Bilmediğim şeyler

Turgay Bakırtaş

İzmir Redd-i İlhak Cemiyeti, Taşnak ve Hınçak Komitaları, Alyans İsralit ve Makabi Cemiyeti, Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti, Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası, Gizli Karakol Cemiyeti, İngiliz Muhipleri Cemiyeti, İslam Teali Cemiyeti, Anadolu Kadınları Müfaa-i Vatan Cemiyeti… Milli Tarih dersinde öğretirlerdi bunları; “zararlı cemiyetler” ve “faydalı cemiyetler”. Sanırım hâlâ var müfredatta. Hangisi hangi gruba giriyor hep karıştırırdık. Umut Sarıkaya bu durumun karikatürünü bile çizdi:

– Yararlı cemiyette takılıyorum diye haftalardır zararlı cemiyette takılıyormuşum lan! Niye uyarmıyorsunuz adamı vicdansızlar?
– Abi valla biz de karıştırıyoruz hep, zararlılardan bir tek Mavri Mira’yı biliyorduk, biz de mi zararlıymışız?

Bugün kafamı kaldırıp memleketimin içinde debelendiği, yanında yöresinde dolaştığı belalara bakınca, bildiğim ve bilmediğim şeyler arasında birkaç tur atıyorum önce. Irak’ta, Suriye’de falan örgüt filan orduya katılmış. Hımmm. ÖSO iyi, o cepte. PKK/YPG malum, o da cepte. DEAŞ zaten katil sürüsü, cepte. Haşdi Şabi’nin tasması İran’da, cepte. Ahraruş Şam, iyiydi di mi bu örgüt? Nusra Cephesi? Emin olamadım, bakmak lazım. Sahi bir Hizbullah vardı oralarda, ne yapıyorlar şimdi?

Bunlar yine iyi, daha alt düzeylerde bin tane grup, cephe, örgüt var. Bunların hangisi rejim taraftarı, hangisi muhalif; hangisi İran’a, hangisi Rusya’ya, hangisi ABD’ye bağlı, Almanlar hangisine, İngilizler hangisine silah yardımı yapıyor bilmiyorum. Hangisi hangisiyle karşılaşınca hangi denklemler kurulup hangileri çözülüyor, kim kiminle ittifaka girerse kimin yararına vallahi haberim yok, bilmiyorum. Kafam da almıyor zaten. Ama “bildiğim” bir şey var: Türkiye orada olmalı ve ne pahasına olursa olsun sözünü söylemeli. Çünkü Müslüman Türkler vatan sınırlarını siyasi haritalardan değil; tarihten, kültürden, kardeşlikten alıyor. Ve Musul da, Kerkük de, Halep de, Gazze de, Kudüs de, Bağdat da, Selanik de, Üsküp de o sınırların içinde. İçimizdeki Batıcılar ne düşünürse düşünsün, ne kadar saçma bulursa bulsun, modern hukuka dair ne kadar örnek getirirse getirsin bu böyle. Benim için de böyle, devlet için de. Dolayısıyla bilmediğim şeylerin önemi yok, bildiğim bana yeter.

Türkiye’nin dış politikasına, hatta büyük devletlerin dış politikasına dair de neredeyse hiçbir şey bilmiyorum. Rusya çok güçlü ama ABD’nin karşısında varlık gösteremiyor mu? Olabilir. Çin’in yükselen ekonomik gücü AB’yi ve ABD’yi korkutuyor mu? İnanın bilmiyorum. İsrail’i ABD değil de ABD’yi Yahudi lobisi eliyle İsrail mi yönetiyor? Ne desem bilemedim. Avrupa’da giderek yükselen aşırı sağ bizi III. Dünya Savaşına mı sürükleyecek? Hiçbir fikrim yok. Ama bu konuda da “bildiğim” bir şey var: Bin yıl önce Anadolu’ya ektiğimiz tohum öyle bir ağaca dönüştü ki iki asırdır budaya budaya bitiremediler. Ve bu onları çıldırtıyor. “Onlar” dediğim Batı dünyası elbette: İlimde, bilimde, teknolojide, sporda, mimaride ve daha birçok şeyde dünyaya yön vermesine, köklü bir medeniyet kurmasına rağmen merhametten, vicdandan, diğerkâmlıktan, hakkaniyetten sınıfta kalmış; dünyanın tüm “masum” halklarını imal ettiği korkunç medeniyet motoruna yakıt yaparak “mazlum” yapan Batı. Gördüğünüz gibi burada da bilmediklerimin bir önemi yok, bildiğim tek şey yaşananları anlamlandırmama, bu canavarla kurduğumuz ve kuracağımız tüm bağların mecburiyetten kaynaklandığını, bu devranı tersine döndürmek için uzun ve zahmetli bir yol yürümemiz gerektiğini anlamama yetiyor.

Bilmediğim şeyler koleksiyonunun en nadide parçası ekonomi olsa gerek. Dolar çıktı, parite yamuldu, ham petrol dalgalandı, altın coştu, faiz koştu, bonolar düştü, tahviller küstü, borsa çakıldı, krediler satıldı, maliye sinirlendi, bankalar su serpti, IMF gitti, sermaye, sanayiciler, odalar, birlikler, borç yapılandırmaları, sigorta primleri, vergi zammı, vergi rekortmeni, vergi kaçakçısı, vergi, vergi, vergi, ÖTV, kişi başına düşen gayrisafi milli hasıla, dört kişilik bir ailenin aylık mutfak harcaması, fakirlik sınırı, asgari ücret, dolar, dolar, dolar… Yabancı bir ülkenin otel odasında zap yaparken denk geldiğim İsrail kanalında İbranice bir ornitorenk belgeseli izliyormuş gibi izliyorum ekonomi haberlerini. O derece uzağım, o derece bilmiyorum. Ama tahmin edeceğiniz üzere burada da “bildiğim” bir şey var: Biz ekonomik krizin şahını şahbazını defalarca görmüş bir milletiz. Çiller’e, Ecevit’e yıllarca sabretmiş, Kemal Derviş gibi isimlerden medet ummuş, Millet Meclisi önünde yazarkasa parçalamış bir milletiz. Gözbebeği İstanbul’unda aylarca elektriğin kesildiği, suyun akmadığı, çöplerin toplanmadığı bir milletiz. Yağ kuyruğuna, tüp kuyruğuna, ekmek kuyruğuna girmiş bir milletiz. Doların kıçının başının ayrı oynadığını ilk kez görmeyen, banknotlarında sıfır koyacak yer kalmamış bir milletiz. Sözün kısası, bir krizin gelip gelmeyeceğini bir yanardağın lav püskürtmesini bekler gibi beklememesi gereken bir milletiz. Gelirse, zaten eski dostuz, biraz ikramda bulunur yollarız.

Bilmediğim bir başka şey de niye bu mevzuyu böyle uzun uzun anlattığım. Çünkü “bildiğim” bir Hadis-i Şerif her şeyi tek cümlede özetliyor: “Siz bildiklerinizle amel edin, Allah size bilmediklerinizi öğretir”.

Benzer konular