Böyle bir yar bulsam ben hayır demem

Turgay Bakırtaş

kasetlerOlacak O Kadar programının hayatımızın en büyük eğlencelerinden biri olduğu yıllarda, Levent Kırca’nın canlandırdığı tiplemelerin en meşhurlarından biri Küçük Hüsamettin’di. Çıkış noktası isminin başında “Küçük” sıfatı taşıyan çocuk şarkıcılar olan bu karakterin çok da hastası değildim açıkçası. Hayranı olduğum, o karakterin “playback” marifetiyle söylediği şarkının gerçek sahibiydi. Ne var ki şarkının sahibine dair en ufak bir bilgi yoktu.

Küçük Hüsamettin’le özdeşleşen, okuyanın sesine hayran kaldığım şarkının sözleri şöyleydi:

“Saçları simsiyah gözleri mavi / Kaşları bir keman dişleri inci / Olmasın dünyada eşi benzeri / Böyle bir yar bulsam ben hayır demem”

Böyle bir yar bulsam ben de hayır demezdim ama sorun o değildi. Sorun, bu şarkıyı kimin söylediğiydi. Gelin görün ki o zamanlar bırakın interneti, çoğu evde sabit telefon bile yoktu. Şarkının kime ait olduğunu bulmak için şahsi çabalarımla yetinmek zorundaydım.

Hani kimin şarkısı olduğunu yazarlar da uğraşmam diye lanet programın bitiş jeneriğini kaç kez dikkatli gözlerle izlediğimi sormayın. Ama ne çare… Ne şarkıya, ne şarkıcıya ait herhangi bir bilgi vardı ortada.

Bir gün, “Ya nasip ya kısmet” diyerek mahallemizin kasetçisinin yolunu tuttum. O zamanlar kasetçi dükkânları kadar büyülü bir dünya bilmiyordum. Camlarında haftadan haftaya değişen rengârenk afişler, kapı önündeki kocaman hoparlörlerde yeni çıkan albümlerden şarkılar, elimizde karışık kaset listeleriyle hayran hayran baktığımız ithal müzik setini bir uçak kullanıyormuş edasıyla kurcalayan kasetçi… Girdim içeri, utana utana, sesim çıkmayarak sordum: “Abi böyle böyle bir şarkı var biliyor musun?” Anlamıyor herif, biraz mırıldanmamı istiyor. Allah’ım, utançtan yerin dibine gireceğim ama bir yandan da o şarkıyı bulmak istiyorum. Ezilip büzülerek başladım okumaya: “Saçla… simsi… gözle… ma…” Küçük Turgay olmak gibi bir hayalle yaşamadığımdan bu çabam işe yaramadı tabi; utangaç mırıldanmalarım kasetçinin anlamaz suratına çarpıp geri döndü: “Duyamıyorum, biraz daha yüksek sesle oku”. Sinirlendim, “SAÇLARI SİMSİYAH GÖZLERİ MAVİ ULAN!”

Ne yaptıysam, şarkıya dair herhangi bir bilgi edinemedim. Sonunda da pes ettim.

Aylar sonra bir gün, Olacak O Kadar başka bir kanala geçti de jenerikte mi gördüm, yoksa bir gazetede mi rastladım hatırlamıyorum, şarkının Orhan Akdeniz’e ait olduğu bilgisine ulaştım. Dünyalar benim olmuştu. Ertesi günü zor edip, sabahın köründe topuklarımı kıçıma vura vura kasetçiye koştum ve “Ağbiiii! Orhan Akdeniz ağbiiii!” diyerek içeriye daldım. Ama sonuç hüsrandı. Kasetçi bırakın Orhan Akdeniz’in kasetini bulundurmayı, adamın kim olduğunu bile bilmiyordu. Başka kasetçilere gittim, aradım taradım yok. Kemal Sunal’ın Atla Gel Şaban filminde “Şiki Şiki Baba” kaseti arayan adamlar gibi inat ettim, Güngören’den Bakırköy’e gidip uzun uzun dolaştım ama o da işe yaramadı; aradığım kasetin izine dahi ulaşamadım. İkinci kez umutsuzluğa düşmüştüm ve bu kez yapacak bir şey yoktu. Orhan Akdeniz benim için bir hayaletti artık; bir sır, bir gizem, bir muğlaklıktı. Gerçekten yaşayıp yaşamadığından şüpheye düşmüş, Levent Kırca’ya içimden sövmeye başlamıştım.

Aradan yine aylar geçtikten sonra, Kurban mı yoksa Ramazan mı hatırlamadığım bir bayramın arifesinde, bayramlık kıyafet alışverişi için o yılların gözde piyasası Aksaray’ın yolunu tuttum. Tek başıma yorgun argın dolaşırken, İSKİ binasının yan sokağında kaldırıma branda sermiş seyyar bir kasetçiye denk geldim. Seyfi Doğanay, Vahdet Vural, Hüseyin Altın gibi “underground” arabeskçilerin öldürmez süründürür kasetlerini satan işportacılardan biriydi. Tezgâha öylesine göz gezdirirken, bir benzerini Howard Carter’ın Tutankamon’un mezarını keşfettiğinde yaşadığına inandığım delice bir sevince kapıldım. Gözlerimi diktiğim kasetin üzerinde “Orhan Akdeniz” ismi parıl parıl parlıyordu. Öyle herhangi bir kaset de değildi üstelik, içinde “Ben Hayır Demem” vardı!

Günlerce dinledim albümü. Diğer şarkılarını çok sevmedim ama (“Endişem Var” hariç) “Ben Hayır Demem”i 60’lık bir kasetin iki yüzüne de çekip notalarına dek ezberledim. Zamanla hepsi unutuldu tabii. Yaklaşık yirmi senenin ardından, “Yahu vaktiyle Küçük Hüsamettin’in söylediği bir şarkının peşine düşmüştüm, kimindi o acaba” diye aklıma takıldı yeniden. Ama bu sefer Google vardı. Sözlerini yazdım, “Orhan Akdeniz” dedi. “Eyvallah” dedim.

Benzer konular