Bir belediye başkanından ne beklenir

Dişleri görünecek şekilde gülümseyerek poz veren adama belediye başkanı denir bana kalırsa. Bayram kutlaması afişi mi yapılacak, hemen afişin bir köşesine ilişiverir o belediye başkanı. Bir önemli güne ilişkin mesaj mı verilecek belediye başkanımız mesajın önüne geçecek şekilde pankarttaki yerini çoktan almalıdır. Yaptıkları icraatları mı anlatacaklar, rakamlar, icraatın adı, ‘işte bunu biz yaptık biz’ tarzında bir slogan, altı çizilen satırlar, vurgulu kelimeler ve tabi ki o icraatın olmazsa olmazı belediye başkanı yine yerli yerindedir.

Belediye başkanı dediğin çok iyi gülümsemelidir. Dişleri, diş macunu ya da diş fırçası reklamlarına layık ölçüde tasarlanmalıdır. Eller çok önemli eller, nerede duracak, ne diyecek, nasıl pozisyon alacak, hepsi önemli. ‘İşte bunlar size feda olsun’ tarzında göğsün her iki yanına taşacak şekilde öne uzanmış mı olmalı, yoksa eller göğüste mi kavuşmalı, bir el pantolon cebinde diğer el ufka yönelmiş mi olmalı?

Bir belediye başkanı bütün iyi şeyler her ne ise hepsinin birden kendisinde toplandığı kişi olarak çıkmalıdır kamuoyunun önüne. Çocuklarla oyun oynayan, yaşlılara merhamet eden, hastaları ziyaret eden, sevecen, babacan, mutlu görünmeli mesela.

Bütün bunlar öylesine öne çıkmalı ki, başka her şey kendisinin gerisinde kalmalı belediye başkanının. Birine konferans mı verdirilecek, harika, hemen afişi tasarlamaya başlayın, profesör bilmem kimin adı ve vereceği konferansın mahiyeti mutlaka ve mutlaka belediye başkanının adından daha küçük puntolarla yazılmalı. Vay be demeli ahali, vay be, vay be bizim belediye başkanına bak!

Kabuller var tabi bir de ve elbette ziyaretler. Filan hemşeri derneğini kabul ettiğini sosyal medyadan öyle bir duyurmalı ki oralı hiç kimseden sekmiş olmasın bahse konu haber. Yapılan tüm ziyaretler, çok sıradan bir tabela derneği de olsa ve o dernekte hepi topu otuz iki saniye geçirilmiş olunsa da -ki bu süre onlarca kare fotoğraf çekimi için oldukça yeterli bir zaman dilimine tekabül eder- sanki çok büyük bir gelecek projesine imza atılmışçasına duyurulmalıdır.

Toplumsal olaylara duyarlılık parti genel merkezi ve mensubu olduğu hareketin lideri de gözetilerek olabilecek en abartılı dozda ele alınmalıdır. Zamanı geldiğinde ‘ben de oradaydım’, ‘ben var ya ben, işte o günlerde şunları şunları şunları yapmıştım’ diyebilmenin ilk koşuludur bu.

Ezber cümleleri de olmalı belediye başkanının, sloganları, kalıpları… Metinlerini yazanlar, kopyalayıp yapıştırarak çoğaltırlar bu klişeleri. Öyle çok tekrarlanır ki bunlar, kendisi de zamanla ezberlemiş olur bu metinleri. Sadece belediye başkanı mı, hayır elbette, koruması da, şoförü de, özel kalemi de, bir bakmışsınız ki, başkanla birlikte okumaktadırlar ezberden bahse konu metinleri. Ama yapılan konuşma esnasında nerede olunduğu da unutulmayarak bir paragrafla da olsa onlara selam çakmalı ki, alkış toplanabilsin.

Belediye başkanı kendisini anlatmalıdır mutlaka. Kendisinden önceki belediye başkanı ile aynı partiden de olsalar fark etmez. Tarih kronometresi kendisinin vazife aldığı o ilk güne ayarlanmalıdır. 1994’den beri aynı zihniyet tarafından yönetilen bir belde de olsa orası fark etmez, kendi icraatlarını anlatacaktır belediye başkanı, evvelkiler de kimmiş ki zaten? ‘Göreve geldiğimizden bu yana…’ diye başlayan cümleler kurulur filan.

Belediye başkanı dediğin sporla da meşgul olmalıdır. Gerektiğinde göbeğine, hantallığına, vücut ergonomisinin uyumsuzluğuna bakmaksızın formayı geçirmeli üstüne, şortu bacağına çekmeli, tozlukları ve kramponları takmalı. Yanında, her yaptığını alkışlamakla meşgul kitlenin gülmekten genizleri yanıyor olsa da o top penaltı noktasına dikilmeli. Kaleci de en artistik şekilde yemeli o golü ki en güzel fotoğraf karesi tamamlanmış olsun.

Peki bu mudur belediye başkanı?

Bir hamile kadının minibüs içerisinde giderken türlü acılar çektiği o delik deşik yolları kim yapacak peki? Çocuk parklarının kedi, köpek ve hatta insan dışkısı dolu olması sorunu ile kim ilgilenecek? Çöp konteynerlerinin içindeki çöpü alıp da dışındaki çöpü ‘o benim görevim değil’ diye bırakan belediye taşeronuna o işi de yapması halinde hayatından hiçbir şey eksilmeyeceği telkinini kim yapacak? Yaşadığımız şehirlerin insanca bir geleceğe uzanabilmesi için gerekli aksiyonların alınmasını kimden bekleyeceğiz biz? Şehirlerin büyüme istikametlerini doğru okumasını kimden bekleyeceğiz? İmara açılan yeni arazilerde şaibesizliği sağlaması gerektiğini düşündüğümüz kişi kim peki? Bir bölgeyi imara açmadan evvel o bölgenin tüm altyapı yatırımlarının on yıllarca müdahale edilmesine gerek kalmayacak şekilde koordine etmesi gereken kimdir? Bir caddeye asfalt döküldüğünde, bu dökülen asfaltın hemen bir iki sene sonrasında yeniden dökülmek zorunda kalınacağını düşünen -asfaltı döken müteahhidinden, asfaltı kullanacak olan araç sürücüsüne kadar, esnafından, belediyede o işle vazifeli olan kişisine kadar- kişileri kim şaşırtacak peki? Rutine bağlanmış işlerin rutininde gidip gitmediğini kim denetleyecek? İş kalitesini rutinin üzerine kim çıkaracak? Bir şehrin kültürel dokusuna sahip çıkmasını kimden bekleyeceğiz?

Belediye başkanlarını buralarda görmek istiyoruz biz, afişlerde, pankartlarda, sosyal medyada değil. İstiyoruz ki, belediye başkanları bize çalışsın, kendi imajına ya da ismine değil.