Abi çok güzel İslam’ım var

Hep mi böyleydi, yoksa yaşadığım çağda mı biriktiler merak ediyorum: “Din satan” adamlardan geçilmiyor ortalık. Gazete, televizyon, sosyal medya, sokak, dernek… Birden fazla insanı buluşturan ne kadar mecra varsa, orada muhakkak bir din satıcısı da oluyor. “Pazar”ın ne olduğuna bakmaksızın; ekonomi, akademi, kültür, basın, siyaset ayırmaksızın aramıza giriyor, kalın Bond çantalarını açıyor, sen usanıp da bir şey satın alana kadar yakandan düşmüyorlar:

“Güzel abim, gümrükten yeni geldiler, harika ahlakçılıklarım var. Bak bu da yeni çıktı, her duruma uyan hadisler, alakalı alakasız demiyor yapıştırıyorsun, ortam sana akıyor şerefsizim akıyor. Şu da şahane bak, Kuran Müslümanlığı kiti, geçen bir abi aldı bundan, ertesi gün aradı üç takım daha istedi, o biçim. Yok mu hoşuna giden bir şey? Peki, o zaman sipeşıl bir güzellik yapıyorum abime, bunu da beğenmezsen mesleği bırakırım şerefsizim… Beş ölçek sulandırılmış tasavvuf! Veriyorsun camiaya vav’ı, veriyorsun elif’i, veriyorsun mim’i; deliriyorlar yemin ederim deliriyorlar!”

Hayır, böyle olmuyor elbette, ince bir zekâya sahip insanlardan bahsediyorum; işlerini bu kadar kaba biçimde yürütmüyorlar. Yazılar, söylevler, videolar, televizyon programları, radyolar, kitaplar var bu iş için; çalışılmış ses tonları, yakasız gömlekler, özel anlamlı rozetler, ilk baskı 100 bin yayınevleri, öğrenci yurtları, vakıflar, düğün salonu sempozyumları, randevular, gözyaşları, hıçkırıklar, ödül törenleri, YouTube kanalları, Instagram sayfaları var. Dört yanımızı kuşatmış, silahlarını kuşanmış, kaçabileceğin tüm yolları tutmuşlar. Sanırsınız ki İslam, 1400 yıllık tarihinde hiç karşılaşmadığı türden bir “yok olma” tehlikesiyle karşı karşıya. Zannedersiniz ki bu memlekette kimse dinini bilmiyor, Kuran’dan kimsenin haberi yok, kimse Peygamber Efendimiz’in hayatını okumamış, Mevlana’yı, İbni Arabi’yi, Ebu Hanife’yi tanıyan bir Allah’ın kulu kalmamış. Bu yüzden de kaybedecek bir dakikaları yok, cehenneme düştük düşeceğiz, hemen kurtarılmalıyız, şimdi, şu anda.

Dert etmeden duramıyorum, biz bu insanlarla ne yapacağız? Bir kısmının proje olduğunu, bölücülük yaptığını; diğer kısmının şöhret ve para peşinde koştuğunu biliyoruz. Bir kısmının yeteneksizliğini örtmek için, bir kısmının hasımlarını ezmek için dini kendisine kalkan yaptığının farkındayız. Kimisinin binlerce öğrencisi, kimisinin on binlerce okuru, kimisinin de yüz binlerce hayranı var. Kimisi kalabalıkları bir salona çekmekte pop şarkıcılarından bile mahir. Kaçamıyorsun da. Onların gözüne çarpmazsan yardımcılarının, adamlarının gözüne çarpıyorsun; onlardan kurtulsan hayranlarına yakalanıyorsun. Düşman ordusu gibi sarıyorlar seni: Televizyonu açıyorsun onlar konuşuyor, gazeteyi açıyorsun onlar yazıyor, kitapçıya gidiyorsun en önde onların kitapları var, Twitter’a giriyorsun üzerine atlıyorlar, YouTube’a giriyorsun gözüne sokuyorlar, sokakta geziyorsun ters bakıyorlar.

Aralarında olmamana, karşılarında durmana asla tahammülleri yok. İçimden hep diyorum ki, Yarabbi, şunlara ne istiyorlarsa versen de bizi rahat bıraksalar, o pis ellerini yakamızdan çekseler. Beş milyon dolar mı, bir milyon okur mu, müsteşarlık mı, Beykoz sırtlarında villa mı, üniversitede kürsü mü, YouTube’da 80 milyon tıklanma mı, kendilerine hayran genç kızlar mı, bol kazançlı köşe yazarlığı mı, artık her neyse, istediklerini alsalar da kurtulsak. Çünkü ben hayatım boyunca bunlar kadar tehlikeli insanlar görmedim. Peynire üşüşen kurtlar gibi toplumu kemiriyor da kemiriyorlar. Kimisi “Abi şimdi bu pense kendi kendine mi oldu yav” deyip gevrek gevrek gülerek kemiriyor bizi, kimisi vücudunda sümüklüböcekler geziyormuş gibi suratını büzüp “Yahu Kuran’da ne aradınız da bulamadınız be gafiller” diyerek. Kimisi her iki cümlesinden birine “benim cici ahlakım” sokuşturarak, kimisi Mesnevi’yi kırpıp kırpıp başımızdan aşağı saçarak, kimisi 150 liraya ölümden bile koruyan naylon terlik satarak kemiriyor.

Dinimize bir şey olmaz, biliyorum. Öyle kurdun kemirmesiyle, köpeğin havlamasıyla zarar görecek bir din değil bizimkisi. Ama bu kafa var ya bu kafa, patlayacak bir gün. Muhtemelen başka milyonlarca kafayla birlikte. O zaman sıkı sıkı sarılın Bond çantanıza, bakalım sizi kurtaracak mı.