Azerbaycan’ın özgürlük askerleri

“Meylim üzündeki gara haldadır/ Hicranın elacı ilk vüsaldadır/ Ne vakittir aşığın gözü yoldadır/ Bir gonağ gelesiz bize laleler.”

Tanımadıkları topraklarda canları pahasına savaşıp, zaferler kazanan, şehit düşen genç Osmanlı askerlerinin hikâyesini anlatıyor Telman Haciyev’in “Laleler” türküsü.

Umudunu bu askerlerden oluşan Kafkas İslam Ordusuna bağlamış Azeriler, Gence’den sonra Bakü’nün de kurtarılmasını beklemekte, başlarındaki kırmızı fesi gelinciğe benzettikleri Türk askerlerinin yolunu gözlemektedir.

Azerbaycan’ın başkenti Bakü işgal altındadır. 20 bin Azeri, Rus Bolşevik Kızıl Ordusu, İngiltere ve Ermeni Daşnakların eliyle katledilmiştir. Henüz Çarlık Rusyası’nın esaretinden kurtulan ve ayakları üzerinde durmaya çalışan genç devlet, bir yandan bu üçlünün saldırısına karşılık vermeye uğraşırken, öbür yandan bağımsızlığını kaybetmemek için çalışmaktadır.

Bakü, Gence, Şamahı, Merdekan ve İsmailli’de arka arkaya yaşanan katliamlar bardağı taşıran son damla olur. Azerbaycan, kendisi de o sırada dört yandan kuşatılmış Osmanlı İmparatorluğu’na müracaat edip, askeri destek ister.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında unutulan zaferlerden biri bu talep sayesinde ortaya çıkar: Kafkas İslam Ordusu.

Unutulan bir kardeşlik hikâyesi

Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında yaşanan bu olay, İmparatorluğun Ortadoğu ve Kafkasya coğrafyasındaki halklarda karşılığını göstermesi açısından müstesna.

Olayın başlangıcı, Bolşevik Rus ihtilalinin ardından Çarlık Rusya’sının esaretindeki milletlerin bağımsızlık için harekete geçmesine uzanıyor. Çarlık Rusya’sında ağır baskı ve zulümlerle karşılaşan Müslüman halklar, bağımsızlık mücadelesi için harekete geçer. Hıristiyan tabiiyeti olduğu için, ordu ve devlet kademelerinde faaliyet gösteren Gürcü ve Ermenilere göre dezavantajlı durumda olan bu Müslümanlar, askeri açıdan zayıf oldukları için işgal tehdidiyle karşı karşıyadır. Çare Osmanlı İmparatorluğu’dur. Azerbaycanlılar Osmanlı Devleti’ne bir heyet göndererek yardım istemeye karar verirler.

Osmanlı’dan yardım isteyecek olan Azerbaycan Türk heyetinin başkanlığına Nağı Şeyhzamanlı getirilir. Bir ay içinde İstanbul’a varan Şeyhzamanlı, “Azerbaycan İstiklâl Mücadelesi Hatıraları” adlı kitabında o günleri şöyle anlatıyor:

“Bâb-i Âli’ye gittik ve saat beşte Osmanlı Hükümet Başkanı Tal’at Paşa’nın huzurunda bulunduk. Sevincim ve heyecanım karışmıştı. Tal’at Paşa, masa arkasında oturmuştu. Sağında Enver Paşa, solunda Adliye Bakanı Halil Bey. Bana da oturmayı teklif ettiler. Ben vekâletnamemi Tal’at Paşa’ya sundum. Enver Paşa’nın sıcak ilgisinden cesaret alarak Kafkasya’ya gönderilecek askerî birliklere Nuri Bey’in atanmasını rica ettim. Enver Paşa ‘Nağı Bey, Nuri çok gençtir, ne yapalım?’ diye sordu. Nuri Bey’in komutanlığı ile ilgili Rus matbuatında çok haber okudum ve teferruatlı bilgi sahibiyim. Onun komutan olarak atanmasını ısrarla rica ederiz, dedim. Enver Paşa bizi kırmadan Nuri Paşa’nın komutanlığını kabul etti.”

Şeyhzamanlı uzun yıllar Rus esaretinde kalan Azerbaycan’ın askerlikten uzak tutulduğundan ve ordunun halka yabancı gibi gözüktüğünden bahisle, Osmanlı’ya yardım başvurusunda bulunmak zorunda kalındığını anlatır.
Talepleri arasında Osmanlı ordusunun subaylarınca Azerbaycan halkına askerî eğitim verecek bir ekibin görevlendirilmesi de vardır. Ancak Çarlık Rusya’sı döneminden Azerbaycan’a kalan, 300 civarında iyi eğitim almış subaydır.

Bu yokluk ve zaruret ortaya yeni bir fikrin çıkmasına neden olur ve Osmanlı Azerbaycan’a düzenli birliklerden oluşan bir ordu göndermeyi teklif eder.

Durumu incelemek için Tebriz’den hareket eden Nuri Paşa, 20 Mayıs’ta Aras nehrini geçerek Zengezur’a ulaştığında Azeri halkının uğradığı katliamlara tanık olur. Nuri Paşa o günleri şöyle not düşüyor:

“20 subaydan oluşan bir ekiple derhal hazırlığa başladık. Birçok zorluklardan sonra 12 Mayıs’ta Azerbaycan’a vardık. Bulunduğum her yerde halk beni severek karşıladı. Ermeniler silâhlı teşkilâta sahip olduğundan buradaki Müslüman ahali zayıf durumdaydı. Halkın içinden gençleri seferber etmek amacıyla bulunduğum yerlerde Türk subayları onları hem seferber ediyor hem de eğitim veriyordu.”

Genç Azerbaycan’ın kurucusu Musavat Partisi Lideri Mehmet Emin Resulzade 28 Mayıs 1918 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu’ndan yardım istemiştir. Osmanlı ile Kafkasya devletleri arasında 8 Haziran 1918 tarihinde Batum Anlaşması imzalanır. Bu anlaşmadaki 4. madde (Dostluk ve Karşılıklı Yardım) uyarınca Osmanlı Devleti lüzumu halinde Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’ne askeri yardım yapmayı kabul eder.
Azerbaycan’ın lideri Mehmet Emin Resulzade, askerlerin Gence’ye gelişleriyle yaşanan coşkuyu şu sözlerle anlatıyor:

“O zaman müdhiş bir anarşiye maruz, diğer taraftan da Bolşevik tecavüzü ile tehdit olunan Gence Nuri Paşa’yı ve askerini gökden inmiş halaskâr bir melek gibi telakki etmişdi.”

Bir avuç kahraman

I. Dünya Savaşı’ndan çıkmış, cephede kazandıklarını masada kaybetmiş Osmanlı İmparatorluğu için yardım çağrısının geldiği günler zordur. Müttefiki Almanya, Filistin cephesini öne sürerek Azerbaycan’a yardım gönderilmesine karşı çıkar.

Açıktan bir ordu göndermemek için ara bir formül düşünülür, Sultan Mehmet Reşat’ın özel fermanı ve Harbiye Nazırı ve Başkomutan vekili Enver Paşa’nın talimatıyla Kafkasya İslam Ordusu kurulur. Yine Padişah emriyle Nuri Paşa’ya Tümgeneral rütbesi verilir.

Kafkas İslam Ordusu’nun büyüklüğüne burada not düşmek gerekiyor. Tamamı Müslümanlardan oluşan ordu, Azeri ve Dağıstanlı gönüllülerin de katılımıyla 15 bin civarında asker barındırıyordu. Bakü’ye son taarruzu yapıp, şehri işgalden kurtardıklarında ise 3 bin kişilik bir kuvvete sahiptiler. Düşmanların üç kuvvetin birleşmesinden oluşan bir ordu kurduğu ve Kafkas İslam Ordusu’ndaki askerlerin savaştıkları coğrafyayı yeterince tanımadığı düşünüldüğünde zaferin büyüklüğü daha net anlaşılıyor.

Özgürlüğünüzü koruyun, biz yardım ederiz

Yine ordunun kurulması sırasında yaşanan bir başka gelişme, Osmanlı kuvvetlerinin bu savaşa Azerilerin özgürlüğünü kazanması için müdahil olduğunu ortaya koyuyor. 11 Mayıs 1918’de Osmanlı Devleti ile Transkafkasya Federasyonu arasında başlayan Batum Konferansı’nda bir grup Azeri Osmanlı’nın Azerbaycan’ı ilhak etmesini talep eder. Heyet Başkanı Halil Bey’in cevabı bu cepheden bir çıkar gözetilmediğini açıklıkla gösterir:

“… biz süngümüz ile Kafkasya’ya dahil olduk. Siz bize ilhak olmak istemeseydiniz de, biz süngü ile ilhak ederdik. Ancak buna imkân yoktur. Bizim birleşmemizi ne düşman ne de dost devletler kabul eder. Biz size yardım ediyoruz ve edeceğiz. İstiklâlinizi elde edip, müstakil yaşamanız için ne kadar lazım olsa asker göndereceğiz. Her taraflı yardım edeceğiz. Öz vatanımız gibi sizin vatanınızı da koruyacağız. Evlerinize gidin ve kurulacak istiklâli müdafaa edin.”

Bakü’nün işgal edilmesinin ardından, Gence başkent ilan edilmiş, milli mücadele oraya taşınmıştır. Son kale olarak görüldüğü için Gence Bolşevik-Daşnak Birlikleri’nin hedefi olur.

Ordunun gelişiyle eli güçlenen Azerbaycan Cumhuriyeti 28 Mayıs 1918 de Musavat Partisi lideri Mehmet Emin Resulzade’nin liderliğinde Gence’de bağımsızlığını bir bildirge ile ilân eder. Bu bildirinin ilanıyla Daşnak komutan Şaumyan, saldırı hazırlığına başlar.

Ordusunu henüz yeni kurmuş Nuri Paşa durumun vahametini görünce Osmanlı Devleti’nin Kafkasya cephesindeki 3. Ordu Komutanı Vehib Paşa’ya başvurarak acil askerî yardım gönderilmesini ister.

5. Kafkas Fırkasından 9. Kafkas Alayı ve 2. Süvari Alayı, Azerbaycan’a gelene kadar Ermeni-Daşnak birlikleri Gence’ye kadar bütün bölgeleri ele geçirirler. Nuri Paşa, Gence’nin de işgal altına girmesine engel olmak için Gence’de yaşayan Ermenilerin silahlarının toplatılmasını emreder. Silâh teslim etmeyeceklerini beyan eden Ermenilere karşı harekât başlar. 11-12 Haziran tarihinde 9. Piyade Alayı ve 2. Süvari Alayı Komutanları ile görüşmek isteyen Ermeni temsilcileri, silâhları teslim edeceklerine dair söz verirlerse de bunu yapmazlar. İlk denemelerde başarı kat edemeyen Kafkas Ordusu 12 Haziran’da yapılan başarılı taarruz sonucunda Ermenilerden silâhlarını zorla alır.

İlk şehitler Gence’de

16 Haziran’da Kürdemir etrafında Ermeni birlikleri ile Kafkas İslâm Ordusu’nun 10. Alayı arasında cereyan eden muharebede Kafkas İslâm Ordusu, ciddi kayıplar verdi. 16-18 Haziran savaşında gerek Türk Ordusundan yardıma gelenler ve gerekse Kafkas İslâm Ordusu’ndan 122 şehit verildi ve 121 kişi yaralandı.

27 Haziran’a kadar Osmanlı’dan hayli yardım gelmiş ve civar arazilerde yaşayan yerli halk da Kafkas İslâm Ordusu’na katılmıştı. Azerbaycanlıların komutanı Ali Ağa Şıhlinski’dir. Osmanlı ordusunda ise 5. Kafkas fırkasının başında önemli bir komutan Mürsel Paşa bulunmaktaydı.

27 Haziran’da Ermeni birlikleri, ansızın taarruz eder. Karameryem-Göyçay karayolu boyunca Kafkas İslam Ordusu ile yüz yüze gelir, ordu bozgunu atlatır. Gökçay Savaşı, Türk Kafkas İslam Ordusu için ve Azerbaycan için çok önemli sonuçlar ortaya çıkarır.

Almanya ve İngiltere devrede

Arka arkaya alınan zaferler Kafkas İslam Ordusu’nun varlığının güçlenmesine ve İngilizlerle Almanların yardıma çağrılmasına neden olur.

O sırada İran’da bulunan İngiliz kuvvetleri Bakü’ye doğru yola çıkar. Bolşeviklerin diğer müttefiği 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’yla ittifak yapan Almanya’dır. Kafkas İslam Ordusu’nun Bakü’ye girmesine engel olmak için harekete geçen Almanya Bakü petrollerinden pay kapmak ister.

27 Ağustos 1918’de Almanya ve Sovyet Rusya arasında imzalanan gizli anlaşmayla Almanya Sovyet Rusya’ya “Bakü sancağına ve ona bitişik Cevat, Şamakı ve Kuba sancaklarına üçüncü bir ordunun girmesine izin vermeyeceği” sözü verir. Bunun karşılığı Bakü petrollerinin dörtte birinin Almanya’ya devridir.

Daha sonra Türk kuvvetleri Bakü’ye girme hazırlığındayken Almanya bu anlaşmanın bir suretini Babıali’ye sunarak İstanbul’dan saldırıyı durdurmasını istese de bu öneri Enver Paşa tarafından reddedilir.

Kafkas İslâm Ordusu’nun ilerleyişi sürerken Bolşevik-Daşnak birlikleri ve Bakü’de yönetime sahip olan Sentrokaspi (Merkezi Hazar-Centrocaspian) hükümeti, Bağdat’tan İran’da geçmiş bulunan İngiliz birliklerinin komutanıyla anlaşarak Bakü’yü Türklere karşı savunmak için Britanya İmparatorluğunun Dunsterforce elit kuvvetini Azerbaycan’a gönderilmesini sağlamayı başarır.

Azerbaycan Milli Hükümeti’nin Bakü’yü başkent yapma ihtimali karşısında düşman kuvvetler hazırlıklarını artırmıştır. İngilizlerin Lionel Dunsterville komutasındaki Dunsterforce adı verilen ordusu 4 Ağustos’ta Bakü’yü işgale başlar. Ordu 1000 piyade, 1 topçu bataryası, 1 makineli tüfek kolu, 3 zırhlı araba, 2 uçaktan oluşmuştur.

Bakü’ye doğru yürüyüşe devam eden Kafkas İslâm Ordusu, 5 temmuzda Ağsu etrafında düşmanı bir daha yıldırarak geri çekilmeye mecbur eder. 10 Temmuz’da Kafkas İslâm Ordusu’ndan yeni darbe alan Bolşevik-Daşnak birlikleri, Kürdemir’i terk ederek Şamahı’ya doğru yürür. Düşmanı takip eden Kafkas İslâm Ordusu, 22 Temmuz’da Şamahı’yı da düşmandan temizler. 30 Temmuz’a kadar birkaç savaş yapan Kafkas İslâm Ordusu, Bakü yakınlarına kadar gelir.

5 Ağustos’ta Kafkas İslâm Ordusu’nca Bakü’ye yapılan ilk taarruz teşebbüsü, başarısız olur. Kafkas İslâm Ordusu bu muharebede 9 subay ve 139 eri şehit verirken, 444 kişi de yaralıdır.

Yaşanan bu başarısızlık Nuri Paşa’yı son harekâta hazırlanmak için ara vermeye yöneltir. Bu arada Şark Cephesi Komutanlığı ve bu komutanlığa bağlı Kuzey Grubu tamamen lağvedilerek bütün birlikleri Nuri Paşa’nın emrine verilir. Osmanlı’dan yeni yardımlar alan Kafkas İslâm Ordusu, Bakü çevresinde hazırlığa başlar.

Ve zafer…

Bir süre geri çekilme kararı alır Nuri Paşa. Osmanlı’dan istenen yardım gelir, bu arada dinlenmiş olan Kafkas İslam Ordusu tekrar 23 Ağustos’ta taarruza girer.

Bu taarruzlardan sonra, 1-13 Eylül arasında ordu saldırı yapmadan son taaruza hazırlanır. Dunsterville’in hatıralarında bu süre içerisinde Ermenilerin Müslüman halka yaptığı zulümler anlatılmıştır. Dunsterville çekilme kararı alır ancak yakın zamanda yönetimi darbe ile ele geçirmiş olan Merkezi Kafkasya Diktatörlüğü bunu kabul etmez. Bakü’de İngiliz Ordusu’ndan başka Grigory Korganov komutasında 6 bin askerden oluşan düzenli Bolşevik Ordusu, General Dokuçaev – Ermeni Albay Avetisov komutasında 6 bin piyadeden oluşan 40 uzun menzilli silaha sahip çoğunlukla Daşnak Ermenilerden oluşan Ermeni-Rus Bakü ordusu vardır.
Son dakikada Biçerakov komutasındaki 600 Kazak’dan oluşan Rus ordusu da yardıma gelir.

13 Eylül 1918’de Bakü üzerine son taarruz günüdür. Gece saat 03.00’te Kurt Kapısı’na karşı başlayan taarruzda önce Bakü’nün giriş kapıları alınır. 14 Eylül 1918 sabaha karşı Kafkas İslâm Ordusu’nun bütün topları düşman mevkilerini ateşe tutar, bu ateş karşısında tutunamayan Bakü Ordusu ve İngiliz Ordusu’ndan kalanlar mevkilerini terk ederek Enzali’ye doğru kaçar.

Kurtuluş günü; 15 Eylül 1918 olarak tarihe geçer. Kafkas İslam Ordusu Bakü’de kutlamalarla karşılanır. Şehir Bolşevik Rus, Daşnak Ermeni ve İngilizlerin işgalinden kurtarılmıştır. 16 Eylül’de Bakü’de tezahüratlar arasında resmigeçit töreni yapılır.

Azerbaycan’ın kimsesiz şehitleri

Bu harekât boyunca Türk ordusu, Azerbaycan’ı kurtarmak için 1130 şehit verdi. Bu şehitler Bakü “Şehitler Hıyabanı”nda (Şehitler Ağaçlıklı Yolu), Bakü Merkez Hastanesinde, Şamahı, Fatmayı, Göyçay, Maştağa, Neftçalan, Novhani ve Şeki yakınlarında yatıyor.

Gence’den Bakü’ye uzanan yolda şehit olanların mezarları, SSCB döneminde tahrip edilse de, Azerbaycan’ın yeniden özgürlüğe kavuşmasının ardından bu mezarlar yeniden yapılmış, mezar taşına kavuşmuş. Bazılarının ismi bile yok, onlar yöre halkı tarafından büyük saygı görüyor, “Türk şehitler” olarak anılıyor.

Mezar taşı olanların memleketleri ise, Kafkas İslam Ordusu’nu anlatır cinsten. Maraşlı, Karslı, Çorumlu, Adanalı, Konyalı, Diyarbakırlı, Balıkesirli, Bosnalı, Bulgaristanlı, Kırımlı şehitler Azerbaycan’ın özgürlüğü için düşünmeden savaşanlar.

Azerbaycan İstiklâl Mücadelesi Hatıraları eserinde Nağı Şeyhzamanlı o günleri kayıt altına almış:

“Türk kardeşlerimizin kanı, Azerbaycan çöllerinde bizim Türklerin kanıyla birbirine karışmıştır. Soy itibariyle biz birbirimize akrabayız; şimdi bizim birbirimize karışan kanımız, bunu bir daha kuvvetlendirdi. Azerbaycan’ın istiklâliyeti uğrunda dökülmüş kanlar, Osmanlı ve Azerbaycan Türklerinin kırılmaz ilişkilerinin garantisidir.”

“Bakü zapt olundu”

Bakü’nün düşman işgalinden kurtarılmasını, 16 Eylül 1918’de Nuri Paşa Harbiye Nazırı ve Başkomutan vekili abisi Enver Paşa’ya şu telgrafla bildiriyor:

“Allah’ın yardımı ile Bakü şehri otuz saat şiddetli muharebeden sonra 15. 09. 1918 tarihinde düşmandan tamamıyla temizlenerek zapt olunmuştur. 54. Alayın kahramanlığı zikredilmeye değer. Tafsilat arz olunacaktır.”

Nuri Paşa’nın telgrafına ağabeyi Enver Paşa’dan cevap gelir.

Şark Orduları Grubu Komutanı Halil Paşa’ya ve Kafkas İslam Ordusu Komutanı Nuri Paşa’ya kutlama mesajında şöyle der:

“Büyük Turan İmparatorluğu’nun Hazar Denizi kıyısındaki zengin bir konak yeri olan Bakü şehrinin zaptına ilişkin haberi büyük sevinç ve mutlulukla öğrenmiş bulunuyorum. Türk İslam tarihi sizin bu hizmetinizi unutmayacaktır. Gazilerimizin gözlerinden öper, şehitlerimize Fatihalar ithaf ederim.”

Enver Paşa
Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili

Kısa süren özgürlük

Osmanlı Ordusunun Azerbaycan ve Dağıstan’daki varlığı fazla uzun sürmedi. I. Dünya savaşında Osmanlı İmparatorluğu İtilaf Devletleri’nden mütareke isteğinde bulundu. Enver Paşa, Şark Orduları Grup Kumandanı Halil Paşa’ya gönderdiği ayrı bir emirde de; Nuri Paşa’nın orada kendisi ile çalışmak üzere kalacak subay ve askerleri belirleyerek ona göre faaliyette bulunmasını istemişti. Henüz mütareke imzalanmadan önce 16 Ekim 1918 tarihinde Osmanlı Hükümeti (Ahmet İzzet Paşa Hükümeti) Brest-Litovsk Antlaşması ile kazanılan yerler dışındaki toprakların boşaltılması kararını almıştı. 21 Ekim 1918 günü Kafkasya’daki IX.Ordu Komutanlığı’na verilen emir ile 24 Ekim tarihinden itibaren 6 hafta içinde de bölgenin terki istenildi. Yani Elviye-i Selâse (Kars, Ardahan, Batum) hariç, Azerbaycan, Dağıstan ve Nahçıvan dahil tüm bölge terk ediliyordu. 30 Ekim 1918’deki Mondros Ateşkes Anlaşması ile güçlü ve disiplinli Osmanlı askeri varlığı bu cephede resmen sona erdi.

Benzer konular