Zika mı tehdit ediyor ilaç sektörü mü?

Geovane Silva holds his son Gustavo Henrique, who has microcephaly, at the Oswaldo Cruz Hospital in Recife, Brazil, January 26, 2016. Health authorities in the Brazilian state at the center of a rapidly spreading Zika outbreak have been overwhelmed by the alarming surge in cases of babies born with microcephaly, a neurological disorder associated to the mosquito-borne virus.  Picture taken on January 26, 2016. REUTERS/Ueslei Marcelino      TPX IMAGES OF THE DAY

Dünya yine bir ‘virüs’ paniği içinde. Bu defa düşmanımızın adı Zika. Güney Amerika ve Afrika’yı etkileyen virüs yeni bulunmuş değil. Ebola, SARS, Kuş Gribi, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi veya Mers gibi bir anda salgına dönüştü. Yani aniden ‘hortladı’. İlginç olan ve onu diğer salgınlardan ayıran ayrıntı, Zika’ya bağlı ölüm oranlarının düşük olması. Buna rağmen hastalık uluslararası medya tarafından bir korku odağına dönüştürülmüş vaziyette. Uzmanlar yaptıkları açıklamalarda, “hastalığın henüz bir aşısı ve ilacı olmadığı”nın altını çiziyorlar. “Peki bu telaş neyin nesi?” diyeceksiniz. Evet hastalık öldürmüyor ama kalıcı hasar bırakıyor. Hem de yeni doğan bebeklerde. Bu nedenle en büyük risk virüsün hamile kadınlara bulaşması. Sağlık pazarlayan ilaç sektörünün dev firmaları ise aşı geliştirmek için yarışa girmiş vaziyette. Aynı Kuş Gribi, Sars, Mers veya Domuz Gribi’nde yaptıkları gibi… Yani önce ilacın piyasası oluşuyor sonra da kendisi.

Mikrosefali ile Zika arasında bağ var

Önce Zika’nın ne olduğuna bakalım: Aslında virüsün Sıtma’dan farkı yok. Aedes türündeki sivrisinek, hasta olan insandan aldığı virüsü sağlıklı bünyeye bulaştırıyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), Zika virüsünün bu yıl Amerika kıtasında 3-4 milyon kişiye bulaşacağı tahmininde bulunuyor. Virüs şimdiden Güney Amerika’da ve Afrika’da hayli etkin. Avrupa’da da bazı vakalar görüldü. Türkiye’ye sıçrama ihtimali şimdilik çok düşük.
Normalde yetişkinler hastalığı halsizlik, döküntü, ateş gibi normal düzeyde seyreden bir grip vakasından farksız biçimde atlatabiliyor. Asıl mesele, hastalıkla mikrosefali arasında bağ olması şüphesi. Bu şüphe küçük de değil. Brezilya’da nöro-gelişimsel bozukluk olan “mikrosefali (küçük kafa)” vakası normalde yılda ortalama 200 bebekte görülürken virüsün yayıldığı ekim ayından itibaren bu sayı 4 bine yaklaştı. Ülkenin kuzeydoğusundaki fakir Pernambuco bölgesinde yeni doğanların yüzde 1-2’sinde mikrosefaliye rastlanıyor.

Önce sağlığı boz sonra tedavi et

Uzmanlara kalırsa iki hastalık arasında bir bağ olup olmadığını netleştirmek için en az 6 ay zamana ihtiyaç var. Hastalığın yayıldığı bölgelerdeki insanlara ise ‘hamile kalmayın’ tavsiyesinde bulunuyorlar. Hem hastalıktan etkilenip sağlıklı doğamayan bebekleri hem de bu durum nedeniyle çocuk sahibi olma düşüncesini erteleyen insanları göz önünde bulundurunca, virüsün sağlıklı insan nüfusunu etkileme ihtimali olduğunu da söyleyebiliriz. İnsanoğlunu bu çıkmazdan kurtaracak olan ise yine ilaç şirketleri oluyor. Bu şaşırtıcı değil. Başka salgınlarda olduğu gibi önce sağlığımız elimizden alınıyor sonra ilaç şirketleri tedavi için gerekli ilaç ve aşıyı üretiyor. Alanın da satanın da razı olduğu izlenimi uyandıran bir tablo ortaya çıkıyor. Ortadaki tek sorun, her yıl çıkan ‘yeni’ hastalıklar için aşı olan, ilaç satın alan ve milyar dolarlık sektör sayesinde hastalık hastasına dönüşen toplum. Tabi bunun yanında ‘aşıların’ gerçekten sağlıklı olup olmadığı tartışmaları da var. Aşıların birçoğunun içeriğinde insan sağlığını ciddi anlamda etkileyecek maddeler bulunuyor. Elbette bunlar ‘eser’ miktarda bulunduğunda bir ‘zarar’ vermiyor. Fakat içeriklerini tam olarak bilmediğimiz bileşimler bizi hastalıklardan daha fazla tehdit ediyor olabilir. Bunların yanına bir de yan etkiler geldiğinde ‘aşı’ veya ‘ilaç’ hastalıktan daha tehlikeli boyuta ulaşıyor.

İlacın piyasaya çıkması 10 yıl sürecek

Önümüzdeki yıllarda gündemimizi hayli meşgul edecek gibi görünen Zika için ise ABD’nin Teksas Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki uzmanların öncülüğünde aşı araştırması yapılıyor. Araştırma yapılıyor yapılmasına ama gerekli aşı ve ilacın ancak iki yıl içinde klinik deneylere hazır olabileceğini söylüyorlar. Her şey yolunda giderse piyasaya sürülmesi için öngörülen muhtemel süre 10 yıl. Bu süre zarfında hastalığın ne boyuta geleceği, ne kadar yayılacağı ve ilaçların muhtemel etkilerinin ne olacağı meçhul kalıyor.

Kanser riskini artırıyor mu?

Bundan 5-6 yıl önce Türkiye’yi de etkileyen Domuz Gribi için geliştirilen aşı da hayli tartışma yaratmıştı. Aynı dönemde Alman sağlık uzmanları aşının kanser riskini arttırdığını savundu. ABD’de bir grup sağlıkçı aşı kampanyalarının durdurulması için davalar açtı. İtirazlarının nedenleri arasında aşının çocuklarda ciddi nörolojik sonuçlara yol açacağı, kansere yakalanma ihtimalini arttıracağı, yeterli testlerin yapılmadan piyasaya sürüldüğü vardı. Yani aşısı hastalıktan daha riskli bulunuyordu. Bu tartışma ve risk sadece Domuz Gribi için geçerli değil. Maalesef hemen her hastalık ve ilacı hakkında bu türde iddialar gündeme geliyor.

Kâr yoksa ilaç da yok

Aşıların ve ilaçların güvenilir olduğu kimi durumlarda ise şirketler hastalıkları yeterince kârlı bulmazsa üretime gitmeyebiliyor. Son dönemde özellikle Afrika’da yaygın olan Ebola virüsü için de firmalar aşı geliştirmekten kaçınıyor. Geçtiğimiz günlerde Larry Zeitlin isimli ilaç üreticisinin dünya basına verdiği demeç meseleyi her anlamda özetler mahiyette: “Hastalık güçlü ve ölümcül. Salgınlar çok fazla kişiyi etkilemiyor. Bu olası bir aşının ticari kâr getirmeyeceği anlamına da geliyor. Böyle bir aşının üretiminde herhangi büyük bir eczacılık şirketinin rol oynamak isteyeceğini sanmıyorum. Bu aşı için bir müşteri kitlesi bulunmuyor.”

Bir ‘genetik mühendislik’ ürünü mü?

Zika ilk defa 1947 yılında ortaya çıkmış bir hastalık. Ama bir insanda değil, maymunda. İlk defa bir insanda görüldüğü tarih 1956. Hastalıkla ilgili en ilginç iddia, virüsün genetik mühendisliğinin yanlış sonuçlarından biri olduğu üzerine kurulu. Yani Latin Amerika’da ortaya çıkan Zika virüsü, bilim adamları tarafından humma hastalığını önlemek için genetiği değiştirilerek üremeleri sağlanan sinekler tarafından yayılmış. İddiaya göre uzmanların çalışmalarıyla birlikte Zika virüsü taşıyan sinekler, humma virüsü taşıyan genetiği değiştirilmiş sineklerle çiftleşerek üreyecekti. Yumurtalardan doğan yeni sineklerinse üreyemeden ölmesi sağlanacaktı. Bu çalışma bugüne kadar yarar sağladı. Ancak virüslü sineklerin genleri soyu tükenmesi planlanarak kodlanmasına karşın virüsü yok etmedi. Aksine genetiği değiştirilmiş sinekler Zika virüsünün yayılmasına neden oldu. İddiaya göre bu durum bugünlerde başlayan salgına kadar anlaşılamadı.

 

Benzer konular