Bir kültür başkenti Filibe

Eski şehirlerin her zaman daha cazibeli bir tarafı olmuştur hep, insanı kendine çeken bir ihtişamı vardır. Tarihiyle birlikte hem şehri gezersin hem de derinliklerinden akarak eskiye gidersin. Osmanlı’nın güzel Filibe’si, bugünkü adıyla ise Bulgaristan’ın ‘Plovdiv’ şehri 2019 Avrupa Kültür Başkenti seçilmiş.
Genelde Türkiye için Üsküp neyse biliriz ki Filibe’de odur. Kerkük gibi, Musul gibi, Halep gibi, Kudüs-ü Şerif gibi, Saraybosna gibi ismi geçtiğinde bir yürek sızısı sarar bedeni.
Hepsinin hikâyesi ayrıdır, ama ortak bir noktada birleşirler çok kere. Eskidirler, bizdendirler gönül coğrafyamızın birer gönül durağıdırlar. Bu şehirlerden geçerken bir kapıyı çalsak içinden muhabbet akacak kardeşlerimiz vardır. Osmanlı devleti fethettiği hiç bir şehri talan etmemiş, tam aksine medeniyetin en âlâsını var etmiştir onda.
İşte böyle şehirlerden biridir Filibe… Kültürlerin harmanlandığı farklı renkleri içinde barındıran bir şehirdir. Makedonyalı Büyük İskender’in babası II. Filip burada doğmuş, bu nedenle buraya Filibe denmiştir. Kıyısından Meriç geçer, sonra gider Edirne’ye uğrar, ardından Ege’ye akar.
Geçen yılın Kasım ayında Yahya Kemal Beyatlı’yı anma sempozyumunda Beyatlı’nın hayatına etki eden şehirlerden yazarlar ile tanışma fırsatımız oldu. Önceden de tanıdığım değerli bir şair-çevirmen Kadriye Cesur Hanımefendi, sunumunda Filibe’den bahsedince can kulağı ile kendisini dinledim. Beyatlı hatıralarında Filibe’den şöyle bahsediyor:
“Filibe, yüz sene evveline kadar, Bursa ve Eyüp Sultan gibi iliklerine kadar Türklük sinmiş bir şehirdi. Filibe’yi görmeyi özlerdim. 1921’de görmek kısmet oldu. Sofya’dan tirene bindim. (…) Tiren durdu. Plovdiv! Plovdiv! sesi geliyor. İstasyonda bir çorbacı ve köylü kalabalığı kaynaşıyor. Rengi solmuş setre pantolonla mintan giyen ve kalıpsız fes taşıyan Türkler dolaşıyorlar. Tirenden çıktım: “Otel Mole’ye götür!” dedim. Otel Mole, Filibe’nin Perapalas’ı, altı lokanta üstü otel, odaları şöyle böyle, az çok temiz, koridorları koğuş sisteminde bir oteldi; lakin adı Filibe’ye mezcedilmiş bir addır. Sokak üstünde bir oda tuttum. Karşımda küçük bir cami vardı. İlk Osmanlı devirlerinden kalma, yekpare, metin, ferahlı bir yapı idi; o köşede tek başına Çelebi Sultan Mehmed’i hatırlatıyordu. Filibe’ye seyahat eden vatan Türklerinden son gören galiba ben oldum; çünkü İstanbul’a avdet ettikten biraz sonra, yolu genişletmek için, yıkıldığını gazetede okudum.”

FİLİBE YERİNDE BİR SEÇİM
Filibe’nin kültür başkenti seçilmesi aslında çok yerinde bir seçim olmuş. Çünkü o şehrin kültüründe bizden çok şey var, eminim ki bu nedenle bu yıl çok ziyaretçisi olacak. Filibe, Gazi Osman Paşa’nın Osmanlı’nın yıkılış döneminde en büyük destanı yazdığı Plevne’ye 300 km mesafededir, aynı zamanda Rumeli Beylerbeyliği’nin ilk başkentiydi.
Şehrin içinde ne yazık ki bugün sadece iki cami kalmıştır. Biri Murat Hüdavendigâr Camii, ya da diğer bilinen ismiyle Ulu Camii. İnşaası I. Murat devrinde 1367 yılında olduğu tahmin edilen camidir. Diğeri de II. Murat döneminde 1444 yılında yapıldığı tahmin edilen İmaret (Şehabettin Paşa) Camisidir. II. Murat döneminde Lala Şahin Paşa’nın oğlu Şehabettin Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Osmanlı kültürünün etkisi altındaki Filibe‘de çok sayıda tekke, zaviye, imarethaneler, medrese, mektepler, tekke, hanlar, kervansaraylar, hamamlar gibi eserler varmış. 1877-78 Rus harbinden sonra Filibe, Şark Rumeli vilayetince, ardından Bulgar Prenslerince ele geçirilir. Müslüman nüfusun çoğu o dönemde göç etmiştir. Osmanlı tarihî eserlerinin dışında Filibe’de, Trakya, Makedon İmparatorluğu, Büyük Bulgar Krallığı, Roma, Doğu Roma (Bizans) ve modern Bulgaristan’dan kalma eserler bulunmaktadır.
Eskiyi koruyan Osmanlıdır yine de. Çünkü zihniyet “yıkmak” zihniyeti değil, tam aksine “yapmak” içindi. Şehirde, Bulgar Kilisesi ve Doğu Roma döneminden kalma kiliseler yer almaktadır. Plovdiv Tarihi Müzesi ise şehrin en çok ziyaret edilen müzesidir.
Filibe’de Çifte Hamam ve Kurşunlu Han da varmış. Orada da Üsküp’te olduğu gibi Çifte Hamam bir galeri olarak kullanılmakta, Kurşunlu Han’ın ise daha hüzünlü bir yanı var. Kadriye Hanım, aktardığı bilgilerin yanı sıra sunumunda Filibe ile ilgili görseller de kullanıyordu. Ancak bugün Kurşunlu Han’dan yadigâr sadece kapısı kalmış. Osmanlı Filibe’sinin sembolu haline gelen bu yapı, 1928 yılında bir deprem ile ciddi hasar görmüş ve belediyenin kararı ile yıkılmış.
Beyatlı, yine hatırlarında Filibe için “Karşımızdaki tepeden, Türklerden kalma saat kulesi, eski kubbeler, eski minareler, eski evler Osmanlı mazisinin bir âlemi gibi görünüyordu” der. Beyatlı, hatırlarında şehri gezerken bir de “Yeşilli Camii”den bahseder. Ancak günümüzde ondan da eser kalmamış, birçok tarihi eser gibi korunamamış, yok olmuştur.
Bu hüzünlü yanını dinlerken Filibe’nin, Balkanlar’da nice tarihi eserin uğradığı kaderi iliklerimize kadar hissettik. Mehmet Akif’in de şiirinde dediği gibi bazı şeyleri yapmak için “Yeniden bir Süleyman lazım bir de Sinan.”
İşte bu nedenle Balkanlar’da TİKA gibi kurumların önemi büyük. Bulgaristan’da TİKA’nın ofisi olmamasına rağmen Balkanlardaki 801. projesini Bulgaristan’da uyguladı. TİKA, Balkanlar ve Doğu Avrupa daire başkanı Mahmut Çevik, Razgrad’da bu eğitim projesi açılışında bir Bulgar atasözü ile atıfta bulunmuştu “Torbanızda ne varsa Çorbanızda da o vardır!”
Bir yandan gençlerin eğitimine katkı sunarken diğer yandan birkaç yıl önce Sofya’da ibadete açık tek cami olan Kadı Seyfullah Efendi Camisini restore etmişti. Bir Mimar Sinan eseri olan bu cami TİKA’nın dokunuşu ile ayakta kalan camilerden biri oldu. Şehirleri güzel kılan farklı kültürlere sahip çıkmaktır. Gelecekte inşallah Filibe gibi bir şehirde daha nice eserleri koruma altına alacak çalışmalar yapılacaktır. Orada TİKA ofisinin kurulması aslında her iki ülkenin ilişkilerini güçlendirecek, hem de bu gibi tarihî derin şehirlerin estetiğini güçlü kılacaktır. Son zamanlarda Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Bulgaristan Başbakanı Viktor Orban’ın dostluğu ülkenin hem ekonomik hem de kültürel anlamda kalkınmasına da yansıyacağını umuyoruz.
Evliya Çelebi, 1652 yılında şehri ziyaret ettiğinde Filibe’yi anlatırken, ticaret, medeniyet, dinlenme şehri olarak aktarır: “Şehir 9 adet kayalık tepe üzerine ve dereler arasına kurulmuş. Filibe’de 17. yüzyılda 53 cami, 70 okul, 9 medrese, 7 darül-kurra, 11 tekke, 8 hamam, 9 han ve sayısız kervansaray var idi” der. Bu tepelerin ismi Saat Tepe, Taksim Tepe, Bunarcık Tepe, Marko Tepe, Cehennem Tepe, Cambaz Tepe bir de Nöbet Tepe’dir. Şu sıralar Nöbet Tepe (Nebet Tepe) isminde çıkmaya başlayan bir dergi de var. Ne diyelim hayırlı nöbetler olsun inşallah.


Yazarın diğer yazılarını görüntüle:

Benzer konular