Sol hâlâ dünde yaşıyor
‘Arap Baharı geriye dönmez’
Önüm arkam sağım solum 140 karakter!
Bir çatlağın sesi
Bu haber 28 Haziran 2013, Cuma 18:39 tarihinde eklendi. 1298 kez okundu.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Kabataş’taki Sırplar…

Gencecik bir anne 6 aylık bebeğiyle İstanbul’un orta yerinde, Kabataş’ta onlarca adam tarafından darp edildi, hakarete uğradı, onun söylemekten bizim de yazmaktan hayâ edeceğimiz şiddete maruz kaldı. Bizim bu noktadan sonra kelimelerimiz tükendi. Çünkü bunu yakın geçmişte Bosna’da Sırplar Müslüman kadınlara yapmıştı.
Kabataş’taki Sırplar…  

Zeynep Betül Erhun / zbetulerhun@gercekhayat.com.tr

 

Türkiye bir aya yakın bir zamandır aynı gündem maddeleriyle uğraşıyor; Gezi Parkı’nda başlayan ve pek çok şehre dalga dalga yayılan, çok geniş bir katılım olmasa da çok fazla ses çıkartan bir kesimin haberleriyle. Neye karşı olduklarına karar verememiş, küfürleri ve edepsiz açıklamalarıyla, yakıp yıkmaları ve saldırgan tavırlarıyla, yaydıkları yalan haberler ve mesnetsiz suçlamalarla beynimizde yer eden bir güruh, sükûnetini, edebini ve itidalini muhafaza eden bir milleti kışkırtmak için bir sürü eylem yaptı. Yaptıkları bu eylemlerin sonuçları genelde kendilerini vurdu. Çünkü örgütlendikleri sosyal medya yalan haberlerin gizli kalmasına fırsat tanımıyordu. En ufak provokasyonları bile sağduyulu vatandaşlar tarafından yalanlanıyor ve doğru bilgiler anında yayılıyordu. Benzer çok örneğini gördüğümüz bu eylemler Türkiye’nin imajına ve huzuruna zarar veriyordu evet, ancak eylemcilerin kendi kendilerini bitirmelerine de neden oluyordu. Olaylar süresince yayılan benzer yalan haberleri okuduk gazete ve internet sitelerinde.

 

Önce Başbakandan duyduk

 

Ancak gelen haberlerden bazıları canımızı yakmaya başladı. Kendilerini eylemci olarak niteleyen kişiler tarafından başörtüsü taktığı için sözlü tacize uğrayan, hatta hırpalanan kardeşlerimizin haberleri gelmeye başladı çünkü. Tahammül sınırlarını Gezi’deki “dost”larına güvenerek ortadan kaldıran ve bir güruhu arkasına alan bu kişiler içlerindeki nefreti açığa çıkardı. Bu haberlerin her biri hüznümüze hüzün kattı. Beraber yaşayabildiğimizi düşündüğümüz bir ülke tahayyül ederken, aslında hiçbir zaman kabul görmediğimizi ve en küçük bir infialde sataşılacak ilk insanlar olduğumuzu fark ettik bir kez daha. Bu haberleri yeni yeni almaya başladığımız ve olayların en karmaşık olduğu zamanda Başbakan Erdoğan’ın grup toplantısında kurduğu cümleler bizi daha çok ürküttü. Şöyle dedi Başbakan; “Çok önemli bir yakınımın gelinini yerlerde sürüklediler.” Ancak tüm ısrarlara rağmen olay ve kimlikle ilgili ayrıntı vermedi.

 

Sonra Selvi ve Çakır anlattı

 

Sonra Abdülkadir Selvi köşe yazısında “Bir haftadır kalbimi sıkıştıran bir cümle o. Bu da yapılır mı diye isyan edip, sonra isyanımı kalbime gömdüğüm bir hadise o. İçinden geçtiğimiz nazik dönemde, yeni yaralar açmaması için yazamadığım haber. Aslında o bir haber ya da hadise değil. O benim yüreğimdeki sızım, acım, derdim… Başbakan'ın grup konuşmasında, 'Çok önemli bir yakınımın gelinini yerlerde sürüklediler' cümlesi vardı.” cümleleriyle başladığı ve devamında “İstanbul’da büyük bir ilçe belediye başkanının gelini Z.D. 1 Haziran Cumartesi sabahı arkadaşlarıyla Adalar’a gidiyor. Yanında bebeği var. Akşam vapuruyla Adalar’dan döndükten sonra, Kabataş İskelesi’nden kocasını arıyor. Eşi, Kabataş İskelesi’nin karşısına geçip beklemesini, almaya geldiğini söylüyor. Kabataş İskelesi’nin karşısına geçerken bir grup eylemciyi görüyor. Bunların Gezi eylemcileri olduğunu fark ediyor, hatta çevre ve ağaç eylemi yaptıkları için de en ufak bir rahatsızlık hissetmiyor. Ama ne oluyorsa o sırada oluyor. Grubun içinden birkaç kadın, ‘Tayyip’in…’ diyerek önce sataşmaya daha sonra saldırmaya başlıyorlar. ‘Ne geldiyse bundan geldi’ diyerek başörtüsünü çekiyorlar, genç anneyi tekmeleye başlıyorlar. Bu sırada grubun içinden bazı erkekler de vurmaya başlıyor. Olay yerindeki bir adam müdahale edip, genç anneyi kurtarmaya çalışıyor. Onu da dövüyorlar. Bebek arabasını parçalıyorlar, genç anneyi tekmeliyorlar.” dediği yazısı ile kısmen öğrendik olayın iç yüzünü. Bu okuduklarımız bile bizi şok etmişken ve yaşananların boyutlarını düşünememişken olayları yaşayan anne Z. D. tüm utancı ve acısıyla yaşadıklarını Elif Çakır’a anlattı. Elif Çakır’ın yazarken içini parçalayan olay okurken bizim de içimizi yaktı.

 

Ülkenin gerçek sahibi onlarmış!

 

Olayı hepiniz biliyorsunuz. Gencecik bir anne 6 aylık bebeğiyle İstanbul’un orta yerinde, Kabataş’ta onlarca adam tarafından darp edildi, hakarete uğradı, onun söylemekten bizim de yazmaktan hayâ edeceğimiz şiddete maruz kaldı. Bizim bu noktadan sonra kelimelerimiz tükendi. Çünkü bunu yakın geçmişte Bosna’da Sırplar Müslüman kadınlara yapmıştı.  Şimdi yaşadıklarını genç kadının ağzından dinleyelim:

“Ağaçlar kesilmesin Taksim’e AVM yapılmasın diyerek bir grup duyarlı insanların Gezi Parkı’nda eylem yaptıklarını biliyordum. Arkadaşlarımla birlikte Cumartesi günü Adalar’a gitmeyi planlamıştık. Gittik. Ve Adalar’da olduğumuz için gün içerisindeki gelişmelerden haberim olmadı. Telefonumda şarjım bitmek üzereydi, eşimi aradım ve geleceğim saati söyledim kendisine. Tam tahmin ettiğim gibi vapurdayken şarjım bitmiş. İskelenin oradan bir telefonla eşimi arayıp geldiğimi haber verdim o da yolda olduğunu söyleyip iskelenin karşısına geçmemi söyledi. O esnada Kabataş’taki kalabalığı fark ettim. Gezi Parkı eylemcilerine destek eylemi olduğunu düşündüm. Elimde bebek arabası yolun karşısına geçtim. Ve beklemeye başladım. Bir anda ‘Bakın Tayyip’in ...... burada gelin onu...’ diyen sesler duydum ve arkama baktığımda 25–30 yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim kadınların bana karşı öfkeli bakışlarını görünce benden bahsettiklerini anladım. Ne olduğunu anlayamadığım bir anda üzerleri çıplak, elleri deri eldivenli, başlarında tuhaf bantlı 70–100 kadar adamın ortasında kaldım. Bebek arabam elimden gitti. Bir kadın “Ne geldiyse bu ülkenin başına bunların başörtüsü üzerinden geldi vurun şuna” deyince, bir adam arkamdan tekme tokat vurmaya başladı. Sonra bağırmaya başladılar. Devrim yaptıklarını, ihtilal yaptıklarını, ülkeyi bize teslim etmeyeceklerini, Erdoğan’ı asacaklarını, Erdoğan’ı da hepimizi de tek tek… Bir taraftan “Bu ülkenin gerçek sahibi biziz anladınız mı ulan” diye bağırıyorlar, bir taraftan tekmeliyorlardı. ‘Kutsal başörtüymüş, görün bakalım kutsalı size neler yapacağız’ diyerek aklınızın bile almayacağı şekilde küfrettiler, vurdular, vurdular... ‘Asacağız Erdoğan’ı anladın mı’ diye bağırdılar. Hangi birini söyleyeyim nasıl anlatayım yaptıkları küfürleri.  Bir amcaydı sanırım müdahale etmeye çalıştı onu da öldüresiye dövdüler kızıyla birlikte. Sonra uzaklaştılar. İnönü stadına doğru uzaklaştılar. O sırada tamamen kendimi kaybettim. Ondan sonra ne olduğunu hatırlamıyorum. Kendime geldiğimde üzerim idrar kokuyordu.  Yerimden kalktım bebeğimi bulmaya çalıştım.”

 

Neden?

 

O genç kadın olaydan sonra her saat başı yıkanma ihtiyacı hissediyor. Dışarıya çıkamıyor. Altı aylık bebeği sütten kesilmiş durumda. Televizyonlara bakamıyor. Gezi Parkı eylemleri deyince panik atak geçiriyor.  Neden? Ağaçları koruduğunu(!) Özgürlük(!) ve demokrasi(!) istediğini iddia eden bir güruhun kışkırtması, cesaret vermesi yüzünden. Biz bu olayla bir kez daha anlıyoruz ki başlatılan eylemlerin tek bir odak noktası vardı; Müslümanlar. İslamiyet’in daha yaşanabilir olduğu bir ülke, ideolojilerle beyinlerini doldurmuş insanları korkuttu. Neden korktukları sorusu şu an için anlamsız. Ancak ortada bir gerçek var ki biz hala bu ülkenin zenci vatandaşlarıyız. Biz hâlâ bu ülkenin ilk gözden çıkarılacak, zulümle ilk tanışacak insanlarıyız.

Yazdır Paylaş
ETİKETLER :
Gulsen Sahin - 2013-07-25 21:18:32
Bu aci gercek ulkemizin kanayan yarasi , sayin basbakanin bu gercegi bilmesine ragmen kamusal alanda basortusu serbestligi icin bir yasa cikarmamasi iktidarin degismesi durumunda 28 subat sonrasi yasananlarin tekrarlayacagi endisesini doguruyor. Ne de olsa tarih tekerrurden ibaret degil mi?!!!
Diğer Haberler
EN ÇOK OKUNANLAR
EN SON YORUMLANANLAR