunlara göre Kur’an, deistleri cehennemde yanmaktan kurtarasıymış! Kendilerini Allah yerine koyup münkirleri, münafıkları Allah’ın cezasından kurtaracaklarını sanıyorlarsa aldandıklarını da elbette anlayacaklar, üstelik üstlerine gelecek cezayı da savamayacaklar.

Kur’an’da o kadar çok ayet var ki bu ayetler, Allah’a inanıp da, Peygambere, kitaba, İslâm’a itibar etmeyenlerin nasıl şiddetli bir azaba maruz kalacaklarını bir bir açıklıyor. Görmeyenlere değil, görüp de ayetleri tahrif edenlere, onları inkar edenlere de o azaptan büyük birer nasip vardır.

Meselâ “Ayetlerimizi boşa çıkarmaya çalışanlara gelince, onlar da azapla yüz yüze bırakılacaklardır”(Sebe’, 38) ayeti başta olmak üzere pek çok ayet, onların saptırmalarının mukabilini ve Kur’an’ın, o saptırmalarına alet edilemeyeceğini apaçık göstermektedir. Tabii ki Mü’min akla sahip olanlara göstermektedir. (Bakınız: Ankebût 2, Bakara 119 Câsiye 423-24, Âl-iİmrân 77 ve 105)

Şimdi sorup-cevaplayalım

Kur’an, deistler gibi tabiatı ve tabiatçılığı mı öne çıkarıyor? Maddeci görüşlere kapı mı aralıyor? Ruhun ebediliğini mi inkâr ediyor? Ne idüğü belirsiz bir ilahın varlığını mı telkin ediyor? Aile hayatını zaafa mı uğratıyor? Küllî bir ahlâkın ilkelerini mi ortadan kaldırıyor? İnsanların inançsız, sürüler gibi yaşamasını mı telkin ediyor? Yoksa insanların Allah’ın kulu olarak kardeş olmalarını ve öylece yaşamalarını mı istiyor?

Hâşâ! Kur’an ne deizme, ne ateizme, ne de başka bir akıma mesnet olabilir. Deizm, ne Kur’an’a dayandırılabilir, ne de Kur’an’dan sapkınların saptırmalarına malzeme çıkarılabilir! Bu ilâhî ve ebedî hakikati herkes zihnine kazımalıdır. Yoksa ilâhî hakikatları saptırma gayretinde olanların dünyaları da ahiretleri de berbâd olur! 