Algı operasyonları, gizli haritalar, komplolar ve şifreler

Turgay Bakırtaş

2013’ün Haziran ayında, Gezi Parkı olayları hâlâ sürerken Gerçek Hayat dergisi için bir akademisyenle röportaj yapmıştım. Konuşmamız bittikten sonra, o günlerde alttan alta konuşulan ama kimsenin yüksek sesle dillendirmediği bir soruyu “off the record” olarak sormuştum:

“Hocam, Gezi Olaylarının başlangıcında ve büyümesinde Gülen Cemaati’ne bağlı polislerin de parmağı olduğu, çadırları onların yaktığı, bu yapının kendi amaçları uğruna bilerek kargaşa çıkardığı gibi şeyler konuşuluyor; siz ne düşünüyorsunuz?”

Kendisi şöyle yanıt vermişti:

“Toplumun iç dinamiklerinden kaynaklanan meseleleri bu tarz söylentiler üzerinden değerlendirmek, komplo teorileri üretmek ne kadar doğru olur bilmiyorum. Hem Gülen Cemaati durduk yere niye böyle bir işe kalkışsın ki?”

Yalnızca beş ay sonra, 17-25 Aralık tarihlerinde FETÖ tüm Türkiye’yi birbirine katacak operasyonlarını gerçekleştirdi.

* * *

“Mısır, devrimden sonraki en kritik gününü yaşadı. Cumhurbaşkanı Mursi’yi göreve gelişinin yıldönümünde ‘darbe’ sloganlarıyla yıkmak isteyen muhalifler, Tahrir’de toplandı. Büyük kentlerde meydanları dolduran Mursi taraftarları ise ‘demokrasiden taviz yok’ mesajı verdi.”

Yeni Şafak gazetesi, 1 Temmuz 2013 tarihli nüshasında manşete taşıdığı “Tahrir’de Darbe Provası” başlıklı haberi bu cümlelerle duyurmuştu. Aynı gün, Boğaziçi Üniversitesi’nde Siyaset Bilimi dersleri de veren gazeteci Koray Çalışkan, Twitter hesabından şu paylaşımı yaptı:

“Yeni Şafak gerçekten karikatür gazetesine döndü. Tahrir’de darbe provası yapılmış 🙂 Ordu İslamcının yanında yahu!”

Yalnızca iki gün sonra, 3 Temmuz 2013’te Abdülfettah el Sisi komutasındaki Mısır ordusu, çokça kan da dökerek yönetime el koydu.

* * *

1998’de, Bergama köylüleri “altın arama çalışmalarında siyanür kullanılmasını” protesto etmek için ses getiren bir direniş başlattılar. Necip Hablemitoğlu, 2001’de ilk baskısını yapan “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” adlı kitabında, Türkiye’de faaliyet gösteren Heinrich Böll, Friedrich Ebert ve Konrad Adenauer vakıflarının Bergama direnişini belli amaçlarla yönlendirdiğini iddia ederek bu vakıfların işleyişine dair önemli detaylar verdi.

Hablemitoğlu, o günlerde “komplo teorisi” olarak değerlendirilen ve muhatapları tarafından reddedilen iddialarından bir yıl sonra faili meçhul bir suikasta kurban gitti. Alman vakıflarına yöneltilen bu ithamları “uçuk ve temelsiz” bulan isimlerin bir kısmı, sonraları bu cinayeti “kendi günahlarını dış güçlere daha rahat bağlayabilmek için” derin devletin işlediğini iddia etti.

* * *

“Algı operasyonu”, “gizli plan”, “karanlık anlaşma” gibi tanımlar, muhatabı üzerinde hem olumlu hem olumsuz etki bırakabiliyor. Gazeteci Ergün Diler’in gökte uçan sinekleri bile Buckingham Sarayıyla ilişkilendirmesi ya da TRT’nin sıkça yorumcu olarak karşımıza çıkardığı Bayram Zilan’ın Tarkan’ın “Cuppa” şarkısında “15 Temmuz darbesinin şifrelerinin gizlendiğini” iddia etmesi gibi örneklere bakarsak, evet, komplo teorileri gerçekten de ciddiye alınmamalı. Fakat diğer tarafta gerçekler var; Alman vakıfları var, PKK’ya sağlanan imkânlar ve bu terör örgütü eliyle girişilen sayısız eylem var, 90’larda girişilen “ılımlı İslam” projesi ve Graham Fuller var, 11 Eylül’ün ardından bir canavar gibi hortlayan “İslamofobi” gerçeği var, Skyes-Picot anlaşması var, BOP ve Arap Baharı var, İsrail’in Beka stratejisi var, FETÖ var.

İş işten geçmeden önlem alma refleksi, memleketi ilgilendiren bir meselede elini çabuk tutma heyecanı kimi zaman yanıltıcı olsa da sonuç itibarıyla bir “direniş” çabasıdır. Komplo teorilerine ya da ideolojik sloganlara prim vermemek ile apaçık gerçekleri neredeyse alaya alırcasına reddetmeyi birbiriyle karıştıramayız. Söyledikleriyle, yazdıklarıyla insanları şok eden, kendilerine kolay kolay inanılmayan birçok insanın öldürüldüğünü, hapse atıldığını ya da “delirtildiğini” unutmayalım.

Sadece şu son birkaç yıldır içinde bulunduğumuz durumu hatırlayın. Rus uçağının düşürülmesinden büyükelçi suikastına, PKK ve DEAŞ patentli katliamlardan HDP’nin hendek siyasetine, 17-25 Aralık’tan 15 Temmuz darbe girişimine, Suriye ve Irak’ın parçalanmanın eşiğine getirilmesinden Avrupa’da yükselen Türk-İslam karşıtlığına kadar onlarca büyük, karanlık, çözümsüz olayı hangi sosyolojiyle, hangi siyaset teorisiyle, hangi coğrafya gerçeğiyle açıklayacağız? Ülkenin başına sarılan bunca bela bir anda topraktan filizlenmediğine göre arkasında bir güç var demektir; o güce dair akıl yürütmeyi, o gücün işini kimler eliyle yürüttüğünü araştırmayı tümden gereksiz bir uğraş mı saymalıyız?

Dünyayı Yahudilerin yönettiğine ben de inanmıyorum, her şeye muktedir bir “Kraliçe’nin adamları” ordusu bana da tuhaf geliyor, CIA elbette dünyadaki tüm emniyet teşkilatlarını yönlendiriyor olamaz. Yine de şu soruyu sormadan edemiyorum: 15 Temmuz sabahı bir gazeteci çıkıp “Ordu ve Emniyet teşkilatı içindeki FETÖ’ye bağlı unsurlar bu gece kanlı bir darbeye kalkışacak, yüzlerce insan ölecek, Cumhurbaşkanı’na suikast düzenlenecek, Meclis F-16’larla bombalanacak” deseydi, buna kaçımız inanacaktı?

Benzer konular