Altın mı alsak döviz mi

Faizler yüksek, piyasada nakit sıkışıklığından söz ediliyor bir süreden beri, büyük holdinglerin bankalarla masaya oturup borçlarını yeniden yapılandırmaya dair görüşmeler yapıyorlar, borç üzerinden dönen piyasada borçların vadesinde ödenmesi ile ilgili endişeler söz konusu, piyasayı kendi ürettikleri kurallar çerçevesinde fonlayan piyasanın gerçek sahipleri artık vadeli satışlar konusunda aşırı temkinli davranmaya başlıyor, bankalar reel sektöre kredi temini noktasında aşırı tedirgin, ekonominin lokomotif sektörlerinden inşaat sektöründe konut stoku yüksek seviyelerde seyrediyor ve her geçen gün bu stok seviyesine yeni konutlar ekleniyor, döviz ve altın yükseliyor, enflasyonun daha da yükselmesinden endişe ediliyor.

Şimdi bu tabloya bakınca eyvah dememek elde değil gibi gelebilir size. Ama durum tam olarak öyle değil.

Bir toplumda, toplumu oluşturan tüm fertlerin ekonomik faaliyete katılmaları ve bu faaliyet neticesinde toplumun tümünde oluşan o büyük değerin, toplumun tüm kılcal damarlarına ulaşacak kadar ‘dağılabilir’ niteliğe sahip olması elzemdir.

Kur’an-ı Kerim, bir ticari faaliyet olmaksızın, savaş sonrası ganimetler yolu ile oluşan ‘birdenbire zenginliğin’ paylaşımı hususunda son derece can alıcı bir ikaz yapar; ‘.. O mallar içinizden zenginler arasında dolaşan bir servet/devlet haline gelmesin…” (Haşr Suresi 7)

Adil dağılım da yetmez elbette. Bu konuda da yine Mübarek Kitap’a kulak verecek olursak mesela şu ayetle karşılaşırız; “Mal toplayarak onu tekrar tekrar sayan, diliyle çekiştirip alay eden kimsenin vay haline!” (Hümeze Suresi 1-2)

Paranın, malın hakkaniyetli bir dolaşım tesisi sonucunda nasibince herhangi bir kimsenin eline geçmesinin akabinde dolaşım sürecinin devamını temin etmek yine esastır. Bu biriktirmekle değil dağıtmakla mümkündür.

Bir kişi, bir kimse üzerinden verdiğim örnek belki çok küçük algılanabilir. Bu örneklendirmeyi mevzunun izahı açısından önemli buluyorum. Buradan hareketle hem bu gibi örnekliklerin toplum genelinde yaygın hale gelmesi ile ortaya çıkabilecek tabloyu konuşabilir hem de daha büyük iktisadi faaliyet içerisinde yer alan büyük holdinglere, uluslararası büyük şirketlere kadar ilerleyebiliriz. Neticede, bir hadis-i şerifte belirtildiği gibi; “çoğu haram olan bir şeyin azı da haramdır.”

‘Ben bugün için yeterince alışveriş yaptım, komşum henüz siftah yapmadı, alışverişinizin geri kalanını kendisinden yapın’ diyen bir esnafın varlığı masalsı gelebilir sizlere ama öyle değil, paranın, değerin, zenginliğin dolaşımına dair güzel bir örneklik ve üstelik gerçek. Bir çarşıda, bir şehirde, bir ülkede, bir piyasada ekonomik faaliyet gösterenlerin tamamının dolaşım sürecini teminen bu şekilde bir anlayışa sahip olduklarını düşünecek olursak birçok problemin daha ortaya çıkmadan bertaraf edilmesine dair imkanları da görmüş oluruz.

Ekonominin bugün olduğu gibi zaman zaman içerisine düştüğü sorunlar yumağının işte bölüşüm, dolaşım eksikliğinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Kur’an-ı Kerim ilk inmeye başladığında, sahabe efendilerimiz arasında bu dinin neredeyse tamamen vermekten ibaret olduğuna dair bir kanaat hasıl olduğu anlatılır. Bozuk bir düzenin içerisinde Müslümanca pozisyon alabilmenin neredeyse en önemli hareket noktalarından biridir infak etmek, vermek, bölüşmek. Dolaşım bozukluğunun söz konusu olduğu ve buradan hareketle gelir adaletsizliği ile başlayan ekonomik sıkıntıların baş edilemeyecek kadar karmaşıklaştığı bir dönem için düşünüldüğünde gerçekten de önemli bir fonksiyon icra etmiştir bu ibadet etme biçimi.

Eğer Müslümanlar, İslam’ın kendilerine önerdiği gibi bir iktisadi hayat tanzim edilebilirlerse -ki tarihin birçok döneminde bu nizamın tesis edildiğini söyleyebiliriz- malın, paranın, servetin bazıları arasında dolaşıp duran bir şey olmaktan çıktığına şahit olunacak ve bu yönü ile düşünüldüğünde infak müessesesinin, oluşan zenginliği paylaşacak başkaca kapılara yönelmek için yeni arayışlara girmek durumunda kalacağı görülecektir.

Yazımın girişinde saydığım problemleri çarşıda pazarda, sokakta caddede, okulda işyerinde bulunanların çoğu bir serzeniş olarak işitmişlerdir sanıyorum. Elbette, büyüme rakamlarının, devletin teşviklerinin, küçük ve orta boylu işletmelerin desteklenmelerinin, alım gücünün yükselmiş olmasının haberlerini alıyoruz her birimiz. Ancak tüm bu olanlara rağmen, piyasanın gerçek aktörleri arasında yukarıdaki örnekler etrafında şekillenen mırıldanmalar söz konusu oluyorsa bu bir başka soruna işaret eder; kurulu iktisadi düzenin çarpıklığına ve yapılan tüm güzel şeylere rağmen sorunlara esaslı bir biçimde müdahil olmanın neredeyse imkansızlığına.

Ve’l Hasıl-ı kelâm, biriktirmek kötü bir şeydir, tekelleşme kötü bir şeydir, paylaşmamak kötü bir şeydir, paranın hakkaniyetli bir biçimde dolaşımına engel oluşturmak kötü bir şeydir. Bu kötülükler öyle görülüyor ki başkaca birçok kötülüğe de kapı aralamaktadır.

Bize başka bir iktisadi hayat nizamı lazımdır.

Şimdi Müslüman olma iddiasında olanlara şunu sormak lazım; insanlık tarihi boyunca insanoğlunun başına gelmiş yegâne güzel şey olan İslam’a, ‘acaba İslam iktisat dünyasına dair ne diyor’ diyerek kulak vermek gerekmez mi?

Şimdi buradan bakınca yazının başlığı ne yana düşmektedir, varın onu da siz söyleyin.

Benzer konular