Meğerse çok yalnızmışız

İçinde yaşadığımız toplumun kültürel kodları hızla değişiyor. Geleneğe olan güçlü saygı ve bağlılığımız bile bu değişimi daha “kontrol edilebilir” kılamıyor. 12 Eylül darbesinin ardından bir süre içine kapanan Türkiye, Özal döneminde kabuğunu kırmaya, 2000’li yıllarla birlikte de müthiş bir hızla büyümeye, dışa açılmaya, şehirleşmeye başlamıştı. Gerçi dünyanın geri kalanında da durum bizden farklı değildi; Türkiye’deki kadar katı olmasa da Soğuk Savaş’ın neden olduğu bir tereddüt hâkimdi Batı toplumlarına; ancak onlar bu durumu bizden önce aşmaya başladılar.

Türkiye’deki “hızlı şehirleşme/Batılılaşma” dalgasının pek çok alanda pek çok etkisini gördük. Gündelik yaşam rutinlerimizden dinlediğimiz şarkılara, inşa ettiğimiz binaların biçiminden kıyafetlerimize kadar hemen her şey bu dalgadan etkilendi. Ancak değişim yalnızca “görünür” olana değil; geleneği, ideolojiyi, kültürü bünyesinde taşıyan en önemli kuruma, yani “aile”ye de bulaştı.

Her altı evden biri yalnızlara ait

Görünen o ki değil dizilerde gördüğümüz dedeli nineli geniş aileler, anne-baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile bile yakın gelecekte “azınlık” haline gelebilir. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yaptığı son aile araştırması, öncekilerle birlikte ele alındığında bu endişenin hiç de yersiz olmadığını gösteriyor.

TÜİK’in araştırmasına göre, Türkiye’deki hanehalklarının yüzde 66,4’ü çekirdek ailelerden oluşuyor. “Tek kişilik” hane halklarının oranı ise yüzde 14,9. Yani kaba bir hesapla, Türkiye’de her altı-yedi evden birinde “yalnız” yaşanıyor. Hanelerin yüzde 8,2’sinde ise yalnız ebeveyn (sadece anne veya sadece baba) ve çocuklar ikamet ediyor. Yalnız ebeveyn ve çocuklardan oluşan hanehalkı oranının en yüksek olduğu il yüzde 10 ile İzmir, en düşük olduğu il ise yüzde 5,8 ile Bayburt. İstatistiklerin öne çıkardığı bu şehirler, gelenek-modernizm ekseninin iki temsilcisi olması açısından da dikkate değer görünüyor.

Yalnızlığın önlenemeyen yükselişi

Tek kişilik hanehalkı oranının en yüksek olduğu il ise yüzde 24,9 ile Tunceli; buna karşılık en düşük yalnız yaşama oranı yüzde 8,3’le Diyarbakır’da. TÜİK’in araştırması yalnızca istatistiğe dayandığı için, meselenin sosyolojik yönüne dair fikir yürütmekten öteye geçemiyoruz şimdilik. Dolayısıyla bu iki ilin öne çıkmasını “birlikte yaşama kültürü” üzerinden mi, “yaşlı ve kimsesiz nüfus” üzerinde mi yoksa “modernleşme arzusu” üzerinden mi okuyacağız sorusunu cevaplamak için kapsamlı araştırmalara ihtiyaç var.

Bu noktaya bir anda gelmedik; değişim uzun zamandan beri görülüyor, hatta adım adım kayıt altına alınıyordu. Bunun için TÜİK’in 2011’deki hanehalkı araştırmasına bakmak yeterli. Bu araştırmaya göre Türkiye’de yalnız yaşayanların sayısı 2002’den itibaren iki kat artarak 665 binden 1 milyon 141 bine çıkmış. 2011’den bugüneyse artışın ivmesi giderek yükselmiş; son rakamlara göre bugün Türkiye’de 4 milyona yakın insan tek başına yaşıyor.

Kapitalizm yalnızlara bayılıyor!

Oransal olarak yalnız yaşamada Anadolu şehirleri öne çıksa da rakama vurduğumuzda İstanbul gibi büyük şehirlerde giderek daha fazla insanın, özellikle de gençlerin yalnız yaşadığı görülüyor. Geçmişte yalnız yaşayanların büyük kısmı kısıtlı bir bütçeye sahip yaşlı, orta yaşlı veya boşanmış insanlardan oluşurken, günümüzde yalnız yaşayanların hem aylık geliri yüksek, hem de genç kuşağa mensuplar. Para sorunu olmayan yalnızların tüketim konusunda müsrif olmasının da ciddi etkileri var. Kapitalist sistem, bu etkiyi azami düzeye çıkarmak için “yalnızlık” ve “özgürlük” kavramlarını sıklıkla bir arada kullanıyor. Bunun çok pratik bir sebebi var: Bir ailede bir tane buzdolabı, çamaşır makinesi, fırın ve benzeri eşyalar en az dört kişiye yeterken, bu dört kişinin yalnız yaşaması durumunda her eşyadan dörder tane alınması gerekiyor. Sermaye için arayıp da bulunmayacak bir nimet bu.

Dünyada da durum parlak değil

Öte yandan, yalnızlaşma meselesi yalnızca Türkiye’yi değil, tüm dünyayı yakından ilgilendiriyor. Merkezi İngiltere’de bulunan Euromonitor International şirketinin yaptığı bir araştırmaya göre dünyada 1996’da yalnız yaşayan insan sayısı 153 milyon iken, bu sayı 2011’de 277 milyona ulaşmış. Yani sadece 15 yılda yalnız yaşayan insan sayısında yüzde 85’lik bir artış gerçekleşmiş. ABD bu konuda başı çekiyor. Bugün ABD’de insanların yüzde 27’si tek başına yaşıyor ki bu rakam 1920’de yalnızca yüzde 5’ti. Avrupa’nın belirli bölgelerinde bu durum daha belirgin. Örneğin Stockholm’de halkın yüzde 58’i tek başına yaşıyor.

Kimi tahminlere göre 2020 yılında Avrupa’da bulunan hanelerin yüzde 40’ını yalnızlar oluşturacak. Fransa’da 1968’ten günümüze yalnız yaşayanların sayısı neredeyse ikiye katlanmış durumda. Frankfurt, Münih ve Paris’te bulunan hanelerin yaklaşık yarısı tek kişiden oluşuyor. Almanya’da 25-45 yaş aralığındaki yalnız yaşayan kişi sayısı 1960’tan beri yaklaşık beş artmış. Yalnızca 5-6 sene içinde ülkedeki tüm hanelerin üçte birinin yalnız yaşayanlardan oluşacağı tahmin ediliyor.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yalnız yaşayanların yaş ortalaması giderek düşüyor. Neredeyse her ailede, daha lise çağındayken yalnız yaşamanın hayalini kuran bir genç mevcut. Boşanma oranlarının artması, evlilik yaşının giderek yükselmesi ve gençlerin eğitim amaçlı olarak büyük kentlere yerleşmesi gibi sebepler, yalnız yaşayanların oranını her yıl daha da yükseltiyor.

Benzer konular